|
Derviş neler söylüyor!
D erviş’in söyledikleri arasında önemli doğrular da var. Bizde liberal ekonomiyi savunanların 20 yıldır unuttuğu ve hatırlatılmasından hiç hoşlanmadığı bazı gerçekleri ucundan ucundan dile getirmesi, doğrusu çok ilgi çekici bir manzara oluşturuyor.
Geçen gün, sermaye hareketliliği ile ilgili bir soruya şu cevabı verdi: “Her şeyin bir dengesi var. Dengesini kurmadığınız zaman, olumlu görünen bazı tedbirler bile ters sonuçlar vermeye başlar. 1980’li yıllarda biz fazlaca hızlı davrandık! Bir kriz anında paranın giriş çıkışlarını bundan dolayı kontrol edemez hale geldik, farkına varıyorsunuz, hissediyorsunuz; ama lazım gelen kurallar ve kurumlar oturmadığı için, kaçışları denetleyemiyorsunuz. Ne gidiyor, ne geliyor, bilemiyorsunuz.”
Derviş’e göre, “bırakalım serbest piyasa kendiliğinden işlesin, bunun sonucunda her mesele kendiliğinden çözülür” kanaati yanlıştır. Serbest piyasa kendi başına adalet getirmez, dar gelirlilerin durumunu iyileştirici tesirleri kendiliğinden sağlamaz. Tam tersine, adaletsiz dağılımın çelişkilerini daha da büyütür ve vahşi kapitalizme dönüşür. Bunları herkes biliyor ve çeşitli ülkelerdeki ters gelişmelerin nasıl dengeleneceği üzerinde kafa yoruyor. Bunlardan IMF de haberdar, Batı’nın kalburüstü bütün ekonomistleri de. Gerçi saf liberaller de var; ama onlar fazla rağbette değil; daha ziyade teorik planda kalıyorlar. Hayatın ve ekonominin gerçeği, belirttiğim denge tedbirleriyle yürümeyi gerektiriyor.
Böyle diyor Sayın Derviş ve şöyle devam ediyor:
“Mesela eğitim ve sağlık alanlarında devlet elbette ki harcama yapacak. Ben bunların kısılmasından değil, artırılmasından yanayım. Devlet bigâne kalırsa, bu meseleler kendiliğinden çözülemez. Benim itirazım, olmayan kaynağın harcanmak istenmesinedir. Böyle yaptığınız zaman, yardım eder göründüğünüz insanları aldatmış olursunuz ve enflasyon yoluyla daha da kötü bir duruma düşürürsünüz. Ama kaynak bulabiliyorsam, eğitime ve sağlığa daha da çok harcama yaparım.”
... Geçmişte bazı alternatif denemelerin yapılmasını o günkü şartlara bağlıyor Sayın Derviş. “Özel sektörün gücü yoktu o zamanlar, önünü açmak ve özendirmek gerekiyordu.” diyor. Derviş’e göre, dengenin şartlarını gözetmek, amacın doğruluğunu gölgelemez. Bir zamanlar KİT’ler de gerekliydi, ithal ikamesi politikaları da. Önemli olan, vakti geldiğinde lüzumlu gelişmeleri ve dönüşmeleri gerçekleştirebilmektir.
Derviş, siyasî istikrar ve ahenk üzerinde önemle duruyor, 90’lı yılların bu yüzden kayıp yıllar olduğunu söylüyor. Bizde hep sağ–sol arasında koalisyon yapmanın fazileti savunulurdu. Derviş haklı olarak buna karşı çıkıyor. “1990 sonrasında” diyor, “çekişmeler yaşandı ve bir ortalamada uzlaşma mantığıyla gerekli çözüm iradeleri gösterilemedi. Siyasetteki uyumsuzluk, ekonomik dengeleri sahipsiz bıraktı. Anlaşıp uzlaşma iyidir de, çözüm üzerinde anlaşıp uzlaşmalıdır; çözümlerin ertelenmesi üzerinde değil. Siyasî istikrar ve siyasî iktidar ahengi sağlandığında, oluşacak güven ve belirlilik duygusu faizleri düşürür, paranın ve sermayenin üretim kanallarına akması mümkün hale gelir. Bu işi acil borçlanmalarla gerçekleştiremeyiz. Borcu verenler de biliyor bunu ve bizden başka şeyler bekliyor. Ben krizin yönetilmesindeki teknik rolümü buraya kadar sürdürebilirdim. Ötesi siyasîdir. Siyaseti ihmal ederek, yok sayarak, teknik ve monoter yetinmelerle bir yere varılamaz. Bundan sonra da siyasî istikrar ve siyasî iktidar ahengi olmaksızın sorumluluk üstlenmem söz konusu olamaz. Çünkü bundan sonrası, faizleri düşürecek ve ancak güvenin teessüsü ile alınabilecek bütüncül tedbirlerle götürülebilir.”
... Derviş iyi şeyler söylüyor! Bizim liberal entelektüellerimizin ayaklarını suya erdiriyor!
Aslında Derviş’in bu söyledikleri solla ilgili de değil. Reel–liberal ekonomi hep böyle işlemiştir. Amerika’da da böyle işlemiştir, Avrupa’da da. Ama biz hep, son merhalenin son kavramına bakarız ve hiçbir şeyin nereden gelip nereye vardığı üzerinde düşünmek zahmetine hiç katlanmayız.
... Taksim Toplantısı’nın dinleyicilerine baktım, hepsi tedirgin bir merak duygusuyla ama itiraz mecali bulamadan dinliyordu!
Öğrenecekler yavaş yavaş!
15.09.2002
|