Amerikan Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin hazırladığı “Türkiye Seçimleri ve ABD” başlıklı çalışmada akademisyenler, son Türkiye seçimlerine ilişkin analizlerini şu ifadelerle özetliyorlar: “AKP’nin seçimlerde elde ettiği ezici başarı, Amerikalılar için şartlar ne olursa olsun sevindirici bir haber görünümünde değil; ancak Irak’a yönelik muhtemel savaş, Avrupa savunma ve NATO politikaları etrafında beliren sorular ve Kıbrıs müzakerelerinin geçtiği hassas süreçten ötürü Amerikalı gözlemci açısından AKP’nin 3 Kasım’da elde ettiği seçim zaferi kötü zamanda kötü bir sonuç.”
O halde Arap bakışı açısından işler Türkiye’de iyiye doğru gidiyor. Sadece bununla da sınırlı değil. Türkiye’nin Arap dünyasının kuzey bağlantı hattında hızlı bir değişim gösterdiği ve başörtüsü yasağından başlayarak yasakların birbiri ardına kalkacağı görülüyor.
AKP’nin seçim zaferi sadece bir siyaset neslini politikanın dışına itmedi, aynı zamanda Kemal Atatürk’ün Türkiye’yi Anıtkabir’den yönetmeyi sürdürmesine nokta koydu ve Türklerin dini geleneklerini açıklama özgürlüğünün de içinde bulunduğu bireysel özgürlüklerini geri almaları için kapıları açtı. Fakat askerlerin müdahale etme ihtimalleri yok değil.
Bu doğrultuda AKP’nin iktidara ayaklarının sağlam basması bağlamında şu iki dış etken daha bir önem kazanmakta:
Birinci etken; Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe alma yönünde açılımı. Zira bu üyelik, kısa vadede askerin sivil yönetime müdahalesini kısıtlamak, dini özgürlüklere saygıyı teminat altına almak için yararlı olacaktır. Kıbrıs sorununun çözümünde ve Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin masaya yatırılması için yakın bir tarih belirlenmesinde acele edilmesi AKP’nin halk nezdindeki konumunu güçlendirecek, iç, ekonomik ve siyasi reformların yapılmasını teşvik edecektir. İkinci etken; Arap dünyasının oynayacağı etkin rol. Zira AKP, sonuç itibarıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu ve İslam kültürü ile modern Türkiye’nin Batı’nın siyasi normlarını yakalama arzusunu bir araya getiren “uzlaşmacı” bir parti. Yani partinin yönetimdeki başarısı büyük ölçüde her iki akımın dengelerini korumadaki başarısıyla orantılı.
Burada Araplar, yeni yönetimle ilişkileri geliştirme ve bu ilişkileri Ankara’nın İsrail’le olan askeri ve stratejik yükümlülüklerine barışçıl ve gerçekçi bir bakış açısı ile yaklaşarak, AKP’nin Ortadoğu–İslam eğilimine eğilmelidir.
Bu bağlamda Suriye, yeni yönetimle ilişkilerini sağlamlaştırma siyasi, ekonomik, ticari, kültürel ve hatta askeri alanda işbirliği bağlarını kuvvetlendirmek için gözlemlerini ifade etme noktasında öncü oldu. Ankara’daki AKP yönetimine ilişkin stratejik Arap açılımının Türkiye’yi tedricen Arap dünyasına bağlantı hattından Batı dünyasına köprü pozisyonuna koyacağını söylemek herhalde abartı olmaz.
Şarkulewsat Gazetesi, 24 Kasım 2002 Lübnanlı siyaset bilimci
03.12.2002
|