İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
29.11.2002
Cuma
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

“Normalleşme süreci”

AHMET KURUCAN



Seçimler sonrası Türkiye’de bazılarının “Normalleşme Süreci” adını verdikleri sürecin bu kadar hızlı gelişeceğini kimse tahmin etmiyordu. 28 Şubat sürecinin izlerinin toplum genelinde hakim olduğu bir zaman diliminde yapılan seçimler, aslında halkın bir anlamda buna tepkisini yansıtacaktı; ama kimse bu sonucu beklemiyordu. AKP’nin birinci parti olması değildi beklenmeyen sonuç, iki partili bir Meclis ve AKP’nin tek başına iktidar koltuğuna oturması idi. Dolayısıyla beklenmeyen bu sonucun Türkiye’de ve dünyada belirli çevreler tarafından hazmedilmesinin, kabullenilmesinin zor olacağı seçim sonuçlarının belli olmaya başlandığı andan itibaren yapılan yorumlar arasındaydı.

Fakat umulan ve korkulan olmadı. “Normalleşme Süreci” tıpkı seçim sonuçları gibi olağanüstü biçimde hızlı gelişti ülkemizde. Bu noktaya ulaşmada seçim galibi partiler ile basın–yayın organlarının tavırlarının etkin rol oynadığı muhakkak. Bununla birlikte ülkemizde çokları, içinde yaşadığımız bu sürecin kalıcı mı, geçici mi olduğuna karar verebilmiş değiller. Özellikle yurtiçinde vatan, millet, rejim denildiği an kimseye bırakmayan, bir anlamda statüko taraftarlarını bu tür bir davranış iklimine iten sebepler düşündürücü. Halkın hiçbir şekilde yorum ve tevil gerektirmeyen sandıktan çıkan cevabı mı, başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin hemen seçim sonrası Tayyip Erdoğan’ı başbakan edasıyla karşılayıp muhatap almaları mı, eski güçlerinin kalmadığı mı, onlarca tahmin sıralamak mümkün. Yurtdışı çevreleri adına söylenecek şeyler malum. AKP’nin İslam’a yakın duruşu, Milli Nizam geleneğinin uzantısı olması, Türkiye ile olan menfaat ilişkilerine halel gelme ihtimali vb. Hangi nedene/nedenlere dayanırsa dayansın, ülkemizin yıllardan beri muhtaç olduğu şu havanın devamını nazara alarak, içinde bulunduğumuz fiili durumun –bir kısım çatlaklıklara rağmen– devamının kazanç olduğunda hiç kimsenin şüphesi yok. Onun için umudumuz bunun çok daha iyi, güzel ve hızlı bir biçimde devam etmesi, Ankara’dan tüm Anadolu’ya bu havanın yayılması.

Bu bağlamda, şahsen ben AKP açısından olaya baktığımda Erbakan’a çok şeyler borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Refah–Yol iktidarı kurulur kurulmaz Sayın Erbakan çiçeği burnunda bir başbakan olarak ilk yurtdışı gezilerini İran, Pakistan, Malezya, Endonezya, Mısır, Libya ve Nijerya’ya yapmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık tarihinde bir ilkti bu gezi. Bundan önceki başbakanlar yurtdışı seyahatlerine Batı’dan başlarken Erbakan Doğu’yu, hem de İslam ülkelerini tercih etmişti. Dolayısıyla gezinin mahiyeti, nedeni, verilen demeçler, yapılan anlaşmalar, yapılan görüşmeler bir tarafa, gezinin kendisi baştan aşağı bir yerlere mesaj niteliğini taşıyordu.

Ardından Başbakanlık makamında tarikat büyüklerine verilen yemek geldi. Tarikata, tarikat büyüklerine, Ramazan’a, iftara kimsenin karşı olduğu yok; ama yine bir ilk olan Başbakanlık makamından bu çevrelere yönelik verilen iftar daveti 28 Şubat’a davetiye çıkartan hatalar zincirinin bir diğer halkasıydı.

AKP’nin hem de tek başına iktidara geldiği dönem, gariptir Ramazan’a rastladı. Sayın Erdoğan AB takvimine bağlı olarak ilk yurtdışı gezilerini Avrupa ülkelerine yaptı ve hâlâ yapıyor. Türkiye’nin vazgeçilmez bir hülyası haline gelen AB’ye girişe ise başta ana muhalefet partisi olmak üzere hiç kimsenin karşı çıktığı yok. Dolayısıyla aslında temel değerlerde AKP’ye karşı olanların bırakın tepkiyi destekledikleri, ilgi ile izledikleri bir gezi oldu bu. Ramazan’da seleflerinin yaptıkları yurtiçi hassasiyetlere dokunacak, şimşekleri üzerine çekecek türden iftar daveti vb. davranışlar içine de girmedi, ne Sayın Erdoğan, ne Gül ve ne de diğer yetkililer.

İşte ben bu açıdan Erbakan’a çok şeyler borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Tribünlere oynama değil, ülke gerçek ve menfaatleri doğrultusunda hareket edebilme, seleflerden ders alarak aynı hataları tekrar etmeme büyük bir erdem olsa gerek.

Fakat başörtüsü özelinde başlayan bazı tartışmalar, devletin en üst düzeyinde yer alan kişi ve kurumların bir şekilde bu tartışmalara taraf olması veya onların medya tarafından işin içine itilmesi, başlangıçta ifade ettiğimiz uyumlu ve ılımlı havanın öyle çok uzun boylu olmayacağının bir göstergesi gibi geliyor bize. Yarın Sayın Erdoğan’ın yasaklı halinin kalkması durumu devreye girdiğinde sanırım statüko taraftarlarının, Makyavelist felsefenin köleleri olan kurum ve kuruluşların çığırtkanlıkları umulanın ötesinde olacak gibi geliyor.

Nitekim dün Meclis’te ana muhalefet tarafından hükümet programına yöneltilen eleştiler, onların mahiyeti –zira eleştirilerin mahiyetinde hükümet programından ziyade başka unsurlar hakimdi– ‘Baykal Klasiği’ tabirini hatırlatan eleştiriler üslubu, normalleşme sürecinin bu kadar hızlı olamayacağı endişesini taşıyanları haklı çıkartacak sinyalleri bünyesinde taşıyordu. Fakat bütün bunlar karşısında anormal olan bir durum da vardı, o da AKP milletvekillerinin klasik Meclis manzaralarını hatırlatan taşkınlıkların, karşılıklı sataşmaların olmaması ve yine aynı çizgide Başbakan Gül’ün sakin bir üsluptaki cevaplarıydı.

Umudumuz ülkemizin, ülkemiz insanının kazanması. Meclis içi, Meclis dışı klasik muhalefet anlayışı ile bir yere varamayacağımızın artık herkes ve her kesim tarafından farkına varılması. Bu noktada özellikle iktidarı, muhalefeti, bürokrasi kesimi ile Ankara’daki yetkililere önemli görevler düşmektedir. AKP’nin seviyeli bir düzeyde yürütmeye çalıştığı ötekilerle ilişkilerin, uzlaşmacı tavrın aynı çerçevede devamı çok önemli bir husus. Umarız, her iki taraf adına Ramazan’ın da etkisinin olduğunu düşündüğümüz sükunet havası, Ramazan sonrası yerini kasırgaya, fırtınaya, boraya terk etmez.

29.11.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Diğer Yorumlar

> Ortadoğu’da Arap olmayan halka ve savaş ihtimali Memun Fendi (29.11.2002)

> Türkiye’nin Avrupalı olma şansı Ajay Chhibber-Johannes Linn (29.11.2002)

> Türkiye, Erdoğan ve Araplar (28.11.2002)

> Osmanlı popüler materyalizmi M. Şükrü Hanioğlu (28.11.2002)

> Avrupa, İslam’ı kucaklamalı Denis MacShane (28.11.2002)

> AKP İslamcı mı, muhafazakar demokrat mı? Şaban Tanıyıcı (27.11.2002)

> Devlet politikası, Türk tezi vs. ESER KARAKAŞ (27.11.2002)

> Toplumsal irade ve AB’den beklenen yapıcı yaklaşım Aylin Alagöz (27.11.2002)

> Batı’da yeni Türk imajı HERKÜL MİLLAS (26.11.2002)

> Borsa’nın zamanı mı? Hüseyin İstanbullu (26.11.2002)

> İmtiyaz toplumu ve milletin vekilleri Kemal Sayar (26.11.2002)

> ABD’nin Irak operasyonu ve muhtemel Halil Şimşek (25.11.2002)

> Türban sorununu ‘podyum’ mu çözecek? NİHAL BENGİSU (24.11.2002)

> Görmeden görmüş, bilmeden bilmiş kadar olmak ELİF ŞAFAK (24.11.2002)

> Büyük davet Simon Tisdall (23.11.2002)







GAZETE SAYFALARI


 


   BÜTÜN YAZARLAR  



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.