İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
25.10.2002
Cuma
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 
 

YAZARLAR


ALİ ÜNAL ali.unal@zaman.com.tr
 

Sürekli hata

Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin, bütün politikalarının üzerine oturduğu öncelikli meselesi, rejimin içe karşı korunması olmuş, devletin genel duruşu, hep bu temel meseleye göre ayarlanmıştır.


Ülkede hakimiyeti elinde tutan kesimin, kendisini ülkenin bilhassa tarihinden, manevî değer ve dinamiklerinden ve bunları öncelikle temsil eden halktan kopuk görmesinin veya öyle olmasının beslediği korkudan kaynaklanan bu duruş, hem iç politikalarda hem de dış politikada mecburen statükocu olmuştur. Ülkenin, Cumhuriyet tarihi boyunca en önemli atılımlarını, kendilerini sözünü ettiğimiz değer ve dinamiklerle, bunları temsil eden halk çoğunluğundan kopuk ve ayrı görmeyen bir–iki lider zamanında ve kadrolarla gerçekleştirmiş olması ve hakim kesimin, bu liderlere karşı takındığı kesin ve affetmesi olmayan tavır, Türkiye’nin asıl problemini ve bu problemin çözümünün nerede yattığını bir turnusol kâğıdı gibi ortaya koymaya yetmektedir.

Gerçi, sözünü ettiğimiz kesime sorarsanız, Türkiye’nin altın çağı 1938, en fazla 1950’de sona ermiştir. Oysa, burada unutulan çok önemli ve hayatî bir gerçek var: Türkiye, 1946 veya 1950’ye, yine aynı ana meselesi yüzünden ve bu “altın çağ”ın arkasından mecburen geldi. C. Bayar’ın hatıralarına bakarsanız, Bayar’ın bir baraja benzettiği rejim, arkada biriken suların önemli tehdidi altında idi ve eğer halktan kaynaklanan muhalefet suları, barajın altında açılacak kanallarla akıtılmazsa, barajı yıkıp geçmesi işten bile değildi. Hem, 1946 veya 1950’de de değil, İzmir mitinginde Fethi Okyar’a “Kurtar bizi!” diye bağıran ve Şevket Süreyya’ya, “Bu halk, daha birkaç sene önce kurtarılmamış mıydı? Şimdi, kimden kurtarılmayı bekliyordu?” sorusunu sorduran bu muhalefet seli, kendisini daha 1930’a gelindiğinde muvazaalı Serbest Fırka denemesiyle ortaya koymuş bulunuyordu. Kısaca, çok partili döneme geçiş, demokratik tavır ve duruştan kaynaklanmadığı gibi, halka bir lütuf da değildi ve sistemi korumaya yönelikti.

Halk çoğunluğu ve çok açık tarihî, sosyolojik, psikolojik ve siyasî gerçekler karşısında kendisini koruma kaygısıyla sürekli statükocu, korunmacı ve yasaklayıcı bir tavır takınan sistem, hiçbir zaman gerçeklerle yüzleşemedi ve açılmasını bilemedi. Bilemediği için de, hem Türkiye bunalımlardan kurtulamadı; hem de sistem, kendisini emniyette hissetmemenin verdiği rahatsızlıkla, halk oyuyla gelmiş sivil idareye 4 defa askerî müdahalede bulunmak zorunda kaldı. Ama yine de, bu müdahalelere, sürekli revizyona tâbi tutarak, tektipleştirmeye çalıştığı eğitim sistemine, büyük medya ve propaganda gücüne rağmen, halkın tercihlerini değiştiremedi. Bunu değiştiremediği gibi, dünyada belki de en önemli, en zengin ve güçlü bir geçmişe, en güçlü dinamiklere, en zengin kaynaklara, en büyük stratejik ve sosyopolitik önemle birlikte, en zengin bir idarî tecrübeye, hepsinden öte millî hisleri güçlü ve itaatkâr bir halka sahip olan Türkiye, devletler ve dünya güç dengesinde en gerilerde kalmaktan kurtulamadı; dış manipülasyon ve yönlendirmelere hep açık kaldı; bütün bunların ötesinde içeride de anarşi, terör, ekonomik zayıflık, halk–devlet çatışması gibi önemli bunalımlarla çalkalandı. Bunları yendim zannettiği anda, onların daha da şişerek birer gulyabani gibi karşısına çıktığını gördü. Meselâ, PKK terörünü yendim zannetti; fakat bilemedi ki, terör hiçbir zaman bir hedef değil, bir araçtır ve kullanma süresi bittiği anda o da biter. Bu terörün yaşandığı Güneydoğu’da ve bu bölge menşe’li halkın nezdinde en güçlü ve öncelikle tercih edilecek partinin hangisinin olduğu, bölgenin halihazır durumu, ülkenin bu yönden kendisini asla emniyette hissetmemesi ve bu noktada altının bütün bütün oyulmuş olması, ayrıca, bu terörün başındaki kişiye hak ettiği cezayı bile verememesi, bu meselede gerçeği ortaya koymaya yetiyor. Yine sistem, kendisine muhalif gördüğü bir siyasî çizgiyi ne yapıp yapıp siyaset sahnesinde mahkûm etmeye çalıştı ve bunun için hep yasaklama yolunu seçti. Ama, bu çizgi en güçlü olduğu dönemde % 21’lik bir oy potansiyeline sahipken, bugün % 40’a yakın bir oy potansiyeline sahip bulunuyor.

En son, İncirlik’teki ABD üssü yanında ABD’yi protesto eden gruba oradaki esnafın, “Burada ABD olmazsa biz aç kalırız” diye tepki vermesi, ülkenin en önemli dayanağı olan millî hislerin de halkta kaybolduğunu gösteriyor. Bugün, Türk halkının çoğunluğu ne yazık ki Türkiye’den bıkkındır ve korkarım ki, meselâ bir başka zengin ülke idaresinde bulunmayı tercih edecektir. Sürekli kendini korumaya alan sistem, en sonunda, kendisine her zaman ana dayanak ve sığınma kaynağı yaptığı Kurtuluş Savaşı’nı kazanan ruhu da katletmeyi başarmıştır!


25.10.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (18.10.2002) - Vefa borcu

> (11.10.2002) - Felaketten daha büyük felaket

> (04.10.2002) - Vakit çok geç olmadan

> (27.09.2002) - İslâm, değişme ve tehlikeli sözler

> (20.09.2002) - 4 Kasım düşünceleri

> (13.09.2002) - 11 Eylül ve gerçekler

> (06.09.2002) - Şeytan çağı

> (30.08.2002) - Seçime doğru

> (23.08.2002) - Diyanet ve İslâmiyet

> (16.08.2002) - Devam eden senaryo: Tanzimat




GAZETE SAYFALARI


 




Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.