İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
29.10.2002
Salı
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 
 

YAZARLAR


AHMED ŞAHİN .
 

Biz neden cumhuriyet karşıtı olmayız?

Bir daha tekrar edelim: Biz cumhuriyetimizle iftihar etmek istiyoruz. Çünkü cumhuri idare şekli bizim anlayışımıza ters değildir. Müslümanların ilk devlet yöneticileri raşid halifeler, cumhuri yönetim şeklinin başlangıcını yapmışlardır.


Kur’an–ı Kerim’in istişareyi emreden ayeti cumhuri yönetimin uygunluğuna işaret eder.

Dört büyük halifeden hiçbiri tayinle ya da ihtilalle gelmemişlerdir.

Hiçbiri diğerinin akrabası değildir. Babadan oğula yönetim devir teslimi söz konusu olmamıştır. Hepsi de kendileri istemeksizin halkın istek, hatta ısrarı üzerine görev almışlardır. Halife Hz. Ömer’in son anlarında oğlunu yerine tayin etmesi teklifleri üzerine verdiği cevap meşhurdur:

–Bir evden bir kurban yeter!

Sorumluluk duygusunu gösteren şaheser bir sözdür bu. Devlet başkanlığını kendini kurban etmekle eş tutan bir mesuliyet anlayışı... Cumhuriyetle bağdaşmayan baskı ve dayatmaları tenkit eden dindarları cumhuriyet karşıtı olarak yorumlamak bu bakımdan da yanlıştır, hatta onlara iftira niteliği taşıyan bir yakıştırmadır. Zira dindar insanlar cumhuriyet düşmanı olmazlar. Hatta onların cumhuriyet anlayışı (80) yıllık gibi kısa bir geçmişe değil belki bin dört yüz yıl gibi tarihi bir köke de sahiptir. İlk dört büyük halifenin icraatları ve uygulamalarını bir bakıma cumhuri bir yönetim şekli olarak yorumlayan insanları nasıl cumhuriyet karşıtı olarak takdim edeceksiniz? İsterseniz asr–ı saadetteki cumhuriyetçi uygulamalardan bazı örnekler sunalım. Bakalım bugünkü anlayışa çok mu ters düşecek, fazla mı yanlış görülecek! Yoksa bizim hedefimizdeki uygulama da budur; ama henüz varamamış, aynını icraya muktedir olamamışız mı denecek?

Medine’de zeytinyağı sıkıntısı çekilmektedir. Bu yüzden devlet başkanı Hz. Ömer, dışarıdan getirttiği zeytinyağını şehrin meydanında halka bizzat nezaret ederek dağıtmaktadır. Bu sırada yakınlarından biri yaklaşıp halifenin kulağına bir şeyler fısıldar. Hiddetlenen halifenin cevabı herkesin duyacağı netliktedir.

–Sana düşen, halktan biri gibi sıraya girmek, sıran gelince hisseni almaktır. Halifenin yakınlığına güvenerek herkesten öne geçemezsin. Benden sonra gelecek yöneticilere, akrabalarını kayırdı şeklinde kötü bir örneği veremem. Ve halifenin yakını doğruca kuyruğa girer, ancak sırası gelince hissesini alır, asla bir kayırma söz konusu olmaz.

Ne dersiniz çok kötü örnek mi bugün için? Yoksa bütün feryatlarımız böylesine adil bir uygulama sağlamak için mi?

Bir başka örneği de arz edelim burada:

Boşaltılan küplerden birinin içine elini sokup zeytinyağıyla saçlarını yağlayan bir çocuğu gören halife, hemen çocuğun elinden tutar oradaki birine emir verir:

– Derhal bu çocuğun saçlarını kestirin. Çünkü bu saçlarda devlet malı bulaşığı vardır. Şimdiden devlet malına bulaşan çocuk sonunda zapt edilmez bir sorumsuzluğa girebilir. Biz de ona kötü örneklik etmiş oluruz.

Ve çocuğun saçları kestirilip, devlet malının bulaşığına dahi yaklaşmama konusunda unutulmaz bir örnek de böyle verilir.

Bugün bunlar çok mu kötü örnekler, fazla mı yanlış misaller? Devletin imkanlarını eline geçirenler mutlaka hortum kullanmalı, devlet malı deniz, yemeyen ise falan.. mı demeliler? Cumhuriyetin gereği hangisi? Kimler kimleri cumhuriyet karşıtı olarak göstermeye yelteniyorlar?

Bu konuda çarpıcı örnekler en son çıkan kitabımız (İnsanlığın Ufkundaki İslam Adaleti’nde).


29.10.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (25.10.2002) - Kırık Testi’yi herkes okursa ne olur?

> (23.10.2002) - Kardeş katiliyle kol kola yürüdüler Medine sokaklarında!.

> (22.10.2002) - Altınoluk, Gonca ve Aklın Gözyaşları

> (18.10.2002) - Risale–i Nur basımında: Bodrumdaki teksirden zirvedeki tekniğe!...

> (16.10.2002) - Siz hiç böyle evlenme olayı duydunuz mu?

> (15.10.2002) - Bir kızın gençlik hatası böyle sonuçlandı!

> (11.10.2002) - Vesveseye değer vermeyin

> (09.10.2002) - Deve devrinden füze çağına

> (08.10.2002) - “İnsanlığın Ufkundaki İslam Adaleti”

> (04.10.2002) - Ezan–ı Muhammedî mi, Ezan–ı Türkî mi?




GAZETE SAYFALARI


 




Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.