| |
Bilişimse, bilişelim...
Son derece sevimli bir fotoğraftı bana göre. 76 yaşında bir adam, önündeki bilgisayarın dev ekranına bakıyor... Yüzünde sevinçle hayret, şaşkınlıkla mutluluk ve hüzünle gurbet dans ediyor.
Nasıl desem, belki de insanın, yeni doğmuş torunu kucağına verildiğinde duyabileceği karmakarışık duygular... Okşama arzusu duyarken, etrafındaki kalabalığın bakışlarından çekinip kendini zoraki frenleme refleksi... İçinde çarpışan duyguların bütün katmanlarını yüzünde taşıyor ve hiç de aşina olmadığı bu uçsuz bucaksız dijital evrende, hafif bir korku hissiyle dolaştığı gözlerinden okunuyordu. Çünkü o, bu zamanın ve böylesi bir âlemin insanı değildi. Ülkesinde, Avrasya’nın en büyük iletişim fuarının düzenlenmiş olması onu elbette gururlandırıyordu; ama gördükleri karşısında duyduğu hayret ve burada olup bitene uzaklığı, yaşadığı gururu bastırıyordu. Kısacası, bu kocaman dijital evreni, akıllara durgunluk veren teknoloji karnavalını gezerken, Anadolu’nun ücra bir köyünden çıkıp bir metropolün şaşaalı bir caddesine gelmiş ve burada, hayatında ilk defa gördüğü göz alıcı vitrinler karşısında şaşkınlık geçiren bir çocuktan farksızdı. Şimdilerde şiir, hayatında ne kadar yer ediyor bilinmez; ama o bir şairdi. 76 yaşındaydı, üstelik yazışmalarını hâlâ emektar bir daktilo ile yapıyordu. O gün Türkiye’nin başbakanı olarak Avrasya’nın en büyük bilgi ve iletişim teknolojileri fuarı ‘CeBIT Bilişim Eurasia Fuarı’nın açılışını yapıyordu...
Başbakan Ecevit’in, Bilişim Fuarı’nı gezerken verdiği ‘fotoğraf’, tastamam böyle duygular uyandırdı bende. Kendisini küçümsediğim, ayıpladığım sanılmasın sakın. Onun yüzünden okuyabildiklerim, bildik bir şarkı sözünü hatırlattı bana: “Ya ben erken gelmişim, ya sen geç kalmışsın...” Teknoloji öyle bir dünya ki, içine girmediğinizde, peşinden koşmadığınızda sizi bulunduğunuz yerde bırakıp gidiyor. Araya bir kopukluk, bir soğukluk girdi mi, bir daha yakalamanız, uyum sağlamanız mümkün olmuyor. Sadece hayranlıkla ve biraz da korkuyla izleyebiliyorsunuz onun her gün yeni bir çılgınlıkla karşınıza getirdiği ‘nimetleri’. Malumdur, insan bilmediğinin, ulaşamadığının düşmanıdır ve korkar ondan. Bu yabancılığı ve korkuyu savuşturmak için de onun gereksizliğine ‘olmasa da olur’luğuna inandırmaya çalışır kendini. Ama nafile... Artık teknolojinin gündelik hayattaki en basit ve en elzem nimetleri olan cep telefonu ve bilgisayardan ne kadar uzak durabilir insan?
Bizim edebiyat camiası, yazar ve şair takımı her zaman soğuk durmuştur teknolojinin ‘şımarık’ çılgınlığına, direnmiştir... Yakın zamana kadar bilgisayar tuşuna el sürmemiştir mesela. Şimdilerde biraz yumuşamıştır bu soğukluk. Dolmakalemler yavaş yavaş çekmecelere konmuş, emektar daktilolar masadan kaldırılmıştır. Bilgisayar tuşlarının o nazik şıkırtısı, pek çok eski kuşak şairin, yazarın gönlünü çoktan fethetmiştir. İnternet, ‘ne idüğü belirsiz’ bir âlem olmaktan çıkmıştır. Artık onlar da yazılarını bilgisayarda yazıyor, faks– modemle gazeteye, dergilere gönderiyor; kendilerine gelen –e postaları açıp okuyabiliyor ve okurlarıyla mesajlaşabiliyorlar. Yeni kuşak edebiyatçılarsa bu dünyanın bütün nimetlerinin içine doğmanın verdiği şansı sonuna kadar kullanıyor. Öyle ki, net’te yüzlerce edebiyat ve şiir sitesi kuruyor, eserlerini internet üzerinden okurlarıyla paylaşıyorlar ve bu sınırsız dünyanın koridorlarında korkusuzca dolaşıyorlar.
Bu satırların yazarı da uzun süre direndi bilgisayar denilen ‘muamma’nın denizine atlamamak için. Olmadık mazeretler geliştirdi. İşin doğrusu, korkuyordu. O edebiyatçı, yazar, çizer haleti ruhiyesi işte... Allah’tan kendisini seven, teknoloji cahili kalmasını istemeyen dostları vardı. Bir gün birisi, bir kısmını da kendi cebinden tamamlayarak bir bilgisayar alıverdi. Epey uğraştı, yüzme öğretinceye dek; fakat sonra çok hayır dua aldı. Şimdi şükürler olsun, Ali Çolak yazılarını bilgisayarda yazıyor, internette dolaşıyor. Bunun dışında pek marifet geliştirebilmiş değil, ama şimdilik bu kadarı da yetiyor. Bu yüzden, Bilişim Fuarı’nda bilgisayarın dev ekranına karmakarışık duygular içinde bakan başbakanı en iyi o anlıyor. Ve asla yadırgamıyor onu, ayıplamıyor. Ne de olsa Ecevit de bir şair, üstelik yaşı hayli ilerlemiş bir şair... Artık Ali Çolak ‘bilişim’in gücüne inanıyor ve ‘gelin biliş olalım’ diyor.
07.09.2002
|