|
Tribünün nabzı
Günlerdir partilerin seçim mitinglerini izliyorum. Meydanları dolduran onbinlerce insanın coşku ve nümayişi hala kulaklarımda.
Dün akşam G.Birliği–Fenerbahçe maçını izlemek için 19 Mayıs Stadyumu’na girdiğimde aynı uğultuyla karşılaştım. Meydanın uğultusuyla tribünün uğultusu arasında şaşırtıcı benzerlikler var. Tribünlerde, parti bayrakları yerini takımın renglerinden oluşan bayraklar almış. Takım fanatiği ile parti fanatiğinin yansıması aynı. Saha, centilmenlik çağrısı yapan pankartlarla donatılmış. Meydanlarda ise partiyi veya liderini öven pankartlar var.
Meydanlarda nahoş sloganları genel başkan ikazı önlüyor, sahada ise hakemin talimatıyla yapılan anonslar... Hemen karşımda tribünün en can alıcı yerinde ‘küfüre son’ yazıyor, altındaki imza Kızılay’ın. Görülüyor ki, maçın akışı içinde çağrı, sadece pankartlarda kalıyor. Tribünlerden sık aralıklarla yüz kızartıcı sözler yükseliyor. Muhatap, hakem ve rakip oyuncular. Seçim mitinglerinde aynı amaç etrafında toplanmış onbinler sözkonusuyken tribünde, iki farklı hedef etrafında toplanmış insanlar var. Tribünde meydandan farklı olarak bir de karşı taraf bulunuyor. Aynı meydanda rakip iki parti aynı anda miting yapsa... Nasıl ki hararet yükselir, 19 Mayıs tribünü de aynen öyle.
Tribün tıklım tıklım dolu; 30 bin civarında insan var. Kalabalığın bereketi konuk takım Fener’den geliyor, 4’te 3’ü Fener taraftarı. Ev sahibi takımın seyircisi azınlıkta. Fener, Ankara ve dışından gelen taraftara sahipken, Gençler’in seyircisi şehirle sınırlı. Gençler’in taraftarı ağırlıklı olarak şehrin kenar mahallelerinden yani varoşlardan. Fener’in ise her kesimden... en alttan en üste.
Mitingde liderlere alkışın yerini burada gole giden atak veya artistik hareketler alıyor. İki kalabalığın coşkusu da aynı; diri ve canlı. Liderin konuşmasına kilitlenmeyle, maça konsantrasyon aynı düzeyde. Tribüne kulak veriyorum, Fener taraftarı ortalığı, ‘şampiyon olmamız engellenemez’ diye inletiyor. Bir AK Parti mitinginde ise ‘Tayyip’in başbakanlığı engellenemez’ diye atılan sloganı hatırlıyorum. Birbirine ne kadar da benziyor. Gençlerbirliği taraftarı ‘Burası Ankara, büyüklere yaramaz’ diye bağırıyor, mitinglerde ise ‘Burası Konya, başka yere benzemez’ denerek lidere moral veriliyor. Meydanın nabzı, partinin halini, tribünlerin nabzı da takımın durumunu ele veriyor.
Tribünlerdeki inişli çıkışlı coşku ve mutluluğa son noktayı skor koyuyor. Kazanan taraf mutlu, kaybeden can sıkıntısı içinde sahayı terkediyor. Bazen ise mutluluk ortada kalıyor... Dün Ankara’da mutluluk paylaşıldı. Ama ortadan değil, çoğu Gençlerbirliği’nin payına düştü.
Gollerin atıldığı saatlerden tam bir hafta sonra, sandıklar açılacak ve siyasetin golleri atılacak. Bazı partiler hedefine ulaşırken, bazıları ise sandıkta yediği gollerle barajın altında kalacak.
Kaybedenlerin akıbeti aynı. 3 Kasım, liderlerin kader seçimi. Bu maç da Fener’in hocası Lorant’ın kader karşılaşması. Kayıp ağır fatura demek. Maç bitiyor, miting dağılıyor. 5–10 dakika gibi kısa bir sürede meydana da tribüne de ölüm sessizliği çöküyor.
28.10.2002
|