|
Hadi bakalım, kolay gelsin!
ANAP’ın seçim kampanyasında mebzul miktarda “Turgut Özal” vurgusu yapılıyor... Mesut Yılmaz, Özal dönemindeki başarılı icraatlara sahip çıkarak, bunları sanki kendisi yapmış gibi, “gelecekte yapacakları” için örnek gösteriyor.
Hangi Mesut Yılmaz, bu?
Özal misyonunu, ANAP’tan, son derece bilinçli bir biçimde tasfiye eden Mesut Yılmaz!
Mesut Bey, “Özal’ın ANAP”ı ile “şimdiki ANAP” arasında hiçbir farkın bulunmadığını iddia ediyor...
Bu iddiasına kanıt olarak da, Ahmet Özal’ın siyasete kendileriyle beraber devam ediyor olmasını gösteriyor...
Ahmet Özal’ın şu anda ANAP’ta yer alması; Mesut Yılmaz’ın Haziran 1991’den itibaren partisinin yörüngesini “Özal karşıtı ve de statükocu” bir çizgiye oturttuğu gerçeğini asla değiştirmez, değiştiremez...
ANAP, onbir yıldır Mesut Yılmaz’ın partisi: Bu süre içinde girdiği hiçbir genel seçimi kazanamayan Yılmaz’lı ANAP, 3 Kasım’da barajın altında kalması beklenen bir parti haline geldiyse, kuşkusuz bunda Turgut Özal misyonunun tasfiye edilmesinin hatırı sayılır bir rolü oldu...
Yılmaz, ilkeli değil, faydacı bir anlayışla siyaset yaptığı için on bir yıllık süreçte ANAP’ın oylarını eritti...
Özal’lı ANAP’ın ikinci ve son genel seçiminde aldığı yüzde 36 şöyle dursun; en başarısız seçiminde, yani 1989 yerel seçiminde aldığı yüzde 21,75’lik oy bile, bugün Yılmaz’ın rüyasında göremeyeceği düzeyde astronomik bir yüzde...
***
Mesut Yılmaz, 3 Kasım kampanyasında barajın altından kurtulmak için, “siyah ampul” ekseninde “negatif propaganda” yaparak, büyük çoğunlukla AK Parti’ye vuruyor...
Bir nevi ‘korku filmi’ rejisörlüğü yaparak, hani neredeyse Alfred Hitchcock’luğa soyunarak, oylarının yükseleceğini sanıyor...
Bir yandan da, “muhafazakarlık edebiyatı”nı sıkı tutuyor...
Dahası, “İnançlara özgürlük; tepeden inme laikliğe hayır” gibi vurgularla bildik bir illüzyonu yeniden vizyona koyuyor...
28 Şubat sürecinin önde gelen karakterleri arasında ANAP liderinin de yer aldığını hatırlatmaya gerek var mı?
Mesut Yılmaz’ın o dönemdeki tavrını, yani Kurulu Düzen’in refleksine verdiği desteği de, “pragmatik siyaset” anlayışında aramak gerekiyor...
Bu nedenle, Mesut Yılmaz, önce, o sürecin siyasi alanı daraltmasından politik yarar sağlamaya oynadı, belli bir süre sağladı da...
Bu “daraltılma”nın iyice artması ve kendisini de sınırlar hale gelmesinden sonra da, AB sürecini bir propaganda malzemesi olarak kullanma yoluna gitti!
ANAP liderinin bu seçimde temel koz olarak ortaya koyduğu AB söyleminin de “siyasi bir araç”tan başka bir şey olmadığını çok iyi görmek gerekiyor.
Ne AB, ne de başka bir siyasi figürü malzeme olarak kullanması, Yılmaz’ın Türkiye’nin kötü yönetilmesinde ileri derecede pay sahibi bir siyasi lider olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
“Benim zamanımda şimdiki gibi kamu açıkları yoktu” diyerek, kendisini “Özal döneminin başbakanı gibi!” göstermeyi “başaran!” Mesut Yılmaz için “Yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır” sloganını kullanmak hakikaten çok yerinde olacak...
Ne var ki, “Özal’ın yaptıkları” ile değil; kendi başbakanlığı ya da koalisyon ortaklığı döneminde ve kendi ANAP’ında yaptıklarını hatırlamak şartıyla!
***
Mesut Yılmaz, seçmenlere “barajın altından” seslenirken, AK Parti’nin ampulünün 3 Kasım sonrası patlayacağını ısrarla vurguluyor.
Bir başka söyleyişle, AK Parti’nin 4 Kasım sabahından itibaren Kurulu Düzen’le yaşayacağı sınavı kullanarak oy istiyor...
Özetle, bu defa da “gerilim”e oynuyor...
Bir yanda, “AB sevdalısı bir lider” olarak demokratik haklar muhabbeti; diğer tarafta “siyah ampul” gösteren korku filmi yönetmeni!
Yılmaz, AB söylemi vesilesiyle, “siyasi alanın genişletilmesi” anlamına gelen taleplerin savunuculuğunu yaparken; eş zamanlı olarak bu alanın “daraltılması” için davetiye çıkarıyor...
Kendisine “kolay gelsin” demeyi bir borç biliyorum!
Ha, bir de “anket” sorunumuz var: ANAP lideri, kısa süre öncesine kadar anketlerin kasıtlı olarak iki partiyi (AK Parti ve CHP) öne çıkardığından yakınıyordu; son günlerde “nereden bulduysa, buldu!” anketlerin ANAP’ı yüzde 9’a çıkardığını söylemeye başladı!
Ha gayret “barajı aşıyoruz” illüzyonu, yani...
Güvenilir anketlerin hiçbirinde ANAP’ı baraja yaklaşırken görebilmek mümkün değil, oysa...
VERSO’nun son anketinde ise, ANAP’ın oyları yüzde 4,14 olarak göze çarpıyor!
Kuşkusuz, 3 Kasım için son hafta, –özellikle son gün– çok çok önemli: Buna karşılık, “kararsızlar”ın oylarını etkilemeye çalışan ve bunun için Özal dönemini kullanmaya çabalayan ANAP’ın aradaki farkı kapatması çok zor, sayın seyirciler...
26.10.2002
|