|
Acele örnek Müslüman aranıyor
Kıbrıslı Şeyh Nazım Hazretleri’nin Amerika’daki sağ kolu Şeyh Hişam Kabbani, bu salı CSIS adlı düşünce kuruluşunda ABD’nin Özbekistan politikasıyla ilgili bir toplantıda konuşurken, içimden ‘Ah 11 Eylül, sen nelere kadirmişsin’ diye geçirmeden edemedim.
Washington’un öyle herkesin kolay kolay giremediği, Batılı elit kokan think–tank salonlarında bir gün üstünde cübbesi, başında sarığı ve uzun sakalıyla bir Nakşibendi şeyhinin de arz–ı endam edebileceği 11 Eylül’den önce kimin aklına gelirdi ki?
ABD başkentinde stratejik analizler hazırlayan hükümet dışı uzmanlarla resmi politikaları şekillendiren devlet memurlarını karşılıklı beyin fırtınasına sokmayı amaçlayan think–tank toplantılarında, İslam ve Müslümanlar son zamanların en gözde objeleri.
Çok değil dokuz gün önce, yani önceki cuma, Washington’ın bir başka muteber düşünce kuruluşu olan Ortadoğu Enstitüsü’nün (MEI) 56’ncı yıllık konferansında da ‘Liberal İslam ve İslami liberalizm’ konusu geniş şekilde masaya yatırılmıştı.
İster Şeyh Kabbani gibi geleneksel dinî kıyafetli olanların, isterse Ortadoğu Enstitüsü konferansına katılanlar gibi modern görünümlü Müslüman aydınların, Washington’da giderek daha fazla ilgi odağı olmaları, şüphesiz ABD başkentinin ‘teröre karşı savaş’ta çıkış ve zafer yolları arayışının bir parçası. Ve çok olumlu bir gelişme. Çünkü İslam’ı güzel takdim edenler Washington’da kolay kolay ön plana çıkamıyor.
İslam konusunda Batı’nın geleneksel önyargı ve bilgisizliğine Üsame bin Ladin gibilerin dinî gerekçelere de dayandırdığı saldırgan üslubu eklenince, Washington’daki uluslararası siyaset ve diplomasi esnafının üzerine İslam’ı öğrenmek adeta farz oldu. Her ne kadar laik bir ülke olan ABD’nin bir ‘İslam politikası olmadığı’ söylense de, İslam ve Müslümanlığı anlamadan geniş bir coğrafyada strateji ve politika üretmenin de mümkün olmayacağı yavaş yavaş idrak ediliyor. Ödevini iyi yapamayanların imdadına ise, yukarıda örneklerini verdiğim türde etkinliklerle, think–tank’ler yetişiyor.
Tabii düzenlenen her think-tank etkinliği, CSIS’in ve MEI’ninki gibi Amerikalı hükümet mensuplarına Müslümanlığın teröristlikten ibaret olmadığını (!) ispat etmeyi amaçlamıyor. İslam’ın ve Müslümanların en tartışmalı yönlerini ön plana çıkarıp kafa karıştırmak isteyenler de çok. Ve bu iki ana düşünce lobisi arasında da kıyasıya bir mücadele var.
Mesela Philadelphia merkezli Middle East Forum’u bu ikinci türden bir think–tank olarak sayabiliriz. Sadece düşünce değil eylem de üreten Middle East Forum (MEF), son olarak Amerikan üniversitelerinde Ortadoğu konusunda ders veren hocaları gözlem altına aldı. Açıklanan amaç; analitik arızaları olan, siyasetle bilim adamlığını karıştıran, alternatif görüşlere saygısızlık yapan ve öğrenciler üstündeki gücünü kötüye kullanan akademisyenleri teşhir etmek. Ancak şu ana kadar daha çok derslerinde İsrail’i eleştiren ya da İslami hareketlerle ilgili nispeten olumlu perspektif çizen bilim adamlarının ‘kara liste’ye sokulduğu gözleniyor. Mesela Amerika’da İslam konusunda dengeli görüşleriyle tanınan Georgetown Üniversitesi’nin ünlü uzmanı Prof. John Esposito dahil birçok muteber bilim adamı bu ‘gözleme listesi’nde.
Amerikalı bir İslam uzmanı dostum bana MEF’e benzer kafa yapısındaki güçlerin 11 Eylül’den sonra Ortadoğu’dan getirip Washington’da podyuma çıkarmak istediği birçok ‘ılımlı Müslüman lider’e vize almada çeşitli engeller çıkarttığını anlatmıştı.
Amerikan resmi politikalarını üretenler de sizin bizim gibi etten kemikten insanlar. Eğer İslam ve Müslümanlar konusunda hep tek yanlı bilgilendirilirlerse, karşılarına olumlu örnekler çıkarılmazsa, ürettikleri politikaların önyargılı ve yanlış olma ihtimali çok yükseliyor.
Bazı güçlü lobilerin başarılı göz boyama kampanyalarıyla şimdiye kadar sarıklı–cübbeli–takkeli olup da Amerika ve Batı’ya karşı şiddet eylemlerine davet etmeyen Müslüman önder pek göremeyen Washington’daki siyaset esnafının, Şeyh Kabbani gibi dindar ama aynı zamanda hoşgörülü liderlerle daha fazla tanışması gerekiyor.
ABD’nin İslam dünyasıyla ilgili politikalarının önyargılı olduğundan şikayet edenler, eğer Washington’un düşünüş tarzını gerçekten etkilemek istiyorlarsa, hem dindar hem hoşgörülü Müslüman liderleri itildikleri köşelerden çıkarıp insanlığın istifadesine sunmalıdır. Evet, bunu yapanlar, ABD’ nin politikalarını ‘Müslümanlar sopalıktır’ kanaati üzerine bina ettirmek isteyen bazı güçleri karşılarına alabilirler. Ama Amerika’da yukarıda örneklerini verdiğim faydalı çalışmalar yapan düşünce ve baskı grupları da yok değil. Onlarla işbirliği yapılabilir.
Mesela Türkiye Müslümanlığı’nı model olarak gururla savunan bizler, neden bu modeli ruhunda yaşayan hem dindar hem de hoşgörülü manevi önderlerimizi, uzman ilahiyatçılarımızı, aydınlarımızı başta Washington olmak üzere Batı’da ön plana çıkarmıyoruz? Yoksa biz de dindar Müslümanların neredeyse tamamını ekstremist, fundamentalist ya da terörist sınıfına koyarak İslam fobisini körükleyen kökü dışarıdaki güçlerin mi tesiri altındayız?
20.10.2002
|