ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, ‘Afganistan’da istikrar sağlanmadan Amerikan güçleri ülkeden ayrılmayacak.’ derken, Afganistan sabık Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani de ‘Amerikan güçleri ülkeyi terk etmeden Afganistan istikrara kavuşmayacak.’ diyor. Bu durum bize ‘tavuk mu daha önce, yumurta mı daha önce?’ sorusunu hatırlatıyor. Bir ülkenin güçleri başka bir ülkede, halkına rağmen bulunuyorsa bunun birkaç yönü vardır. Her şeyden önce Amerika Afganistan’da neler yapıyor buna bakalım.
Başkan Hamid Karzai, Ahmed Şah Mesud’un şahadet yıldönümü münasebetiyle düzenlenen törene, Amerikan askerleri koruması altında geldi. Askerlerin kıyafet, teçhizat ve tavırları garipti. Törende Karzai’nin ülke bağımsızlığıyla ilgili sözleri dinleyiciler tarafından tebessümle karşılandı. Kabil sokaklarındaki insanlarla Karzai’nin çevresindeki bazı kimseler, bu tür korunmayı ve Başkan Karzai’nin Amerika’nın güdümüne girmesini ülkeye, ordusuna bir ihanet olarak kabul ediyorlar. Müttefik komutanlardan İttihadi İslam Partisi Başkanı Abdurresul Seyyaf bana bu durumun ihanetin ötesinde bir şey olduğunu söyledi. Sabık Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani de, Amerika’nın Afganistan devlet başkanının nereye gidip nereye gidemeyeceğini belirlemesi dahil her hareketini bu derece kontrolleri altına alacaklarını tasavvur etmediğini, gördüklerine duyduklarına inanmadığını söyledi.
Şeyh Seyyaf bana daha sonra şunları söyledi: ‘Durum utanç vericidir. Sonumuz bu olsun diye biz ve kardeşlerimiz yirmi yıl boyunca savaşmadık ve şu anda ülkemizin bütün işleri biri Amerika, diğeri de Birleşmiş Milletler’in olmak üzere iki temsilcinin elinde. Amerika temsilcisi Zilmani Halil’dir ki, Afgan asıllı Amerikan vatandaşı ve Beyaz Saray’da müsteşar. BM temsilcisi de Lahdar İbrahimi’dir, o da Amerika çizgisinin dışına çıkmıyor. Önce Bonn sonra Kabil’de hükümet üyelerini seçen, çalışma takvimini belirleyen, Afgan halkı temsilciler meclisinin kararlarını devre dışı bırakan, anayasa ve seçimi erteleyen bu iki temsilcidir.’
Müttefikin önde gelen komutanlarından Seyyaf, gelecekleriyle ilgili bir şey bilmediklerini ve bildikleri tek şeyin perde arkasında ve kendilerinden habersiz çok şeylerin yapıldığını itiraf etti. Seyyaf, geçen ekim ayında Kabil’e girdiklerinde karşılaştıkları iki hayret verici olayı şöyle anlatıyor: ‘Kabil’i ele geçirdikten sonra bir grup Taliban güçleri yakaladık ki bunlar müttefik güçlere karşı silahlı çatışmaya girmişlerdi. Onları hapis etmek veya en azından silahtan arındırmak gerekirken, Amerikalılar, onların dost oldukları, kendileriyle beraber çalıştıklarını ileri sürerek onlara dokunmamamızı istedi. Bunlardan biri halen Afganistan’da ikamet ediyor ve bir süre önce, Amerika büyükelçiliğinden temsilcilerin de katıldığı bir törenle oğlunun düğününü yaptı.
Hayretle karşıladığımız ikinci olay da şudur: İngiltere istihbaratından bir yetkili Londra’daki elçiliğimize giderek, Taliban’ın önde gelen komutanlarından birisi için dokunulmazlık teminatı istiyor. Bu komutan halihazırda serbest olarak dolaşıyor.’
Amerikalı yetkililer Saddam’dan sonra Irak’ı tamir edeceklerini söylüyorlar. Aynı Amerika, Afganistan için de aynı sözleri sarf etmişti.
Bugün Afganistan’a baktığımızda Amerika’nın Afganistan imarı için ordu ve güvenlik güçlerinin teçhizi dışında hiçbir şey yapmadığını görüyoruz. Vaat edilen bir milyar 800 milyon dolardan ancak 850 milyon dolar verilmiş o da hükümet ile BM temsilcilerinin maaşı olarak kullanılmış. 4 bin civarında BM görevlileri aylık olarak 7 ila 9 bin dolar arasında maaş alıyor.
Afganistan’daki ekonomik kriz sebebiyle çoğu insanlar, Taliban zamanında azalan afyon ve haşhaş ekimine yeniden yöneldiler; böylece Afganistan tekrar uyuşturucunun önemli bir kaynağı haline geldi.
Afganistan’la ilgilenen Amerika ve diğer ülkeler, sadece Afganistan’ın güvenlik ve siyasi yönüyle ilgilenirken, insani, sosyal ve ekonomik yönleriyle ilgilenen olmadı. Şimdi Afganistan’da şu soru soruluyor: Afganistan ne zamana kadar Amerika’nın vesayeti altında bulunacak? Verilen cevaplara göre Amerika 10–20 seneden önce çıkmak niyetinde değildir. Çin hududuna yakın ve Taliban’ın varlığının söz konusu olmadığı Bedehşan vilayeti ile Herat vilayetinde bulunan Amerikan güçlerinin varlıklarının gittikçe ağırlık kazandığı verilen haberler arasında. 24.9.2002 tarihindeki Reuter ajansının haberine göre Amerika, İran’a 40 km uzaktaki Herat’ta halktan arazi satın alarak askerî tesisler, karargah ve kışlalar yapıyor.
Kabil’de bulunan BM güçleri sembolik bir güç, fazla bir yetkisi yok. ABD güçleri ise, Kabil’in dışında ve uzun süre kalmaya, yerleşmeye hazırlanıyor. Afganistan’da her şeyi yapmada serbest. Kaleleri vuruyor, köyleri kuşatıyor, insanları öldürebiliyor veya tutuklayabiliyor. Yaptıklarının çok azı Kabil’e ulaşıyor. Basın yayın Amerika’nın kontrolünde olduğu için olup bitenlerin tamamı yayınlanmıyor. ABD özellikle zayiat konusunu oldukça gizli tutuyor. Çünkü Amerika kamuoyunda yükselecek tepki sesleri, sadece Afganistan harekatını etkilemez, Irak harekatını, hatta Bush’un geleceğini de etkiler.
(Al –Ahram, 22.10.2002, Mısır)
29.10.2002
|