|
AKP ve CHP
Türk siyasi hayatına iki “yeni figür” katılıyor. Latince isim “figür” kelimesini kullanmamın sebebi, kamuoyu araştırmalarında ilk iki sırada görünen AKP ve CHP’nin önümüzdeki günlerde sahiden belirleyici ve etkileyici özne olup olmayacaklarına ilişkin taşıdığım kuşkudur.
CHP’nin geçen yüzyılın ilk çeyreğinden beri var olduğunu, altı okuyla “demokrasisiz cumhuriyet geleneği”nden geldiğini, hatta “devlet kurucu parti misyonu”nun onun neredeyse alamet–i farikası olduğunu unutmuş değilim. 18 Nisan 1999 seçimlerinde CHP’yi barajın altında bırakan esasında bu özelliğidir.
Ancak bugün CHP eski CHP değildir. Onu üst sıralara çıkartan seçmen kitlesi milli gelirin yüzde 56’sını alan ve Türkiye’yi sıkı markaj politikalarla modernize etme misyonunu “dini bir vecd”le yerine getiren beyaz seçkinler veya jakoben zümreler değildir. Onların tercihleri ANAP, YTP ve bir ölçüde DYP arasında marjinal seviyelere düşmüş bulunmaktadır. Yıllardır iktisadi yoksulluk ve mahrumiyet içinde yaşayan geniş kitleleri yanıltan DSP ise kar topu gibi erimektedir.
Bunun anlamı “siyasi merkez”in tam bir çöküntü hali içine girmiş olmasıdır. Paradoksal olan şu ki; CHP, ya analiz ve gözlem hatası yapıp “merkez sol” bir parti rolünü üstlendiğini iddia ediyor veya 28 Şubat konjonktürünün devam eden etkisini hesaba katıp “siyasi merkez”e üstü kapalı teminat mesajları gönderiyor. Henüz yeterince analizi ve değerlendirmesi yapılmamış olsa da, bugün için kentli ve gelişme potansiyeline sahip geniş kitlelere “sosyal liberal sentez” sloganı “sol” ve “merkez sol”dan çok daha çekici geliyor.
Aynı şey AKP için de söz konusudur. En yüksek seçmen desteğine sahip olarak sandığa giden AKP’nin kendi seçmen profilini hangi ölçülerde sağlıklı değerlendirdiğini bilmiyorum. Açık olan şu ki; marjinal ahlaki ve kültürel gruplar ile büyük sermaye zümresinin dışında kalan bütün toplumsal kesimlerin “bu sefer AKP” deyip, umut bağladığı parti konumundadır. Farklı kültürel eğilimlerin ve yaşama biçimlerinin buluştuğu bu parti, nihayetinde sosyo–ekonomik anlamda “merkezkaç güçler”den oluşmaktadır. Kısaca AKP, “siyasi merkez”in değil, “büyük toplumsal merkez”in partisidir. Henüz siyasi kimliği, iddiası, doktriner yapısı ve gelecekle ilgili tasarımları bakımından kurumsallaşmış bir parti olmadığı muhakkak; 1983’te ANAP’ı harekete geçiren rüzgar, 1995’te RP’yi sandıktan birinci parti çıkaran toplumsal iklim bugün AKP için söz konusudur.
Fakat bu parti de CHP gibi, ya eksik ve hatalı gözlem yapıp “siyasi merkez”e teminat mesajları göndermeyi seçim sonrasının paratoneri olarak kullanmakta ya da geçmişte AP ve ANAP’ın içine düştüğü hataya düşüp toplumsal merkezin onayını ve desteğini merkezdeki çekirdeğin kullanımına sunmayı düşünmektedir. Bu açıdan CHP’nin “sol” ve “merkez sol” yönelimi hangi ölçülerde boş bir yatırım ve hiçbir toplumsal gerçekliği olmayan bir retorikse, AKP’nin de “sağ” ve “merkez sağ” yönelimi o ölçülerde boş bir yatırım ve hiçbir toplumsal karşılığı olmayan bir retoriktir.
Figür, resim ve heykelde tasvir ve surettir; yani figür ile tamamlayıcı unsurların tümü suretadır. Özne olmak ve aktör gibi oynamak farklı bir ahlaki durumdur. Partiler figür olmayı kabul ettikleri zaman siyasi merkezin öngörü ve yönlendirmelerine göre sureta ortalıkta bulunurlar; özne ve aktör durumunda ise vekaletlerini aldıkları bireyin ve toplumun beklediği rolü oynarlar. Bu kesinlikle siyasi partilerin kendilerini algılama biçimiyle ilgilidir.
AKP ve CHP’nin ne türden bir idrake sahip olduklarını yakında anlayacağız. Türkiye, 1950, 1965, 1973, 1983 ve 1995 seçimlerinden sonra bir kere daha büyük bir umutla sandığa gitmeye hazırlanmaktadır. Seçim yarışı kesinlikle partiler arasında değil, “siyasi merkez” ile “toplumsal merkez” arasında olmaktadır. AKP ve CHP bu aşamada sadece birer enstrümandırlar.
14.09.2002
|