İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
28.10.2002
Pazartesi
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 
 

YAZARLAR


HASAN ÜNAL h.unal@zaman.com.tr
 

Sezer’in dış politikası veya Türkiye’nin yanlışları

Bu satırların kaleme alındığı saatlerde Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, Kopenhag yolcusuydu. Şükrü Sina Gürel ile birlikte AB’nin mini zirvesine gidiyordu. Giderayak yaptığı açıklamada, Türkiye’nin AB üyeliğini hak ettiğini ve bu hedeften vazgeçmeyeceğini belirtti.


Sezer bir süredir, kendi standartlarına göre oldukça aktif denebilecek bir yoğunlukta AB meselesiyle ilgileniyor. Bu ilginin ilk ve en belirgin tezahürlerini yaz başlarında parti liderlerini AB konusunda Köşk’te toplantıya çağırması sırasında görmüştük. AB konusunun çıkmaza girme ihtimalinin belirdiği dönemlerde Sezer devreye giriyor. Şimdilerde de benzeri bir durum var. Aralık sonrasında Türkiye–AB ilişkileri tam bir belirsizlik içerisine girebilir. Aslında böyle kritik dönemlerde cumhurbaşkanının devreye girmesi normal ve hatta faydalı gibi görünebilir. Ancak dikkatle incelendiğinde bunun böyle olmadığı fark edilecektir.

Basına yapılan açıklamalardan Cumhurbaşkanı’nın AB meselesine bir medeniyet projesi olarak bakmakta olduğu anlaşılıyor. Taktiksel düzeyde ise, üyeliğin Türkiye’nin hakkı olduğu ve bir şekilde bu hakkı elde edebileceği yönünde Türk Dışişleri’nin geliştirdiği argümanları benimsediği görülüyor. Daha açık söylemek gerekirse, AB’nin bütün isteksizliğine rağmen, izlenen siyasetin, Türkiye’ye AB üyeliği verilmesiyle sonuçlanacağına inanan bir anlayış bu.

Bu siyaset analizi gerçekçi değil. AB’nin başta nüfus, jeo–stratejik coğrafya ve farklı kültürler olarak kafasında formüle ettiği Türkiye endişelerinin ‘becerikli’ ve ‘akıllı’ çocukların diplomasi oyunlarıyla geçilebilmesi mümkün değildir. Üstelik, bu akıllı çocukların fikirleri üzerine inşa edilen diplomasi girişimleri, daha az becerikli olmayan AB diplomatlarının hamleleri sonucunda Türkiye’nin aleyhine sonuçlanıyor.

Türkiye, bu siyaset sonucunda tam bir cendereye sürüklenmiştir ve Cumhurbaşkanı’nın fark etmesi gereken de budur. Türkiye’nin başta Kıbrıs meselesi olmak üzere pek çok konuda vereceğini söylediği tepkileri, AB yetkilileri, bu akıllı çocukların diplomasi oyunları yüzünden ciddiye almıyor. Bizim taraf, kapalı kapılar ardında söylenen birkaç sözün muhataplarımız tarafından ciddiye alınacağını ümit ediyor. Ancak, AB’nin bütün ayak oyunları karşısında geri adım atan taraf olduğumuz için, AB, her defasında Türkiye’nin bir şeyler söyledikten sonra yeni durumu kabulleneceği üzerine siyaset belirliyor. Ve gerçekten de öyle oluyor.

AGSP konusunda Dışişleri’nin özellikle de bir önceki bakan zamanında sergilediği zikzaklı tutumu bunun en güzel örneğidir. Yine aynı dönemde Helsinki zirvesi kararlarını kabul etmemiz için Finlandiya başbakanının gönderdiği mektubun daha sonraki kararlara temel teşkil edemez hale getirilmesi bir başka örnektir. Bu hadiseler sırasında Türk Dışişleri sadece attığımız geri adımların neden doğru olduğunu izah etmek görevini üstlenmiş ve karşı atak gerçekleştirememiştir. Karşı atak zaten siyasi irade gerektirir. Oysa mevcut siyasi irade yakın zamana kadar bütün geleceğini AB’ye her halükarda yalvarma üzerine kurmuştu. Bu yalvarma siyasetinden bir şey çıkacağını beklemek ise eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur.

İçinde bulunduğumuz günler AB’ye tepkilerimizi kamuoyuyla birlikte ve güçlü bir şekilde vermemiz gereken zamanlardır. AB’den sadece tarih almaya çalışmak meseleyi yanlış yorumlamaktır. Tepkilerimizi Rum Kesimi’nin AB’ye alınmaması üzerine yoğunlaştırmamız gereklidir. Çünkü Rumlar üye olduğu takdirde, Türkiye’ye verilen müzakere tarihinin bir önemi olamaz. Kıbrıs’ta hızla kontrollü gerginlik siyasetine kaymanın zamanıdır. Ve Cumhurbaşkanı da bu siyasete destek vermelidir. AB’yi bir medeniyet projesi gibi gören anlayış, taktiksel olarak Yunanistan’ın planladığı ve yürütmekte olduğu Kıbrıs siyasetine destek veren taktiksel girişimler üretmekten başka bir şey yapamaz ve yapamıyor.


28.10.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (25.10.2002) - AB’ye doğru mesajlar verme vakti geldi

> (21.10.2002) - Irak’ta adım adım savaşa giderken

> (18.10.2002) - Zorlu kışa doğru

> (14.10.2002) - Mesele müzakere takvimi değil

> (11.10.2002) - İlerleme Raporu

> (07.10.2002) - İsmail Cem'in önlenemez yükselişi ve düşüşü

> (04.10.2002) - Irak konusuna seyirci kalamayız

> (30.09.2002) - Avrupa Birliği zirvesine doğru

> (27.09.2002) - Kıbrıs meselesinde kritik aşamaya doğru

> (23.09.2002) - Irak operasyonu yaklaşıyor




GAZETE SAYFALARI


 




Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.