İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
26.11.2002
Salı
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


AHMED ŞAHİN a.sahin@zaman.com.tr http://www.ahmetsahin.org
 

Fitre ne demektir, nasıl verilir? Zekât ve fitre alacağa sayılabilir mi?

Bir defa daha ifade edelim ki fitre, yaşayan her insan için verilen bir yaratılış şükrü ve baş göz sadakasıdır. Bu sebeple aile reisi, sorumluluğunu yüklendiği ailenin yaratılmış her ferdi adına birer şükür sadakası olan fitresini vermekle mükellef tutulmuştur.


Hatta bayram gecesi sabaha karşı dünyaya gelen bebeğin dahi fitresini bayram günü vermek gerekir. Çünkü bebek de nihayet yaratılma nimetine kavuşmuştur. Onun için de şükür gerekmektedir.

Üç mezhebe göre farz, Hanefi’ye göre de vacip olan bu şükür sadakasını ödemiş olmak için aile fertlerinin her biri adına birer fitrenin bayrama kadar muhtaçlara verilmiş olması gerekmektedir.

Hicretin ikinci senesinden itibaren verilmeye başlanan fitrenin son veriliş vakti, bayramın ikindisine kadardır. Bundan sonraya bırakılması haramdır. Ama bırakılırsa yine de verilmeli, borçlu kalınmamalıdır. Bu sebeple Ramazan’ın başından itibaren münasip yerler aranır, bulunduğu her vakitte hemen verilerek bayram sevincini ortak yaşamaya gönüller hazırlanmış olunur.

Zekat zenginiyle fitre zengini arasındaki fark..

Zekatı nasıl zengin kimse veriyorsa, fitreyi de öyle zengin kimseler verirler. Ancak, Zekat zenginiyle fitre zengini arasında ince bir fark vardır. Şöyle ki: Zekat zengininde servetin üzerinden sene geçmesi gerekirken, fitre zengininde sene geçmesine gerek olmaz.. Bayram gününde servete sahip olan kimsenin bile hemen fitresini vermesi gerekir. Zekat gibi sene geçmesini beklemez.

Bir de eve, arsaya, arabaya zekat gerekmediği halde fitre gerekmekte, bunlara sahip olanlar fitre zengini sayılmaktalar.

Fitrenin miktarını tespite gelince: Ailenin her ferdi adına verilmesi Şafii’ye göre farz, Hanefi’ye göre vacip olan fitrenin miktarını tespitte şöyle bir mukayese konuyu açıklığa kavuşturur.

Her sene müftülükler bulundukları semt sakinlerinin iki öğün yemek parasını, verilecek fitrenin miktarı olarak ilan ederler. Diyelim ki, bu sene alt sınır olarak ilan edilen (üç milyon) ile insan, bulunduğu yerde sabah akşam olmak üzere iki öğün yemek yiyerek karnını doyurabiliyorsa, işte bu miktar o kimsenin fitre miktarını ifade etmiş olur. En alt sınır olarak tabii.

Öyle ise fitre verecek insan önce bir nefs muhasebesi yapmalı, kendisi iki öğünde ne kadar parayla karnını doyuracaksa o miktarı, vereceği şükür sadakası fitresi olarak tespit etmeli, o miktardan, ya da daha yukarısından vermelidir. Herkesin rahatça yapacağı bir tespittir bu.

Aile içinde zekatla fitrenin farkı:

Zekatta servet kiminse zekat borcu da onundur. Ailenin (şahsına ait malı bulunmayan) diğer fertlerine zekat verme borcu yüklenilmez. Ancak fitrede öyle değildir. Fitre, zekat verecek kimsenin aile fertlerinin her biri adına da vermesi gereken bireysel borçtur. Her fert adına birer fitre ayırıp ihtiyaç sahibine sunmak, aile reisinin üzerine yüklenmiş mükellefiyettir..

Ayrıca zekat ve fitre verirken alanı mahcup edecek bir konuşma da yapılmamalıdır. Verenin kalbindeki niyeti kafidir. Alana açıklama gereği yoktur. ‘Şunu bayram harçlığı yapın’ gibi rahatsızlık vermeyecek bir cümleyle konuyu kapatmalıdır. Uzakta olan çocukların fitrelerini ya bizzat aile reisi vermeli, yahut da haberleşerek herkes kendi fitrelerini vermeye alıştırılmalıdır.

Alacağını zekata sayma konusuna gelince:

‘Borçlusundan alacağı parayı almayıp da zekatına sayması uygun olur mu?’ sorusuna iki türlü cevap verilmektedir:

Geçmişten günümüze kadar gelen fıkıh kitaplarının görüşüne göre, alacağı parayı zekata saymak ancak şu şekilde mümkün olabilir:

Ya borçlu, borcunu önce öder, ödediği borcu da ona sonra zekat olarak iade edilir. Yahut da önce borçluya zekat verilir, hemen arkasından da alacak istenir, verilen zekattan borcu ödetilir. Bu uygulamada bir şüphe yoktur. Geçmişten günümüze kadar gelen tavsiye budur.

Ancak bu tür bir zorlama, yoksul borçluyu rencide edebilir. Öyle ise: (ikinci görüşe göre)

“Sendeki alacağımı zekata saydım, kendini borçlu hissetme, rahat ol!” demek (zekatı vermiş olmak için) yeterlidir. Para alma verme zorlamasına gerek yoktur. Maksat yoksula yardımdır. Böylece rencide etmeden yardım da yapılmış olmaktadır.

Zekatta asıl olan (temlik)’i de böylece, geniş manada anlamalıdır. Bunda yoksul, zekattan daha çok istifade eder, daha kolay zekat alıp borcundan kurtulma imkanı bulur. İslami Araştırmalar Merkezi’nin hazırladığı iki ciltlik Diyanet İlmihali’nde bu konuda geniş bilgi vardır. Bakılabilir. (Cilt bir, sayfa 440)

Ancak, zekatı alacağa saymak caiz olsa bile fitreye saymak caiz olmaz. (Temlik)in tam tahakkuk etmesi için fitrenin ihtiyaç sahibinin eline teslim edilmesi (temlik) gereği olarak şart görülmüş, alacağı fitreye saymak caiz olmaz, denmiştir. Çünkü fitre azdır. Herkes kolayca verebilir. Alacağa saymaya gerek kalmaz..


26.11.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (25.11.2002) - Oruca saygı gösteren Mecusi’ye iman nasip oldu

> (22.11.2002) - Bol gıybetli avam orucu mu tutuyoruz yoksa?

> (21.11.2002) - Oruçluya mekruh olan ve olmayanlar üzerine

> (20.11.2002) - Oruç imsakla başlar, ezanla değil

> (18.11.2002) - Ramazan mukabelesi nasıl başladı?

> (15.11.2002) - Oruçlu bir insan yemeğin tadına bakabilir mi?

> (13.11.2002) - Her ay mübarek; ama Ramazan ayı başka

> (12.11.2002) - Kan vermek, sigara dumanı yutmak, iğne vurdurmak orucu bozar mı?

> (10.11.2002) - O ümmetini öyle düşünüyordu ki; bunu teravih namazında bile görebiliriz

> (08.11.2002) - Diş tedavisi, göz, burun, kulak ilacı, sprey orucu bozar mı?




GAZETE SAYFALARI


 


   BÜTÜN YAZARLAR  



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

RASİH YILMAZ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

ŞEREF OĞUZ

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.