|
Terör ve İslam imajı
Geçtiğimiz günlerde Endonezya’nın tatil beldelerinden Bali’de turistlerin bulunduğu yere düzenlenen saldırı sonucunda 180 kişi hayatını kaybetti.
Eylemi şimdiye kadar üstlenen olmasa da, saldırıdan Endonezya’da faaliyet gösteren Cemaat–i İslam sorumlu tutuldu. El Kaide örgütüyle de ilişkili olmakla suçlanan Cemaat’in önde gelenleri şimdi gözaltında, sorguları devam ediyor.
Haftalardır Amerika’yı dehşete düşüren keskin nişancının bir Müslüman olan John Allen Muhammed ve üvey oğlu olduğu iddia ediliyor. John Allen Muhammed, başında Farrakhan’ın bulunduğu Amerikalı siyahların örgütü “İslam Ulusu”nun üyelerinden biri.
Şimdi de Moskova’da Çeçenlerin bir tiyatro binasına düzenlediği baskın olayıyla karşı karşıya bulunuyoruz. 22’si kadın 50 Çeçen gencin düzenlediği baskın büyük bir trajediyle sonuçlandı. Putin’in emriyle tiyatroya yapılan müdahale sonucunda eylemcilerden ve rehinelerden 150 civarında insan hayatını kaybetti; 100’ün üstünde ağır yaralı var. “Yaralı” demek zor; çünkü Rus timlerinin kullandığı ve halen aslında ne olduğu tam olarak bilinemeyen zehirli gaz “kitlesel ölümler”e yol açmış. “200’e yakın ölü ve 300 yaralı” kendi ölçeğinde bir “kitle”dir. Zehirli gazlarla ilgili olarak kullanılan “kitle imha silahları” bu trajik olayda tam da yerine oturuyor.
Elbette Rus yetkilileri bir şekilde olaya müdahale edecek, rehineleri kurtarmak ve eylemcileri yakalamak isteyecekti. Her devletin veya hükümetin yapması gereken budur. Her ne olursa olsun, hiçbir suçları olmayan insanların şu veya bu amaçla tehdit ve şantaj aracı olarak kullanılması, rehine tutulup kendileri dışında vuku bulmuş bir ihtilafta pazarlık konusu yapılması kabul edilemez. Ancak yapılan müdahalenin yerinde ve profesyonel bir operasyon mu olduğu, gerçek niyetin sahiden masum rehineleri kurtarıp eylemcileri etkisiz hale getirmek ve yakalamak mı olduğu konusu belirsiz. Zihinlerde bazı soru işaretleri var.
Ben özellikle modern devletlerin, her zaman rasyonel oldukları, kendi yurttaşlarının güvenlikleri dahi söz konusu olsa “davranmaları gerektiği gibi davrandıkları” konusunda şüpheleri olan biriyim. Uluslararası güvenlik sistemi ve bu sistem içinde belli tutumlara sahip devletler, ya bazan kendi konumlarını takviye etmek için birtakım kombinezonların içine girerler ya da başkalarına ait kombinezonları kendi lehlerine çevirmek için şaşırtıcı tutumlar içine girmekten çekinmezler.
Hiç kuşkusuz bununla, Çeçenlerin düzenlediği tiyatro baskınının Rus veya başka gizli servislerin işi olduğu yönünde herhangi bir imada bulunmuyorum; ancak Çeçenlerin düzenlediği bu baskının, Bali saldırısının ve Amerikalı “keskin nişancı”nın “ismi Muhammed” olan bir Müslüman olmasının, bazı çevrelerin arayıp da bulamadıkları bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Üst üste yaşanan bu olaylar, bir kere daha “Müslümanlar ile terör” arasında bir bağlantı kurmak isteyenlere elverişli bir fırsat yaratmış oldu. “Dünyada Müslümanlar acımasızca katliamlar yapmakta, insan hayatına kastetmektedirler” şeklinde üretilen imajı takviye edici oldu. Böylece 11 Eylül’den sonra Müslümanlara yüklenmek istenen “terörist sıfatı” pekişiyor; Afganistan’dan sonra şimdi Irak’a müdahaleye hazırlanan ABD’deki şahinlerin eli kuvvetleniyor. Bu üç olay, Filistin’de hiçbir uluslararası normu ve hukuki değer tanımayan İsrail’in ve elbette 1994’ten beri Çeçenistan’ı harabeye çeviren, 200 binin üstünde insanı acımasızca öldüren Rusya’nın da elini kuvvetlendiriyor.
Ve bir kere daha “İslam dini terör kültürü ve terörist üreten bir din” olduğu yönündeki imaj siyasetin ve popüler kültürün vitrininde “sevimsiz, itici ve tehdit edici” bir yere oturtuluyor.
29.10.2002
|