Fransız Le Monde gazetesinin geçtiğimiz günlerde verdiği bir haber oldukça ilgi çekiciydi; ‘’CIA Hollywood senaryolarını nasıl yazıyor?’’... Aslında bugüne kadar üzerinde hep konuşulan ancak hiçbir zaman net bir şekilde ifade edilmeyen bir düşünceydi Le Monde’un dile getirdiği. Hollywood’da Amerikan çıkarları için her türlü ‘derin’ yola başvurulduğu ulusal bilincin bir ürünü şeklinde –bir iyi niyet yaklaşımıyla– yorumlanabilir. Ya da Amerikan’ın görsel bir güç imparatorluğu olan ve uluslararası kamuoyu oluşturulmasında müthiş bir etkiye sahip olan Hollywood’u
çıkarları için kullanmakta herhangi bir beis görmediği söylenebilir... Le Monde’un bir diğer iddiası ise 11 Eylül sonrası Hollywood’un savaş, nükleer tehdit ve terörizm konulu filmlerinin hemen hemen tümünün senaryolarının CIA ajanlarıyla birlikte hazırlandığı. Hollywood ile CIA arasındaki ilişkilerden sorumlu isim Chase Brandon, yaptığı açıklamada, Amerika’nın kendi prodüktörleri tarafından kötü ve CIA’nın de karanlık bir imaja sahip olduğu izlenimi oluşturduğunu ve bunun önüne geçmek istediklerini belirtiyor. Hâlâ ülkemizde de vizyonda olan En büyük Korku filminin senaryosu da yapımcı şirket Paramount tarafından önce kendilerine gösterilmiş.
Kötülük problemi...
Amerika’da 11 Eylül sonrası her şey bir filtreden geçiyor. Buna Hollywood da dahil. Anlaşılan o ki yeni dünyanın da mecburen kabul ettiği ciddi bir ‘kötülük problemi var’. Amerikalılar için terör yalnızca televizyonlarından seyrettikleri uzak bir yanılsama değil artık. Çünkü 11 Eylül saldırılarının ardından ‘ekran’ görüntüleri zihinlerinde net bir karşılık buldu. Atlantik’in ötesinde âsude bir yaşam süren Amerikalılar, yaşadıkları terör faciasıyla fark ettiler ki hayat sandıkları kadar pembe dünyalar sunmuyor insana. Ve görünen o ki iyilik ve kötülük kavramlarına da eskisi gibi yaklaşmayacaklar. Kendi sosyal olguları içerisinde iyi–kötü, mutlu–mutsuz, zengin–fakir kavramlarının izdüşümlerini yeniden sorgulamaya başlayacakları ise kesin. Fakat en çok kendilerini zorlayacak olan sanırız ‘İyilik ve kötülük nedir?’ soruları olacaktır. Yani artık yeni dünyanın da mecburen kabul ettiği ciddi bir ‘kötülük problemi var’.
CIA'nın Hollywood ilgisi
Oysaki yeni dünya senaristleri sihirli bir dünya olan beyazperdede hep iyiler ve kötüler üzerine kurgulamıştı oyunlarını. Şimdi bu oyunlar Amerikalılar için hayatın tam göbeğinde yer işgal ediyor! Le Monde’un iddiasına göre El Kaide örgütü ile bağlantısı olduğu iddia edilen El Muhacir’in tutuklandığını açıklamak için bile En Büyük Korku filminin vizyona girmesi beklenmiş. Bu durumda Pentagon, CIA ve Hollywood üçgenin dirsek teması içerisine girmekte herhangi bir mahzur görmediğinin kanıtı. 11 Eylül öncesinde de durum pek farklı değil aslında “Yoğun ve aksiyon yüklü. Patlamaya hazır bir dinamit gibi!’’ Bu sözler Kod Adı Kılıçbalığı filmi için SSG Synddicate’in film eleştirmeni Susan Granger’e ait. Film uluslararası bir terörizm organizasyonunun yüksek teknolojiyi kullanarak New York’ta büyük bir katliama sebep olmasını anlatıyordu. Ardından ise terörizm, Kod Adı Kılıçbalığı’yla finalde sevimli bir göz kırparak seyirciye veda ediyordu. Aslında terörizme göz kırpan Hollywood yapımı yalnızca Kod Adı Kılıçbalığı değildi. Öyle ki yeni dünya senaristleri terörizmin her türlüsünü beyazperdeye taşıyarak zengin bir mönü sundular yıllarca insanlara. Denzel Washington’un Kuşatması’nda Ortadoğulu fundamentalist örgütler ABD’ye terörizmi ‘hak’ görürken, Barışçı’da eski düşman Rusya’nın bünyesinde ikamet eden teröristler nükleer tehdit unsuru oluşturuyordu. Zor Ölüm 3’te ise Avrupa’nın güçlü devleti Almanya’dan yola çıkan bir grup, faşist bir düzen kurmak için New York’u birbirine katıyordu.
11 Eylül Hollywood'u etkiledi
Afrika ise terör temalı filmler arasında vazgeçilmez bir malzemeydi. Yelpazeye göz gezdirdiğimiz zaman Ortadoğu’dan Rusya’ya, Avrupa’dan Afrika’ya Amerika’nın düşmanları sürekli mevcudiyet içerisinde. Hollywood’un sansasyonel eylemleri kendisine tema olarak seçerek bundan büyük maddi kazançlar elde ettiği tartışılmaz bir gerçek. Çünkü sinema endüstrisinin kalbi ve beyni yaşamını idame ettirmek zorundadır. Filmlerde şiddete övgünün vazgeçilmezliği, gelişmemiş bilincin en alt kültürü olan ilkelliği günyüzüne çıkartırken Amerika’nın büyük bir terörizm saldırısına uğramasının öncesine ait de ipuçları veriyor. Belki çok iddialı olacak; ama 11 Eylül saldırılarındaki eylem şekli sanki bir ABD’li senaristin kaleminden çıkmış gibiydi! Ama ortaya çıkan görüntüler bilinçaltındaki düşünce gücünün sınırsızca kendini ifade etme imkanı bulduğu ‘beyazperdenin efendisi’ Hollywood versiyonu bir film değildi. Amerika’yı altüst eden bombalama olayları bir kez daha gösterdi ki hayal ile gerçek arasında yalnızca ince bir zar var. Ve bu zar, gerçek ile zamanın ortaklığı sonucu her an yırtılabilir. Aynen Hollywood senaristlerinin yıllardır kağıtlara döktükleri korkularının art arda gerçeklemesi gibi!
Vazgeçilmez tema 'terör'
Kuşkusuz ABD için sürekli birinci tehdit olan ‘terör’, sinema endüstrisinin de tarihi boyunca vazgeçilmez temalarından biri oldu. Terörizm üzerine büyük ve küçük bütçeli olmak üzere belki de binin üzerinde film çevrildi. Ancak Hollywood, son yaşanan korkunç terörizm eylemi ile kendi ‘karabasanın’ tuzağına düştü. Öyle ki Empire State’i havaya uçurmak üzere onlarca kişiyi esir alan terörist grubu ile kahraman bir polisin hikayesinin anlatıldığı Bruce Willis’li Zor Ölüm ile teröristlerin gökdelen fantezisi yıllar öncesinde zihinlerde tetiklenmeye başlamıştı. Ardından gelen Cehennem Silahı serisinde yine teröristler tarafından oldukça büyük bir patlamaya maruz bırakılan ünlü gökdelenlerden biri ile görsel bir şölene davetiye çıkartılıyordu! Fakat gerçek değildi.. ta ki bombalamalar sonucu tarihe karışan Dünya Ticaret Merkezi’nin ikizlerinin havaya uçurulması gerçeğini insanlar naklen seyredene kadar. Uçak kaçırılması ve eylemde kullanılması vazgeçilmez gerilim anları arasındaydı senaristlerin, 11 Eylül’de gerçekleşen saldırılarda bire bir olduğu ve John Woo’nun yönetmenliğini yaptığı Kırık Ok’taki Amerikan Hava Kuvvetleri’nin gurur kaynağı nükleer başlıklı “hayalet uçak’’ın kaçırılıp yine ABD aleyhine kullanılmak üzere harekete geçirilmesi gibi. Ve yine bir Woo filmi olan Yüz Yüze’de uluslararası teröristlerin en üst düzey teknolojileri kullanarak bütün San Francisco’yu havaya uçurmayı düşlemesi gibi. Hatta Nicolas Cage’li Kaya’da arzulananlar gibi; Manhattan’a doğru çevrilen bombalarla koskoca gökdelenler şehrinin ortadan kaldırılmasının vereceği histerinin yaşattığı haz, sanırız Amerika’da yaşanan olayların çok öncesinde bilinçaltlarında teröristlere yol göstermiştir diye düşünüyoruz. Bu korku ve fantezi içgüdüsünün yansımasıyla ‘hırsıza yol gösteren ev sahibi’ misali senaristlerin fundamentalist terörizm konusundaki zirve olduğu yapım kuşkusuz Kuşatma. Yönetmenliğini Edward Zwick’in, senaristliğini Lawrence Wright’ın yaptığı Kuşatma’nın konusuna bakınca Amerika’daki terör saldırılarında yaşananlarla ne kadar büyük benzerlikler taşıdığını hayretler içinde göreceksiniz.
'Kuşatma' önemli bir ayna!
İşte konu: Amerikan ordusunun fundamentalist teröristlerle ilgili Ortadoğu’da yaptığı saldırılar sonucunda New York terörizmin ana hedefi haline gelir. Çeşitli bombalı hareketlerle başlayan işgal durumu hızını giderek artırırken FBI’ın Terörizm bölüm başı Anthony Hubbard (Denzel Washington) ve CIA’dan Elise Kraft (Annette Benning) ile General Devereaux (Bruce Willis) New York sokaklarında sıkıyönetim ilan ederler; ama gökdelenlerin patlatılmasına engel olamazlar. Kuşatma İkiz Kuleler’de yaşanılanlara bire bir ayna tutuyor. Fundamentalist intihar komandoları, boşaltılan şehirler, havaya uçan gökdelenler binlerce ölü... Hollywood Kötüyü dillendirerek topraklarına çekiyor. Çünkü biz sinemanın varlık sebebinden dolayı biliyoruz ki ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’. 11 Eylül’ün ardından Hollywood ve Amerikan hükümeti artık sürekli göz göze gelecekler gibi gözüküyor. İçinde uluslararası ajanlar savaşı bulunan veya farklı ülkelerin çıkarlarını merkez alan yapımların Amerika’ya hizmet etmeyen bir tavır takınıp takınmayacağı anlaşılan dikkatle incelenecek. Buna örnek vermek gerekirse 2001 Aralık ayında Kara Şahin Düştü’nün prömiyerine ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile Savunma Bakanı Donald Rumsfeld gibi isimlerin katılmaları Hollywood’un artık ne derece ciddi manada markaj altında olduğunu ortaya koyuyor
r.yilmaz@zaman.com.tr
14.09.2002
|