|

Enis Öksüz: Bahçeli, ortaklarıyla birlikte yolsuzlukların üstünü kapattı
Enis Öksüz’le en son Telekom tartışmaları ve Kemal Derviş ile kavgalarının Türkiye’yi kasıp kavurduğu bir gün Sabah adına görüşmüştüm. Röportajın ortasında Devlet Bahçeli kendisini telefonla aramıştı. “Yarın devam ederiz.” diyerek apar topar makamından ayrılan Öksüz, o gün görevden alınmış, ertesi günkü görüşmemiz suya düşmüştü. Öksüz, daha sonra partisinden istifa etti ve BBP’ye katıldı. Bugünkü söyleşi, o yarım kalan konuşmanın devamıdır. Bu arada, Sayın Devlet Bahçeli’nin, son üç buçuk yıl içinde kendisini hem telefonla hem de yazılı olarak defalarca aramama rağmen, bir gün olsun “Buyrun, bir sorunuz mu var?” demediğini belirtmek durumundayım. 5 Kasım’dan sonra da bu aramalarım devam etti; ama bir sonuç elde edemedim. Bu vesile ile röportaj talebimi yineliyorum. Öksüz’e yanıt vermek isterse sayfam ona açıktır.
Türkeş’ten sonra partinin başına Bahçeli geçtiğinde onu nasıl tanıyordunuz?
Mevcut adaylar içinde en munis, üniversite hocası olduğu için, diğerlerine göre daha fazla karşılaştığımız, rahmetli Türkeş’in güvenini sağlamış bir arkadaştı. Birbiri ile ilgili konuları peş peşe sıralayıp düşünebilme gücü bakımından kendisini biraz daha tutardım. Bu biraz da benim, Bahçeli’yi kendi içimde yeniden yaratma ihtiyacından doğuyordu.
O yüzden mi onun lehine adaylıktan çekildiniz?
Evet. Bahçeli’yi daha az mahzurlu bulduğum için, ehven–i şer manasında destekledim. Ama güvenim, seçildiğinden yirmi gün sonra soru işaretleri ile kaplandı. Ben ömrümü İstanbul’da geçirdim. Oradan Ankara çok net okunamıyor. Onlara Türkeş’in etrafında, bu davayı alıp götüren arkadaşlar olarak baktığım için saygım vardı. Ankara’ya gelip partinin içinde yer alınca, sisler dağılmaya, asıl kimlikler ortaya çıkmaya başladı. Genel Başkanımızın üniversiteden kendi öğrencileri, parti teşkilatında görev alan kişiler hakkında bir rapor getirdiler bana, ben de bunu Bahçeli’ye verdim. Raporda suç unsuru teşkil edebilecek cinste olumsuzluklar anlatılıyordu. Benzer konularda notlar ve mektupların arkası kesilmiyordu.
Çek–senet ve ihale mafyası türünden işler mi?
Bunların içinde adı geçen isimler de vardı, başka yanlış işler de. Bahçeli’ye tedbir alması gerektiğini söyledim ama almadı. Bir süre sonra raporda adı geçen arkadaşlar bana, “Hocam biz size ne yaptık? Kötü işlere bulaştırılmış olabiliriz. Kaderimizi kendi dışımızdaki olaylarla yaşar hale gelmiş insanlarız. Bizi ispiyon etmişsiniz Genel Başkan’a.” dediler.
Rapor neden size geliyor, Bahçeli’ye gitmiyor?
İnsanlar güvendiklerine bilgi sunarlar. Randevu alabildikleri ile görüşebilirler. Bu da öyle olmalı. O zaman dedim ki Bahçeli’ye, “Niçin bunu açıkladın?” Hiç ses çıkartmadı. Bu hareketi beni hayal kırıklığına uğrattı. Yine de içimden, “Bir gaflet olmuştur. Bir daha olmaz.” diyerek işi unutmaya çalıştım. Ama zaman içinde öyle olmadığını, işlerin parti yönetimindeki beş altı kişiyle sürekli istişare edildiğini anladım.
Ama yine de onunla yürümeye devam ettiniz, kabinesinde görev aldınız...
Evet ilk etapta bakanlık yapabilecek ve mutlaka kabinede görev alması beklenen etkili bir insandım. Partililerin arzusu da bu yönde idi. Öylece işe başladık.
MHP'DE 3. KAT MENSUPLARI VAR
Koray Aydın olayı neyin işaretiydi?
Çöküşün hızlanışının. Yolsuzluk meselesine adı karıştıktan sonra Genel Başkanımıza, konuyu derhal adli mercilere intikal ettirmesini, arkadaşımız eğer suçluysa partiden ihraç edilmesini, suçsuz ise itibarının iade edilmesini söyledim. Koray Aydın’ı da birkaç defa ikaz ettim. MHP’de bir isimlendirme vardır, “üçüncü kat mensupları” diye. “Bak, üçüncü kat mensupları seninle ilgili ellerinde birtakım belgeler olduğunu söylüyorlar. Bunu sana karşı kullanacaklar. Buraya Jandarma girmeden, sen yanlış işleri meydana çıkaran adam ol.” dedim. Maalesef dinlemedi. O Jandarma girme hadisesi oldu. Konu henüz adliyeye intikal etmeden, Genel Başkan’ın alelacele, iade–i itibar müessesesini harekete geçirmesi, camiada kötü bir değişimin işareti ve bir pazarlık meselesi olarak yorumlanmış, yıkılışın kilometre taşlarından biri olmuştur.
Sayın Bahçeli’nin bazı gerçekleri görmesini engelleyen neydi?
Siyasi Partiler Kanunumuz, genel başkan diktatörlüğü üzerine kurulmuştur. Hangi partinin genel başkanı, partisinde emir– komuta zincirine insanları bağlayan bir imparator durumuna gelmemiştir? Yönetmelikler, tüzükler maalesef bunu kuvvetlendirecek tarzda bir kültür oluşturmuştur. Sizin bunları demokratikleştirme ve insanileştirme yetkiniz olmuyor. Hemen şunu basıyorlar ardınızdan: “Parti içinde çatlak seslere meydan vermeyeceğiz”.
Bu, sistemin getirdiği bir sonuç. Ayrıca her liderin ve tabii Sayın Bahçeli’nin de kişisel özelliklerinin bunu besliyor olması gerekir.
Kesinlikle besliyor. Yorumumu söyleyeyim: Sadece emir alan, fikri fazla sorulmayan, bir değer olduğunu gösterme arzusu hep bastırılmış insanları düşünün. Bu insanların eline fırsat geçince yapacağı ilk şey, en yakın arkadaşlarına otoritesini ispat etmektir. Bu ezikliğin dışa fışkırması, bu duyguların maddeleşerek, elle tutulur, gözle görülür hale gelmesi Sayın Bahçeli’de sık görülen bir hadisedir. Bunları kendisine de hatırlatmışımdır.
Bu, Sayın Bahçeli’nin yetişme tarzından mı kaynaklanıyor?
Pek çok davranış şekillerinin arkasında çocukluktan beri gelen birikimler elbette vardır. Ailedeki terbiye ediş şeklinden, dışarıya çıkışı, okula gidişi, gelip gideceği yollar, arkadaşlarına müdahale edilmesi, yiyeceği yemeğin, içeceği suyun başkaları tarafından talimatlı bir şekilde verilmesi, sürekli disiplin içinde, hep himaye edilmesi gereken çocuk muamelesi görüyorsanız; büyüklerin otoritesi, makam ve mevkide olan insanların dokunulmaz, yanılmaz, üstün kişiler olduğuna dair birtakım komplekslerin birikmesi, şahsiyetinizi ezer. “Bir gün mutlaka ben de bunların en tepesindeki adam olacağım” duygunuz gelişir.
Sayın Bahçeli’yi çocukluğunda tanıdınız mı?
Çocukluk hayatını duyumlardan bilirim. Babasının çok otoriter bir insan, sürekli “tayin edici” bir mekanizma olduğuna ve kendisine pek fırsat tanımadığına, çevreden de sürekli tenkit edildiğine dair bilgiler vardı. Kendisini, üniversite öğrencisi olduktan sonra tanıdım. Üniversitenin de kendine göre bir disiplini vardır. Usta– çırak– kalfa esasına göre kurulmuş bir asistan–doçent–profesör sisteminde, öğretim üyelerinin şahsiyetlerini ortaya koyabilmeleri bazen problem olabilmektedir. Ayrıca; Türkeş gibi karizmatik bir insanın onüç yıl dizinin dibinde bir başçavuş gibi duracaksınız. Ve bir gün o otoritenin yerine siz geleceksiniz. İşte o zaman, bu dediğimiz psikolojik meseleler ortaya çıkar. Bu, MHP camiasında çok konuşulan bir tahlildir.
Yani “Sayın Bahçeli, Türkeş ismi altında ezildi” mi?
Elbette, ezilmeyen olmadı ki. Herkes ezildi de, belki en fazla ezilenlerden biri Sayın Bahçeli oldu. Çünkü, bazen itilip kakılmasına rağmen sabırla ve bir sessizlik içinde orada hep kalabildi. Rahmetli Türkeş Bey’in sert tavırlarına birçok kimse sabır göstermedi. Fakat Bahçeli gösterdi.
30 yıllık arkadaşısınız. Evine gidip bir kahve içtiniz mi?
Hayır, evine giren çıkan çok sınırlıdır. Devlet Bey evine misafir götürmekten hoşlanmaz. Hakkındaki soru işaretleri çoğaldıktan sonra, ne var bu suskunluğun, bu öfkenin arkasında diye sormuşumdur. Sakladıkları, görünmesini istemedikleri bir şeyler olabilir diye düşünmüşümdür. Sonuçta yollarımız ayrılmıştır. Her şeyden evvel sözünde durmamıştır. “Yolsuzluklarla mücadele edeceğiz” dedi. Yolsuzlukları hep birlikte kapattılar. Çünkü Sayın Bahçeli’nin ifadesiyle “Bizim arkadaşlarımız da sütten çıkmış ak kaşık değildi”. Dolayısıyla elin, trilyonları uçuran kanunsuz davranışlarını suç olmaktan çıkarırken, bizim içimizdeki beş on tane çürük yumurta da sağlam yumurta haline dönüştürülmüştür. Partiyi sinsi sinsi bir çukura düşürmek isteyenlere mani olmayışı, benim karşımdaki görüntüleri kötü ve parti içinde sürekli eleştirilenlerle birlikte hareket edişi, beni fevkalade kırmıştır.
KEŞKE BAHÇELİ EVLENMİŞ OLSAYDI
Acaba hayatında bir hanım olsaydı, farklı mı olurdu?
Sorunun cevabını bir filmde buldum: Yul Brynner, bir köyü sürekli basan ve soyup soğana çeviren eşkıyaya karşı köyü korumak için tutulmuş bir kiralık şahıs. Köyde bir çocuğun babası, Brynner’dan aldığı cesaretle bir eşkıyayı dövüyor. Çocuk, korkak bildiği babasının eşkıyaya attığı dayağı görünce Brynner’a “Yaşasın babamı görüyor musun, ben de büyüdüğüm zaman senin gibi eşkıya olacağım amca.” diyor. Yul Brynner şöyle diyor: “Oğlum senin baban benden çok cesur bir adamdır. Sen babanı boşuna korkak tanımışsın. Baban bir kahraman. Çünkü evlenebilmiş, çocuk yapabilmiş ve başının üstünde bin 500 kiloluk bir taşı, yani sizleri, taşıyabiliyor. Ben korkak olduğum için evlenemedim ve eşkıya oldum.”
Siz şimdi Sayın Bahçeli’ye korkak mı diyorsunuz, eşkıya mı?
Ben sadece keşke bir ailesi olsaydı, meselelere daha merhametli, daha insanî bakabilirdi diyorum. “Yanlışlarını yarın düzeltebilir mi?” derseniz bana göre düzeltemez. Sayın Bahçeli siyaseten ölmüştür. Dirilmez artık. Ama partiden de kopamaz.
“Bırakacağım” dedi ama.
İstese bile bırakamaz. Bir sene içinde kurultay yapacakmış da, aday olmamayı düşünüyormuş! Demokrasiye inanmış bir insan, bir dakika durmaz orada. İstifa ettiğime göre, benden korkmasına da sebep yok. Parti dar bir grubun eline geçmiştir. Üyelikler bile iptal edilmiştir. Bu oyuncak ellerinden giderse hiç olurlar. Onun için onu bırakamazlar. Parti üyeleri yenilenecek, teşkilat ve delegeler seçilecek, sonra kongreye bunlarla gidilecek, ya bir emanetçi veya tekrar Bahçeli seçilecektir. Dostlar alışverişte görsün olacak. Bekleyelim görelim. Dikkat ederseniz, şahsım nasıl incitilmiştir, ne gibi iftiralara uğramışımdır, bunları gündeme getirmiyorum. Ama bir gün gerekirse, ortalığı ateşe verircesine şahsi meseleleri de getirebilirim. Bunların yapamayacağı iş, atamayacağı iftira yoktur. Ben bakanken, parti yönetiminden birkaç kişinin bilgisi dahilinde, görevli bir grup tarafından Cumhurbaşkanı’ndan tutun da Başbakan’a, Genelkurmay Başkanı’na, Milli İstihbarat’a varıncaya kadar ailem ve dostlarım hakkında yüzlerce mektup gönderilmiştir.
Niye bu kadar tehlike arz ettiniz onlara?
Çünkü ben, devlete kazık atmayacaksınız, hukuk içinde kalacaksınız, müteahhidin ve işadamının cebinde gözünüz olmayacak dedim bürokrat ve siyasetçilere. Devlet Bey bu mektuplara ilgisiz kalmıştır. Benim tuttuğum, dürüst ve vasıflı adamlara karşı çok şedit davranmıştır. Onun tavsiye ettikleri birçok kimse ile ben uğraşmak zorunda kalmışımdır. O etrafındaki arkadaş grubunun haksız olduklarını, yanlış yaptıklarını ispat etmeme rağmen tedbir almamıştır. Çünkü fiskos ve dedikodu ekonomisi partide en büyük hastalık olmuştu. Buna bazen Sayın Bahçeli de sözlerinde yer verebilmiştir.
Devlet, o ihbar mektuplarını dikkate aldı mı?
Aldıkları oldu, bilgi için bana gönderilenler oldu. Devlet tarafından ciddiye alınanların birçoğu mahkemeye gitti. Bunların hepsi tarafımdan da incelenmiş, bir kısmı boş çıkmıştır. Ama bizim parti teşkilatı ve parti mensuplarından gelen mektuplar yanında vatandaştan ve müesseselerden de gelmiştir. Onlar da inceletilmiştir. Bazıları işe yaramıştır.
Yoksa siz de karşı ihbar mektubu atağına mı girdiniz?
Hayır. Çünkü iftira atmak büyük günahtır. İlgisiz kalmak ise mesele biriktirir. Şerefleri korumak gerekir. Ben bu şekilde ağır ceza mahkemesinde görülen 9 davayı, büyük yolsuzluk soruşturmalarını yargıya intikal ettirebilmişimdir. Ama bunların hepsi, Sayın Bahçeli’nin de içinde bulunduğu, imza verdiği ve zorla komisyon başkanlarını çağırarak tembihlediği, erteleme ve af kanunları ile boşa gitmiştir. Sayın Bahçeli, etrafındaki arkadaş grubuna adeta kelepçeyle bağlanmıştır. Bir film vardı yine Kader Bağlayınca diye. Bir zenci ile bir beyazın birbirlerine kelepçeli kaçış hikayesi. Sayın Bahçeli ile etrafındaki arkadaşları da sanki öyle birbirlerinden kopamaz hale gelmişlerdir. Bu yumaklaşmayı yaratan maddi manevi ne kadar faktör varsa incelemek lazımdır. Partiyi yüzde 18’lerden, 8’lere düşürmüştür. Seçimden sonra yapılan araştırmalar, üç dört puan daha aşağıya düştüğünü gösteriyor. Parti buharlaşıyor. Ama umurlarında değil. Sanki aldıkları görevi yerine getiriyorlar. Partiyi tasfiye etmek niyetleri.
3. KAT MHP–BBP BİRLEŞMESİNE MANİ
MHP ile BBP’nin birleşme ihtimali var mı?
MHP’nin üçüncü kattaki yedi sekiz yöneticisinin bulunduğu hiçbir yerde birleşme olmaz. Başta Sayın Bahçeli, bedel ödemeleri lazım ilk önce. Milliyetçi kesimin birbirlerine tuzak kurmaktan vazgeçmeleri, birbirlerinin şahsiyeti ile oynamamaları, zalimlere yardım etmemeleri lazım. Kim ki bir zalime yardım eder, Allah o zalimi onun başına musallat eder. Telekom konusunda rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık gibi işlere bulaşmış olsaydım, bugün dünyanın nakit bakımından önemli zenginlerinden birisi olabilirdim. Rüşvet, çok açık, yüzüme karşı söylenmedi; ama yakın bildikleri dostları vasıtasıyla haberler gönderildi. Elbette büyük paralardı. O parayı alan Türkiye’de durmazdı. Engin Civan gibi kaçar giderdi. Zaten kokusu da dışarı çıkmazdı, iddiadan ibaret kalırdı. Rüşvetler şimdi Türkiye’de alınmıyor, yurtdışında alınıyor. Oralarda hesaplar üzerindeki hareketleri incelerseniz, çok ibret verici şeyler görürsünüz. Ben rüşvetçilerin bir kısmını yakalattım. Peki ne oldu? Af ve erteleme kanunları ile suçlular rahatlatıldı. Hırsızlar, katiller, teröristler mükafatlandırıldı. Başarısızlıkları ortaya çıkan bu insanlarla beraber olmak hayır getirmez.
|