3 Kasım 2002 milletvekili genel seçimleri sonunda AKP, 363 milletvekili ile iktidar oldu. 58’inci hükümet kuruldu. Bu olumlu gelişmeler, ülke ekonomisinde beklenen düzelmeyi başlattı. Yeni hükümetin açıkladığı “Acil Eylem Planı” bu gelişmeleri takviye edecek niteliktedir. Ülkede başlayan bu olumlu havanın devam ettirilmesinde yarar vardır. Bu sağlandığı takdirde, Gayri Safi Milli Hasıla’da (GSMH), belirli bir büyüme sağlanacak, yatırımlar artacak, işsizlik azalacak, ihracat artacak, GSMH’de fert başına düşen milli gelir oranı muhtemelen 2007 yılına kadar dünya ortalamasını yakalayabilecektir. Bilindiği üzere, 2001 yılı Dünya Bankası verilerine göre “Dünya Gayri Safi Hasılası’nda” fert başına düşen oran 4.800 US Doları’dır. Bu oran Türkiye’de ise 2.440 US Doları’dır. Her toplumsal olayın özünde, ekonomik sorunların varlığı unutulmamalıdır. Ülkemizin bugünü ve geleceğinde, ekonomik gelişme veya gerileme temel etken olmaya devam edecektir. 58. Cumhuriyet Hükümeti’nin, bu temel sorunu daima dikkate alacağını ümit etmek biz yurttaşların beklentisidir.
Seçimler yeni yapılmış olmasına rağmen, ülkenin politik durumunda, tam olarak güven sağlanamadığı gözlenmektedir. Çünkü AKP, Avrupalılara göre; “İslami Demokrat”, AKP yetkililerine göre; “Liberal Demokrat”, Türk halkının büyük bir kısmı tarafından, “İslami değerleri benimsemiş merkez sağda” bir parti olarak görülmektedir.
AKP, 3 Kasım seçimlerinde, İslami değerleri benimsemiş kitlelerin büyük kısmının oyunu almış, bunun yanında, değiştiğini kanıtlamak için de “laik söylemleri” kullanmış, ekonomik yönden sıkıntıya düşen öfkeli bir kitlenin de oyunu almayı başarmış bir partidir. Bu, “yüzer–gezer” hiç kimsenin etkisinde olmayan bir oy kitlesinin sonucu etkilemesindendir. Bu realitenin göz ardı edilmemesi gerekir.
Parlamento ve hükümet bunu dikkate alarak ülkeyi yönetirse arkasındaki desteği koruyabilir. Aksi takdirde, “partinin kuruluş felsefesindeki saplantısını” ön plana çıkarırsa, ülkede ciddi oranda bir muhalefetle karşılaşabilir. O zaman da 2007 yılında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, AKP nihai amaç ve hedeflerini gerçekleştirmede başarısız olabilir.
AKP, genel başkanını meşru yollardan ve kamu vicdanını zorlamadan, Parlamento’ya sokmak ve hükümetin başına getirmek, mahalli idareler ve belediye seçimlerinde başarılı olmak, Parlamento’daki çoğunluğunu korumak ve ülkede, kendisinin sebep olacağı bir huzursuzluk kaynağı olmamak zorundadır. Bunun için Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen “cumhuriyetin nitelikleri”ni ve özellikle, “laiklik ilkesine” karşı mevcut duyarlılıkların gözetilmesi gerekir. Ancak bazı uygulamalar göstermiştir ki, bu konuda toplumun büyük bir kesiminde “endişe” bulunmaktadır. Türk toplumu, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, toplumun gelişeceği, değişeceği, çağdaşlaşacağı düşüncesinden hiçbir zaman şüphe duymamıştır. Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, 28 Ocak 1925 tarihinde yaptığı yurt gezilerinden birisinde, SİLİFKE’de yaşanan bir olayın iyi yorumlanmasında çok yarar vardır. Mevcut bilgi ve belgelere göre 28 Ocak 1925 Çarşamba günü olay şöyle cereyan etmiştir:
“Mustafa Kemal ve beraberindeki heyet, Silifke Cumhuriyet İlkokulu’na gelir. Mustafa Kemal okul bahçesinde sınıflara doğru yürürken, Okul Müdürü Vehbi (Önem) Bey ile bir bayan öğretmen ileri çıkarlar. Bayan öğretmen, büyük öndere Silifke’nin nadide çiçeklerinden bir buket sunmak için elini uzatır. Yalnız, bu öğretmenin yüzü “peçeli”dir. Gazi, bastonuna dayanarak bekler. Fakat çiçeği almaz ve şunları söyler: ”Cumhuriyet hanımları hele muallimesi peçeli yaşayamaz, peçenizi çıkarırsanız hediyenizi kabul ederim.” der. Çevrede, kulakları çınlatan bir alkış kopar. Öğretmen, peçesini çıkararak çiçeği uzatır. Büyük önder çiçeği alır ve okuldan ayrılıncaya kadar çiçek demetini elinde tutar.”
Bu uygulama da göstermektedir ki, 1925 yılının genç Cumhuriyet’inin “devlet protokolü” bu duyarlılıkta şekillenmeye başlamıştır. Okurlarım, kuşkusuz peçe ile türban arasında önemli bir fark olduğunu ve ‘kamusal alanda türban’ tartışmasına bir örnek olamayacağını düşünebilir. Ben buna da saygı duyarım. Ama dinimizin emrettiği örtünme, toplumların bulundukları kültürel çevreleri ve sosyolojik olguları dikkate almaz mı? Günümüzdeki bu zıtlaşma ve özellikle dayatma ve oldubittilerin anlamı nedir? Kime yararı olacaktır? Türkiye’nin dünya haritası içerisindeki yeri ve konumuna baktığımızda, Türkiye’nin en önemli problemi bu mudur? Ve salt bu yüzden, bunu sürekli gündemde tutarak, Türkiye’nin geleceğini karartmaya kimin hakkı vardır? AKP, Türkiye’nin dünya jeopolitiğinde ne denli bir kıskaç içerisinde olduğunu, atacağı yanlış adımların sonuçlarını göremiyor mu?
Çağdaşlaşmayı amaç edinmiş Türkiye, bu devleti kuran büyük önderin, 30 AĞUSTOS 1925 tarihinde, Kastamonu’da devlet yöneticilerine verdiği direktifte; “...Uygarlık yönünde başarı, yenileşmeye bağlıdır. Hayat ve yaşayışa hakim olan hükümlerin zamanla değişme ve yenilenmesi zaruridir. Bu nedenle, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını, tamamen modern ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir sosyal toplum haline getirmektir. İnkılabımızın asıl gayesi budur.” demiştir. Biz bundan vaz mı geçtik?
Korkarım ki, bazı iktidar mensuplarının, 2007 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça iktidar partisinin cumhurbaşkanı için muhtemel adayında ve onun değerli eşi hanımefendide, partisinin arayacağı nitelik, bugün savundukları görüşler doğrultusunda olduğu takdirde yeni bir sorun daha yaşanacaktır.
Laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nde, muhtemel hanımefendi, belki de bir ilki gerçekleştirecektir. Eğer AKP için bu da bir hedefse, şunlara dikkat etmelidir:
a. Örselenmeden 2007 yılına kadar gelmek,
b. Yargı sistemiyle çatışmamak; çünkü, yasama ve yürütme (Cumhurbaşkanlığı hariç) kendi kontrolünde olduğu için zaten bir sorun yaşamayacaktır.
c. Yüksek yargının yaş haddi dolacak üyelerinin yerine yapılacak atamalarda, parti tabanının beklentileri ile, Anayasa ve yasaların buyrukları ile toplum vicdanının tatmin edilmesi, özel önem kazanacaktır.
d. Görünene bakılırsa, medya ile bir sorun yaşanmayacaktır. Çünkü, kendisini iktidara taşıyan halkın iradesini etkileyen gücün medya olduğunun bilincindedir.
e. İş çevreleriyle çatışmayacaktır. Çünkü iktidar olmak nimet dağıtmaktır. Burada dengeyi iyi kurduğu takdirde ciddi bir sorun yaşanmayacaktır.
f. Sivil toplum örgütleri ile iyi geçinecektir. Çünkü bu örgütler medya desteği olmadan bir etkinlik gösteremez. Medyamız da bu konuda üzerine düşeni yapacaktır.
İktidar partisinin; 2007 yılı için bir hedefi varsa, en azından, 2007 yılına kadar sahip olduğu gücü, Türk ulusunun açtığı krediyi erken tüketmemelidir. Ben bir yurttaş olarak bir 5 yılı kavgasız, toplumsal çatışma yaşanmadan ve zıtlaşma olmadan yaşamak istiyorum. Bunu 58’inci Cumhuriyet Hükümeti sağladığı takdirde hükümetime şükran duyarım.
KAYNAKÇALAR:
1. Cumhuriyet, 23 Ocak 1925, sayı 257, s. 1
2. Cumhuriyet, 28 Ocak 1925, sayı 262, s. 1
3. İzzet ASLAN, “ATATÜRK SİLİFKE’DE” Ankara, Töyko Matbaası, 1969, s. 66:75
4. İzzet ASLAN, age, 2. baskı, Adana, Kemal Matbaası, 1981, s. 151:162
5. Vatan, 29 Ocak 1925, sayı 648, s. 3
6. Cumhuriyet, 29 Ocak 1925, sayı 263, s.1
7. Açık Söz, 1–2–3 Eylül 1925, sayı 1448–1449–1450, s. 1
8. Cumhuriyet, 1 Eylül 1925, sayı 471, s. 1:2
9. Hakimiyet–i Milliye, 1 Eylül 1925, sayı 1515, s. 1:2
10. İmece, 1959, s. 55:62
E. General, Dr.
02.12.2002
|