|
“Türkmen gazı da gelecek” diyenler nerede şimdi?
Rusya’dan başlayıp Karadeniz’in tabanından geçerek Ankara’ya kadar uzanan Mavi Akım doğalgaz boru hattının inşaatı geçtiğimiz pazar günü tamamlandı.
Karadeniz’den gelen hat ile Ankara’dan Samsun’a uzanan hat “altın kaynak” ile biribirine bağlandı. Bundan sonraki aşamada, hatta deneme maksadıyla gaz verilecek, aralık ayında da Türkiye’ye gaz sevkıyatı başlayacak.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan, şiddetli rüzgar altında gerçekleşen törende yaptığı konuşmada, Rus Gazprom şirketinin her kritik aşamada önemli katkı sağladığını belirttikten sonra ekonomik krizden dolayı azalan talep nedeniyle önümüzdeki yıl bu hat vasıtasıyla alınması gereken doğalgaz miktarının 4 milyar metreküpten 2 milyar metreküpe düşürüldüğünü açıklamış. Bakan Çakan, Mavi Akım projesini eleştirenlere de bir mesaj yollayarak, “Mavi Akım projelerini yalnız bırakanlar bunların olmayacağını düşünenler bugünkü törene gelemediler.” demiş.
Burada konumuz Mavi Akım’la ilgili eleştiriler olmadığı için detaya girmiyoruz; ama eleştirilerin iki hususta odaklandığını söyleyebiliriz: Birincisi yolsuzluk iddiaları, ikincisi de Türkiye’nin enerji ve Orta Asya’ya dönük politikasına ters düştüğü tezi.
Özellikle birinci konu kamuoyunda çok tartışıldı. Ama bugünkü gelinen noktada elle tutulur somut bir netice çıktığı söylenemez. Ancak ikinci hususla ilgili endişelerin gerçeğe dönüştüğü görülüyor.
Bakan Çakan’ın da belirttiği gibi 2003 yılında almayı taahhüt ettiğimiz gazın yarısını alacağız. Yani gaz fazlası oluştuğu bizzat Enerji Bakanı’nın ağzından doğrulanmış oluyor. Bu boyuttaki fazlayı ekonomik krizle izah etmek de mümkün değil. Şunu da unutmayalım: Bakanlık bir yandan taahhüt ettiği miktarda gazı almak durumunda kalırken diğer yandan da bu gazı doğalgaz santrallarına verip, ürettikleri elektriği almakla yükümlü olduğu için zor duruma düşmüş bulunuyor. Bu, elektrik üretiminin ihtiyacın çok üstüne çıkmasına neden oluyor. Bir süredir hidroelektrik santrallarının ve kömürle çalışan termik santralların susmasının sebebi budur. Yani barajlardaki sular boşa akarken, kömürümüz toprak altında yatarken bu kriz ortamında döviz ödeyip doğalgaz alıp yakıyoruz. Mavi Akım’dan gaz akışı henüz başlamadığı halde bunu yapıyoruz. Devreye girdikten sonra da, korkarım ki, geri kalan santralları susturacağız.
Enerjide oluşan dengesiz yapılanmanın yanı sıra, Mavi Akım’dan hiç etkilenmeyeceği iddia edilen Trans Hazar doğalgaz boru hattını da hatırlatmak gerekiyor. Mavi Akım’ı ne pahasına olursa olsun hayata geçirmek isteyenler, Türkmen projesinin de mutlaka gerçekleşeceğini savunmuşlardı.
Ancak, iki hattın da aynı anda hayata geçirilemeyeceği apaçık ortadaydı. Tartışmanın zirveye ulaştığı 1999 başında, projeyi gerçekleştirmek amacıyla kurulan PSG konsorsiyumunun Başkanı Ed Smith, ABD Senatosu’na şunları söylüyordu: “..... Hem Mavi Akım, hem de Trans Hazar Projesi, Türkiye’ye gaz getirecektir. Ancak, Türkiye’deki gaz pazarının büyüklüğü dikkate alındığı takdirde, aynı anda bunlardan yalnız bir tanesinin yapılabilmesi mümkündür. Şuna kesinlikle kani olduk ki, bu iki projeden (Mavi Akım ve Trans Hazar) hangisi finans konusunda başarılı bir gelişme sağlarsa diğeri duraklayacak ve büyük ihtimalle 5–10 yıl gecikecektir.”
Nitekim öyle oldu. Türkmen gazını Hazar’dan geçerek Türkiye’ye getirecek olan hat rafa kaldırıldı. Orta Asya gaz rezervlerini Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıma hayali belirsiz bir tarihe ertelendi.
Pazar günü Mavi Akım’a son kaynak yapılmasının hemen ertesi gününde BOTAŞ, bazı ihaleleri sonuçlandırıyordu. Bu ihalelerden ikisi Azeri gazını Türkiye’ye taşıyacak hat ile Türkiye–Yunanistan doğalgaz boru hattının mühendislik çalışmalarının ihalesiydi.
Yunanistan’a ulaşacak hat, hangi güzergâhtan gelirse gelsin Türkiye’ye giren gazın Avrupa’ya satışı ya da transit nakli açısından büyük önem taşıyor. Bu hatta en fazla önem veren ise Rus doğalgaz devi Gazprom şirketi. Avrupa’da tekel konumunda olan şirket, bu yolla Güney Avrupa pazarını da kontrolü altına almayı planlıyor. Elbette Türkmen, Azeri ve İran gazının da Avrupa’ya ulaşması açısından da bu hat önem taşıyor; ama kabul etmek lazımdır ki, Gazprom bu proje ile kendisine rakip olabilecek bu ülkelere önemli bir fark atmıştır.
Türkmen gazının yakın zamanda Türkiye’ye ya da Türkiye üzerinden Avrupa’ya girebilmesi için tek bir yol var, o da İran’la masaya oturup Türkmenistan–İran arasındaki hattı kullanmak. Tabii ki bunu, gaz fazlasının bulunduğu şu günlerde yapmak zor. Kaldı ki, bir süre sonra yeniden almaya başlayacağımız İran gazı da aslında Türkmen gazı. İran, yeni yataklarını faaliyete geçiremediği için Türkmenistan’dan ucuz fiyata aldığı gaza kendi damgasını vurup Türkiye’ye yönlendiriyor.
Muhtemeldir ki, Gazprom’un Türkiye’ye sevk ettiği gazın önemli bir kısmı Türkmen gazı olacak. Ucuz fiyata aldığı gazı tatlı bir kârla Türkiye’ye satacak. Rus boru hattı sistemine mahkûm olup, gazını istediği fiyata satmakta sıkıntı çeken Türkmenistan ise müstakil boru hattına kavuşabilmek için daha çok çaba harcayacak.
“Mavi Akım, Trans Hazar’ı engellemeyecek, Türkmen gazı da gelecek, Rus gazı da” diyenler nerede şimdi?
23.10.2002
|