İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
28.10.2002
Pazartesi
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 
 

YAZARLAR


A. TURAN ALKAN t.alkan@zaman.com.tr
 

Bir kâbusun anatomisi

On gün kadar önceydi galiba; gecenin geç saatlerinde uykuyla uyanıklığın birbiriyle didiştiği yarı baygınlık anlarından biri esnasında olsa gerek; radyo hafif açık, okuduğum kitap elimden düşmek üzere. Derken “ajans” saati gelmiş olmalı, spiker haberleri okuyor ama kelimeler zihnimden kayıp gitmekteler.


Lâkin, bir dakika; o da ne?

– Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı Profesör Doktor Kemal Gürüz, bugün yaptığı açıklamada, YÖK’ün, kendisine bağlı bütün yüksek öğretim kuruluşları ile birlikte hükümetin, Irak konusunda gelişmesi muhtemel olaylara karşı yanında yer aldığını ve izlenecek politikalara tam destek vereceklerini açıkladı!

Tabii aynı kelimelerle olmayabilir ama tam da bu meâlde bir şey. Bir an gafletten sıyrılır gibi oluyorum, “Daha neler, yahu böyle şey olur mu, hangi çağda yaşıyoruz?” gibisinden münafık ve muhalif fikirler geçiyor zihnimden; ama –itiraf ediyorum– gaflet ağır basıyor; “Yarın nasıl olsa gazeteler çarşaf çarşaf manşet çekerler, demokratik köşe yazarları yeri göğü birbirine katarlar, ayrıntılarını nasıl olsa okuruz” kavliyle dalıp gidiyorum.

Gaflet bu; adı üstünde; unutup gitmişim. Ertesi günün gazetelerinde bir şey görmeyince hatırlamamam gayet normal. Derken bundan üç gün önce durup dururken meseleyi yeniden hatırladım. Olacak iş değil, hayal mi gördüm acaba? Ne bir ses, ne bir nefes. Belki yazıp çizenler olmuştur da görmemişimdir.

E, ne yapmalı, mesele mühim!

“Yaşasın internet” diye gizli bir çığlık kopararak, “mutlaka bu adreste, başkanın demeçlerine yer veren bir link vardır” düşüncesiyle “www.yok.gov.tr” adresini tıklıyorum. Tık yok! Evet YÖK adına düzenlenen site gelmesine geliyor ama belli ki bu site, sık sık tazelenmeyen ve büyük ihtimâlle kurulduğu günlerdeki biçimini koruyan o beylik kamu sitelerinden biri.

E, olmayabilir tabii. YÖK’ün internet sitesinde “başkanın beyanatları” veya “kurulun aldığı son kararlar” adında bir sayfa olmayabilir ama internet çağındayız. Hiçbir söz kaybolup gitmez bu âlemde; mutlaka bir yerlerde kayıtlıdır. N’aapacağız? Tabii ki en verimli arama motorlarından “google”u harekete geçireceğiz.

Google’da yaklaşık bir düzine kadar referans adresi geliyor ama aradığım beyanat yok.

Yahu yoksa ben, uykuyla uyanıklık arasında karakancolosların iğvasına kapılıp düş mü gördüm; yoksa yemekte ilkinin peşine tutuşturduğum ikinci porsiyonun fesadına mı uğradım? Koca beyanat, internet gibi muazzam bir bilgi deryasında nasıl kaybolup gitmiş olabilir?

E, gayet tabii; iki arama motoru adresi biliyorsun diye koca internet âlemini avucunun içinde mi sandın ey gaafil? Sen ki bilgisayar çağına son vagonun tampon demirinden asılmış bir dinozorlar kuşağına mensupsun. Beceriksizliğin, daha doğrusu bilgisizliğin yüzünden caanım demeci bir türlü bulamıyorsun; bir şeyleri eksik yaptın, nedir eksik?

“Tamam yakaladım, bu defa yakaladım” diye kendi kendimi tebrik ederek telefona sarılıyorum. Devlet kuruluşlarının haberini veren en güvenilir ajans kimdir? Anadolu Ajansı! Bizim Hürdoğan Gazetesi Anadolu Ajansı’nın haber bültenine abone değil mi? Abone! Sabah akşam ajansın ekranından haberler akıp durmuyor mu? Evet, öyle oluyor; öyleyse Kaan yeğenine açarsın bir telefon; sana beyanatın ajans metnini şıp diye iki dakika içinde elektronik postayla gönderiverir!

– Maalesef Ahmet amca, bulamadım!

– Bulamadım ne demek? Ben rüya mı gördüm, gaipten sesten mi işittim? Mevzubahs kişi Tenekeciler ve Lehimciler odasının bilmemne nahiyesi sorumlusu değil ki, YÖK başkanı. Mutlaka ajansta olmalı!

....

Tabii bütün hayallerim suya düşüyor; halbuki ne güzel bir tenkid yazısı tasarlamıştım; evvela Sayın Gürüz’ün beyanatını tam metin halinde iktibas edecek, ardından liflerine kadar tel tel ayırıp analiz ederek, “olur mu böyle şey; akademik kuruluşların sebeb–i hikmeti, hükümet politikalarını, daha kararlaştırılmamış olduğu bilindiği halde desteklemek midir” diye veryansın edecek, daha sonra üniversitelerin en azından kağıt üstünde Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü veya Beyoğlu Evlendirme Dairesi’nden bir farkı olması gerektiğinden dem vuracak, akademik titr taşıyan kişilerin bu politikalar yüzünden kendilerini birer merkezi hükümet memuru gibi hissettiklerinden yakınacaktım.

Hevesim kursağımda kaldı!

Şimdi beni bu garip zihni halüsinasyona sürükleyen maddi ve manevi faktörlerin izini sürmekle meşgulüm. Şüpheliler listesinde ilk sırayı, o gün akşam yemeğinde nelerin bulunduğu alıyor. O gün kazanda şöyle kadim Osmanlı mutfağından ağır ve yağlı bir hamur işi çıktı ise, verilmemiş beyanatın faturasını kesecek bir muhatap bulacağım elbette; ne var ki gününü tam hatırlayamadığım için mutfak işlerinden sorumlu ev görevlisinden sağlıklı bir istihbarat almak imkânım da bulunmuyor.

..

Sakin kafayla şimdi durumu daha iyi değerlendirebiliyorum artık; olur mu hiç öyle şey? YÖK Başkanı, daha hükümet politikasının ne olduğunu bizzat hükümet üyeleri bile bilmiyorken, “denizden babam da çıksa yerim” mantığıyla bütün Türk üniversitelerini böyle bir karara abone kaydettirebilir mi? Görüyorsunuz ya, peşin fikirlilik insana nasıl hata yaptırabiliyor? Neyse ki doğuştan “araştırmacı yazar” olmanın kazandırdığı bir refleksle haber kaynağını araştırmayı akıl edebildim de gülünecek hallere düşmekten kurtuldum. Buna da şükür!

Ne kâbustu yahu!


28.10.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (26.10.2002) - Şu laubali üslup!

> (21.10.2002) - Akıllı olalım: “Elimiz mahkûm”

> (19.10.2002) - Minare baz istasyonu, kubbeler çanak anten

> (14.10.2002) - Kafa karışıklığı

> (12.10.2002) - Genç Parti’yi ıskalamak

> (07.10.2002) - Bu benimki dinozorluğun dik âlâsı

> (05.10.2002) - Cübbe ve minder

> (30.09.2002) - Çıplaklığın en ezici boyutu

> (28.09.2002) - Kurtarıla kurtarıla ne hale geldik!

> (23.09.2002) - Zirvedekilerin yazılı olmayan hukuku




GAZETE SAYFALARI


 




Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.