Savaşın eşiğindeki Bağdatlılar, İbrahim Tatlıses’le eğleniyor
Bağdatlılar; ambargoya ve savaş söylentilerine inat yüzlerindeki tebessümden hiçbir şey kaybetmemiş. Ancak hastanelerdeki günahsız çocuklar, boynu bükük savaşın acı yüzünü gösteriyor. Bu manzara, Birleşmiş Milletler'in gıda karşılığı petrol politikasının nelere yol açabileceğinin de göstergesi.
Irak’ın başkenti Bağdat, muhtemel bir ABD operasyonunda öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Irak’ın öteki yüzü Bağdat’ta yaşayan halk, ambargoya ve savaş söylentilerine inat çehrelerindeki tebessümden hiçbir şey kaybetmemiş. Sadece Türk gazetecilerini değil, ABD’li ve İngiliz gazetecileri de aynı misafirperverlikle ağırlıyorlar. Irak halkı Türkiye’yi sanıldığından daha fazla tanıyor. Türk firmaları buralarda en ciddi, en güvenilir markalar olarak biliniyor. Hemen her evde bir Türk ürününe rastlamak mümkün. Zaten Arçelik ve Vestel buranın vazgeçilmezleri arasına girmiş. İbrahim Tatlıses’in Sabuha ve Pala Remzi türküleri Bağdat sokaklarında yankılanıyor. Sibel Can ve Mahsun Kırmızıgül de Irak halkı tarafından sevilen isimler arasında.
Körfez Savaşı’nın ardından yükselen hastalık grafiklerini düşürmek için büyük çaba sarf eden Irak Sağlık Bakanlığı, 1998 saldırılarının ardından çökmüş. Bombalar, Irak’ın sağlık politikalarını da vurmuş. Hastalıklar arasında ilk sırayı kanser alıyor. Lösemiye karşı mücadele oranı dünya genelinde yüzde 75 iken, aynı rakam Irak’ta ilaç yetersizliği sebebiyle sadece yüzde 5’ler seviyesinde. Iraklı doktorlar lösemiye karşı ilaç geliştirebilmek için mantarlar üzerinde deneyler yapmaya çalışıyor.
Irak’ın görünmeyen yüzünü teşkil eden bu insanlar, ambargoya ve savaş söylentilerine inat, güleryüzlü; sadece bize değil, ABD ve İngiliz gazetecilere bile misafirperverliklerini sergiliyor. Sokaklarında, çifte medeniyet izini bulmak mümkün. Irak, bir yandan Arap medeniyetine olabildiğince bağlı, bir yandan da temizliğinden kültürüne, farklı dinlere saygısıyla tam bir Osmanlı. Irak’ın beğenilmeyen yönetiminde 6 Kürt, 2 Hıristiyan bakan var. Saddam’ı yurtdışında temsil eden iki kişiden Taha Yasin Ramazan Kürt, Tarık Aziz ise Hıristiyan olan Irak vatandaşları. En büyük sıkıntıyı Şiî nüfus yaşıyor. Ülkenin % 60’ına sahip Şiîler, yönetimi % 40’lık Sünnîlere kaptırmanın sancısını yaşıyor. İşte ABD’nin yapacağı bir operasyonda en büyük dayanağı da bu % 60’lık mutsuz Şiî nüfus olacak.
Irak’a adımımızı attığımız Saddam Uluslararası Havaalanı ile kaldığımız otele kadar yollarda bir çöp bulmak ne mümkün. İnsanlar, fakirlik sınırlarının çok altında yaşamasına karşın, ahlaki değerlerinden hiç taviz vermemiş. Taksicilerinde, bazılarımızın sık yaşadığı, yabancıyı kazıklama gibi eğilim yok. Buna mukabil bahşiş kültürünü bir hayli geliştirmişler. Siz verene ya da onlar koparana kadar bahşiş ricaları bitmiyor. Bahşiş kültürünün Irak’la bütünleştiğinin farkına varıyorsunuz. Irak’ın bahşişle birlikte ikinci bir gerçeği de Saddam Hüseyin büstleri ve resimleri. Havaalanından başlayarak her kilometreye bir büst ve onlarca Saddam resmi düşüyor. Anlaşılan Londra’da gölge hükümet kurmaya çalışan Irak muhalefetinin Bağdat’a yolu düşmemiş. Sokakta, çarşı ve pazarda Saddam kelimesi gönüllerden bize yansıyor. Kâbus senaryolarımızı süsleyen bu bilinmez lider, Irak halkının kurtarıcısı rolünü üstlenmiş. Bağdat’ta iklim, Dicle’nin de etkisiyle büyük değişim gösteriyor. Halkla kaşnaşmaya başladıkça Irak sokaklarında beklentilerin ötesinde tanındığımız ortaya çıkıyor. Türk firmaları buralarda en ciddi, en güvenilir markalar olarak tanınıyor. Sözgelimi girdiğiniz hemen her evde bir Türk ürününe rastlıyorsunuz. Zaten Arçelik ve Vestel buranın vazgeçilmezleri arasına girmiş. ‘Siz dostumuzsunuz.’ diyenleri duymaya alışmıştık; ama İbrahim Tatlıses’in ‘Sabuha’sını, ‘Pala Remzi’sini seslendirdiklerini duyunca biz de onlarla dost olduk. Sibel Can ve Mahsun Kırmızıgül de Irak halkı tarafından sevilen isimler arasında yer alıyor.
‘Hasan Şaş da gelmiş!’
Televizyonu açtığınızda karşınızda ATV’yi bulmanız mümkün. Biraz izledikten sonra anlıyorsunuz ki Sibel Can’ın şarkılarını ATV’den kaydetmiş aynen yayınlıyorlar. Tanınmışlığımızın ölçüsünü, saçları dökülmüş, bir kameraman arkadaşı gören Iraklı askerin “Ooo, Hasan Şaş da buradaymış!” sözleri yeterince özetliyor sanırım.
Zaman, Türk – Irak Dostluk Derneği tarafından düzenlenen Irak gezisine, 28 gazeteci içerisinde katıldı. Genel itibarla siyasi temasların ağırlık kazandığı gezide yakaladığımız boşlukları halkla kaynaşma fırsatı olarak değerlendirdik. Bağdatlılar, sıcak, espri kültürü gelişmiş, bir o kadar da zeki insanlar. Burada tek yasak devlet başkanları ve ailesi hakkında konuşmak. Kaldığımız Al Reşit Oteli’nin internet salonunda her milletten insanı bulmanız mümkün. Yani ambargo ve savaş söylentileri meraklılarını buralara çekmiş.
Sokakların, yaklaşan savaş tehdidiyle pek alakası yok. Ambargonun etkilediği pazarlarda her şey var; ama oldukça pahalı. Ulaşım için kullandığımız taksicilere bu anormal şartlarda bu derece doğal seyrin nedenini soruyoruz. Biri “Biz savaşlarla beraber yaşamayı öğrendik. Sonuçta ölenle ölünmüyor. Bunun yanında pek çok fakir insan Kuveyt’e girilmesiyle beraber oradakilerden aldıklarıyla zenginleşti. Yani biz savaşlarla yaşamaya alıştık.” diyor. Bir diğeri kendisinin ayda 60 dolara yakın bir kazancı olduğunu ve bunun Irak şartlarında ‘hatırı sayılır bir maaş’ sayılabileceğini belirtiyor.
İlaç yok, lösemi hastası çocuklar esir!
Bağdat’ın hastaneleri hiç de iç acıcı olmayan manzaralarla dolu. Körfez Savaşı ve 1998’de yapılan hava operasyonlarıyla yıkılan kimyasal silah fabrikalarını saymazsak belki de savaşı hatırlatan tek manzara burada dikkati çekiyor. ‘Bize Saddam yeter’, sözleri dillerde birer slogan olarak dursa da, hastanedeki günahsız çocuklar, boynu bükük savaşın acı yüzünü gösteriyor. Pek çoğu lösemi hastalığına yakalanmış bu çocukların yanı sıra yetersiz beslenme nedeniyle erken doğum yapmış, çocuklarının başında bekleyen genç anneler “Artık savaş istemiyoruz.” düşüncesini seslendiriyor.
Hastanelerdeki manzara BM’nin gıda karşılığı petrol politikasının nelere yol açabileceğinin de göstergesi. Yüzlerce hastanın beklediği ilaçlar, ‘kimyasal silah yapımında kullanılabilir’ gerekçesiyle aylardır gönderilmiyor. Yani ilaç orada, hasta burada bekliyor. Paralar gönderilmiş, ilaç gelmemiş, çocuklar dualarla tedavi edilmeye çalışılıyor. Körfez Savaşı’nın ardından yükselen hastalık grafiklerini düşürmek için büyük çaba sarf eden Irak Sağlık Bakanlığı 1998 saldırılarının ardından yıkılmış. Bombalar, Irak’ın müstahkem mevzileri kadar sağlık politikalarını da vurmuş. Hastalıklar arasında en büyük tırmanışı kanser yapmış. Iraklı yetkililer buna gerekçe olarak ‘tanklara karşı kullanılan radyasyon saçan füzeleri’ gösteriyor. Dünya genelinde % 75 oranında yakalanan lösemiye karşı mücadele ilaç yetersizliği nedeniyle burada % 5’lerde kalmış.
|