İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
30.11.2002
Cumartesi
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

“Demokrasi”yi eğitmek

ALEV ALATLI



“Açık istihbarat” derler, bir toplumun sorunlarını, eğilimlerini, düşünce biçimini saptamanın yollarından birisi gündemine aldığı, tartıştığı meseleleri incelemektir. Gündemin yapay ya da güdümlü olduğunun düşünüldüğü durumlarda, toplumun rağbet ettiği kitapların türleri iyi ipuçları sayılır. Amerikan okur–yazar çevrelerinin bugünlerde “şaşırtıcı ölçülerde” rağbet ettiği iki kitaptan bir tanesi, Dr. William Bennett’in “Erdemler Kitabı” diğeri .... Tocqueville’in “Amerika’da Demokrasi”si. Bu kitaplara gösterilen teveccühün, Amerika Birleşik Devletleri’nin 20. yüzyılın sonlarındaki hal–i pür melâlinden kaynaklanan “dillendirilmemiş bilinçaltı tedirginlik”inden kaynaklandığı iddia ediliyor.

Denge teorisi

Kitapların her ikisine de kaynaklık eden kavram “erdem teorisi” ve Tocqueville’in demokrasi çözümlemesinin temel düşüncesi. “Erdem teorisi”ne gösterilen bu büyük rağbetin nedeni, teorinin özde bir “denge” teorisi olması ve Amerikalıların son 25 yıldır kendilerini “anormal” hissediyor olmaları şeklinde açıklanıyor. “Anormallik” günlük yaşama, toplumda “dengesizlik duygusu” şeklinde yansıyor. “Bu duygudan hoşlanmayan Amerikalılar, yeni bir denge arayışı içine giriyor” deniyor. Erdem teorisi, bu arayışı cevaplıyor.

Eğitimle denetim!

“Mutlu bir yaşama nasıl ulaşılır?” Teorinin çıkış noktası bu. Ancak, bir de varsayımı var: “İnsan doğası, aşırılıklara yönelmek eğilimindedir.” Dengesizlik, insan fıtratında yer alır. Aşırılık eğilimini denetim altına almak, dengeleri kollamak ancak eğitimle mümkün olabilir. Dengeleri kollamak kesintisiz bir çaba göstermeyi gerektirir. Sürekli dikkat ve uyanıklık şarttır. (İnsan fıtratının bu yorumun tam tersi de, Rousseau’nun görüşü. Ona göre de, insan özde dengeli bir yaratıktır ve meğer ki dış faktörlerden dolayı mecbur kalsın, aşırılıklar sergilemez. Rousseau’nun yorumunda “dış faktörler”in önemli bir şerh olduğu açıktır: Aşırılık, aşırlığı davet eder.)

Erdem teorisine göre, “erdemli olmak” çeşitli aşırılıklar arasında orta noktayı bulmaktır. Örneğin, cesaret bir kadim erdemdir. Cesurun erdemli olanı, aşırı korku ile aşırı korkusuzluk arasındaki orta noktayı bulandır. Aynı durumun inanç için de geçerli olduğu söylenir: Ne her şeye inanmak, ne de hiçbir şeye inanmamak. Yine aynı şekilde, merhamet: Ne aşırı acıma, ne de aşırı acımasızlık. Bu bağlamda, itidal (ılımlılık) “mega–erdem” sayılır; çünkü vasatı seçme ve arama eğilimidir.

Erdem teorisi ve muhafazakârlar

Erdem teorisi, aynı zamanda muhafazakârların felsefesidir. Denge arayışı ve vasata yöneliş, muhafazakârlığın temel unsurları kabul edilir. Ortalamayı bulmak, merkezde toparlanmak muhafazakârların davranış biçimidir. Genel eğilimleri saptayıp, yaşamı onlara uyarlamak anlamına gelir. Uçları, çeperleri, varoşları bırakıp, somut ve yerleşik merkezde toplanmak iştiyakıdır.

Erdem teorisinin muhafazakârlığa revaç veriyor olmasının bir diğer nedeni de, murakabe edilmiş ve dillendirilmiş bir düşünceden çok, duygulara dayanmasıdır. Erdemli olmayı öğrenmek, erdemli olmak gözlem sonucu verilen bir karar olduğu kadar, kişinin gönlünün özlemi olarak da ortaya çıkar. Bu bağlamda, gerçeklik ve gönül arasında kurulan bir denge olduğu söylenir. Akıl ve mantık, dil gerektirir. Ancak, hayatta kelimelerin ifade edemediği durumlar vardır.

“Dengesiz-toplum”

Teorinin muhafazakâr olup olmadığı bir yana, tertiplenme nedeni bireylerin mutlu bir yaşam sürdürmelerine elveren bir yöntem geliştirmekti. Toplumlara uygulanabileceği düşünülmemişti. Derken, Tocqueville’in kitabı geldi: “Amerika’da Demokrasi.” Tocqueville, “dengesiz–toplum” tezini öne sürerek, erdem teorisinin sadece bireylere değil, toplumlara da uygulanması gerektiğini iddia ediyordu; bahse konu “demokrasi”nin “kapitalist” demokrasi olduğunun altını çizelim.

Kapitalist demokrasi

Tocqueville, gelişmiş kapitalist demokrasinin bizim “gönül,” kendisinin “kalbin alışkanlıkları” dediğimiz şeyin üzerindeki etkilerini inceliyor. Vardığı sonuç: Kapitalist demokrasinin, birey ve gruplarda yıkıcı dengesizliklere neden olduğu ve bu durumun önlenememesi durumunda demokrasinin kendisini ve halkını yok edecek olduğu:

“Demokratik kurumlar eşitlik iştiyakını uyandırır, güçlendirir ancak tatmin edemezler... Halk, eşitlik fırsatı yakaladığı düşüncesi ile heyecanlanır, başarı şansının azaldığını gördükçe düş kırıklığına uğrar; heyecanı düş kırıklığına, düş kırıklığı öfkeye dönüşür.”

Bu bağlamda, oy verme işlemini, piyango bileti satın almaya benzetenler de var. Bileti alanlar, kazanma şansı ile heyecanlanıyorlar. Ancak, çekiliş günündeki düş kırıklığının Tocqueville’in tarif ettiği öfkeye dönüşmemesinin nedeni kaale alınacak bir emek kaybının olmaması. Oysa, demokrasilerde insanlar ideallerine yatırım yapıyorlar ve bu uğurda yıllarını şartlıyorlar.

Demokrasiyi eğitmek

Tocqueville, yukarıdaki gözlemlerden yola çıkarak, kapitalist demokrasilerde liderlerin çözmeleri gerecek başlıca meselelerinin “demokrasiyi eğitmek” olduğunu söylüyor. Demokrasiyi eğitmek, halkları kapitalist demokrasilerin denge bozucu eğilimleri hususunda aydınlatmak ve bu eğilimleri ıslah edecek yöntemlerin geliştirilmesine yardımcı olmak. Ama nasıl? Bugün, özellikle de Amerikan modeli liberal (kapitalist) demokrasi üzerinde düşünenler, kapitalist ilkelere ters düşmeyen, bireylerin seçme ve seçilme gibi demokratik ritüelleri sürdürmelerini sağlayan ve fakat aile, cemaat gibi yakın çevre ilişkilerini zedelemeyecek çözümlerin neler olabileceğini araştırıyorlar.

Şurası bir gerçek ki, erdem teorisinin talep ettiği “denge” arayışı, gelişmiş kapitalist düzenin araçlarından birisi olamaz. Kapitalist iştiyaklar ve itidal bir arada bulunamaz. Liberalizm, bireyin yücelmesini hedefler. Bireyin yücelmesinden murat, algılama kapasitesinin, duygusal ve yaratıcı yapılanmasının, kişiliğinin yücelmesidir. Ancak, böylesi bir eğitimin başarılı olduğu durumda, söz konusu bireyin “gelişmiş” kapitalizm ile uyum içinde yaşaması zorlanacaktır. Açmaz da burada.

İnsancıl kapitalizm

Kendi adıma bu tartışmalarda öğretici olan (ve itiraf etmeliyim ki, haset ettiğim!) husus, Tocqueville’in günümüzde harcıâlem sayılan söz konusu saptamaları bundan 160 yıl önce yapmış olmasından çok, hatırlanması ve yeniden gündeme gelmiş olması. “Vahşi” kapitalizme karşı “insancıl” kapitalizmin demokrasi ile bağlantılı ayırımı, onun döneminde öngörülen bir durum değildi. Hatta, kendisi demokrasiyi çözümlerken “kapitalizm” kelimesini de kullanmadı. Buna karşın, bugünün Amerikan okur–yazarlarının Tocqueville’i satırlarının arasını okuyacak kadar iyi tanıyor ve değerlendiriyor olmaları, o ülkenin “aydın kalitesi” açısından (özellikle de Sadrazam Alî Paşa’nın gün yüzü görmeyen vasiyetini hatırladığımda) hayli kıskandırıcı! Mimariden düşünce yaşamına kadar, yerleşikliğe imreniyorum.

30.11.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Diğer Yorumlar

> Kopenhag, Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerini belirleyecek Richard C. Holbrooke (30.11.2002)

> “Normalleşme süreci” AHMET KURUCAN (29.11.2002)

> Ortadoğu’da Arap olmayan halka ve savaş ihtimali Memun Fendi (29.11.2002)

> Türkiye’nin Avrupalı olma şansı Ajay Chhibber-Johannes Linn (29.11.2002)

> Türkiye, Erdoğan ve Araplar (28.11.2002)

> Osmanlı popüler materyalizmi M. Şükrü Hanioğlu (28.11.2002)

> Avrupa, İslam’ı kucaklamalı Denis MacShane (28.11.2002)

> AKP İslamcı mı, muhafazakar demokrat mı? Şaban Tanıyıcı (27.11.2002)

> Devlet politikası, Türk tezi vs. ESER KARAKAŞ (27.11.2002)

> Toplumsal irade ve AB’den beklenen yapıcı yaklaşım Aylin Alagöz (27.11.2002)

> Batı’da yeni Türk imajı HERKÜL MİLLAS (26.11.2002)

> Borsa’nın zamanı mı? Hüseyin İstanbullu (26.11.2002)

> İmtiyaz toplumu ve milletin vekilleri Kemal Sayar (26.11.2002)

> ABD’nin Irak operasyonu ve muhtemel Halil Şimşek (25.11.2002)

> Türban sorununu ‘podyum’ mu çözecek? NİHAL BENGİSU (24.11.2002)







GAZETE SAYFALARI


 


   BÜTÜN YAZARLAR  



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.