|
Öz’den başlamak
Gazi Yaşargil, “Ötanazi’ye kesinlikle karşıyım. Çünkü ben etiğin estetiksiz estetiğin de etiksiz olabileceğine inanmıyorum. Bu sebeple acı çekenlere gerekli dindiricileri veririm. Ancak en önemlisi hastanın yalnız bırakılmamasıdır.” diyor.
Bunlar çok olgun sözler. Doğrusu, aklen de dinen de budur.
Ama bu doğrunun icapları vardır.
Hasta, acılarıyla baş başa bırakılırsa, yalnız bırakılırsa; gerekli tıbbî ve insanî yardımın gerçekleşmesi engellenirse; ötanazi’den bile daha ağır bir vebal manzarası çıkar ortaya. Sadece hastanın değil, bazı yakınlarının da canından bezmesine yol açılabilir.
Hastanın, klinik bakıma ihtiyacı var. Defalarca pansuman yapılacak, enjeksiyon yapılacak, serum verilecek, vs. “Alın götürün!” Nereye nasıl götürülecek? Bu hasta, refakatçisiz olmaz. Yaşargil de belirtiyor... Bir yer bulsan, refakatçiye engel çıkarılır... Eve alınabilecek duruma geldiğinde “ağrı dindiricilerin bir program içinde verilmesi ve de tedariki ayrı bir problemdir.
Mesele “insan” meselesi, “insana değer verme” meselesi. Asıl boyut budur.
* * *
İmkansızlıklar, imkan yetersizlikleri, “bahane” olarak kullanılıyor. Var olan imkanlar, çok daha verimli ve etkili hizmetlerin verilmesine yeterlidir. Esasen, var olan imkanlar hakkıyla kullanılmazsa, yeni imkanlara kavuşmanın ihtimali de yoktur. Tıkanmışlığımız buradan geliyor.
“Gelişelim de sonra hallederiz.”
Bu kafayla gelişemezsin. Sadece bir miktar büyürsün, ama dertlerin senden daha fazla büyür. Her büyüme, gelişme değildir.
Çevre kirlenmesi, beşerî kirlenmenin basit bir uzantısından ibaret. Toprak erozyonu, beşerî erozyonun müşahhas bir tezahürü... Mücerretteki illeti göremeyen, müşahhasta boğulur kalır.
Her şey birbirine bağlı. Hiçbir şey tesadüfî değil. Bosna’ya ağlayalım, ama önce kendimize ağlayalım. Biz böyle olmasak, Bosna öyle olur mu?
Adam çıkmış diyor ki: “6’yı 3’e bölersin 2 eder. Bu da eşitliği ve ahlakı öğretir. Ayrıca ahlak eğitimine lüzum yok.” Prof’un içtimai anlayışına ve dünya görüşüne bakınız.
Matematik unsur kullanacaksak, şunu hatırlamalıyız: Sıfırla çarpılan her ifade sıfıra müncer olur.” Sosyal denklemde “sıfır’’, çarpandır; varlığı ile yokluğu fark etmeyecek olan ayrı bir terim değil.
* * *
Sevmek, korumak demektir. Yardım etmek demektir. Değer vermek demektir. Paylaşmak, sahiplenmek, ilgilenmek demektir.
Günümüzde sevginin asliyeti yok, bol bol istismarı var. “Ben insanları severim, hayvanları severim, tabiatı severim.” Boş laf bunlar.
Bir formül vereyim:
Karşındaki senden alacaklı değil, ama sen ona borçlusun. Sevgi; kendini böyle görmek, böyle hissetmek demektir. Bunun menşei de ilahidir. Geçerli olan başka bir sevgi kaynağı yok. Batı’da da yok, Doğu’da da... Sevgi, sorumluluktan kıl payı ayrılmaz.
Bir şeyin edebiyatını, asliyeti yerine ikame etmek mümkün değildir.
Faziletler, bin bir renkli bir kristal küreye benzer. Hakikatleri birdir, tezahür biçimleri ve renklenmeleri farklıdır. Hakikatin özünde sağlam isek; tezahürlerin hepsi çiçek çiçektir, güzelliklerle doludur. Hakikatin özünde sağlam değilsek, bütün tezahürler, solmuş yaprakları andırır.
Nereden mi başlasak? Öz’den, öz’den; öz’den başlayalım! Öyle yaparsak; insan da kurtulur, çevre de. Sevgiye de kavuşuruz, saygıya da. Mânâyı da kazanırız, maddeyi de.
27.10.2002
|