Beyaz Saray onaylı yeni raporda ‘Federal Irak’tan söz edilmiyor
Iraklı muhalif uzman akademisyenlerin hazırladığı ve Beyaz Saray’ın da onayladığı yeni bir Irak raporunda ‘Federal Irak’ tezinden vazgeçildiği belirtiliyor.
Önümüzdeki hafta Londra’da yapılacak olan Iraklı muhalifler toplantısına sunulması beklenen ‘Geçiş Yönetimi Kanun Taslağı’nda, Türkiye’nin de endişelerinin göz önünde bulundurulduğu ve federal bir Irak planının şimdilik rafa kaldırıldığı öne sürülüyor.
Taslakta federal bir Irak yerine mevcut 18 eyaletli Irak sistemi benimseniyor. Raporun içeriğinde, yönetimdeki Baas Partisi karşıtı olduğu için suçlananların tamamının geçiş yönetiminin ilk günlerinden itibaren affedilmesi önerisi getiriliyor. Rapor, yapılacak itirazların tartışılarak karara bağlanmasının ardından Irak’ın siyasi ve idari geleceğinde etkin kılınacak.
Raporun tutarlılığı konusunda ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman’ın, Irak muhalefeti ileri gelenleri ile özel görüşmeler yaptığı belirtiliyor. ABD’li yetkililerin aralarında Türkmenlerin de bulunduğu 3 yeni grubun daha Irak’ın geleceğini belirlemede karar mekanizması konumundaki Hazırlık Komitesi’ne alınmasına yeşil ışık yaktıkları belirtiliyor. Konuyla ilgili açıklamanın kısa süre içerisinde yapılması bekleniyor.
ABD ve Türk Dışişleri yetkililerinin de Irak muhalefet liderleriyle yaptıkları temaslarda Arap muhaliflerin desteğini kazandıkları belirtiliyor. Raporun içeriğinde anayasal taslak olarak ‘1925 anayasası üzerinde yapılacak küçük değişiklikler’ ve ‘bu anayasanın esasları doğrultusunda hazırlanacak yepyeni bir anayasa’ tercihleri sunuluyor. Raporun ana başlıkları olarak laiklik, Baas düşüncesinin yok edilmesi, askerin rolü, azınlıklara tanınacak haklar ve idari yapı göze çarpıyor. Taslak rapor İngilizce metin olarak ilgili üst düzey kesimlere kişiye özel olarak sunuldu. Raporun daha önce kurulan Irak muhalefeti komisyonlarından çıkan kararlara göre şekillendirildiği ifade ediliyor.
Söz konusu raporun anayasa kısmında ise Irak’ın ‘daha fazla demokratik söylem’ içerdiği belirtilen 1925 Anayasası esas alınıyor. Raporda bu anayasaya ekler yapılması ya da bu çerçevede yeni bir anayasa taslağının Irak muhalefeti temsilcileri tarafından tekrar kaleme alınması tavsiye ediliyor. Yeni bir Anayasa’nın teşkili halinde bunun denetimi amacına yönelik olarak Anayasa Mahkemesi de kurulacak.
Salih Boztaş
/ Ankara
06.12.2002
Amerika’nın dünyadaki imajı bozuluyor
Bill Clinton’dan sonra Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı olan George W. Bush’un dış politikadaki ‘şahin’ tavrı, dünya genelinde ABD’ye yönelik bakışı da etkiliyor.
ABD’nin, Müslüman ülkeler başta olmak üzere dünyadaki imajının bozulduğu belirtildi. Amerikan araştırma kuruluşu Pew’in yaptığı kamuoyu yoklamasına göre, 27 ülkenin 19’unda yaşayan insanlar ABD’ye iki yıl öncesine göre daha olumsuz bir gözle bakıyor. Pew’in araştırması, 44 ülkedeki 38 bin kişi üzerinde yapıldı. Araştırmada, Türkiye’de ABD’ye olumlu bakanların oranının yüzde 22 azalarak yüzde 30’a düştüğü sonucu ortaya çıktı. Pakistan’da ise bu oran yüzde 13 düşerek yüzde 10’a indi. Araştırmaya Mısır’dan katılanların yüzde 69’u ve Ürdün’den katılanların yüzde 75’i ABD’ye olumsuz baktıklarını belirttiler. Buna rağmen, ABD’ye olumlu bakanların sayısının Nijerya’da yüzde 31 artarak yüzde 77’ye, Özbekistan’da yüzde 29 artarak yüzde 85’e Rusya’da da yüzde 24 artarak yüzde 61’e çıktığı kaydedildi.
Bu arada, ABD Dışişleri Politika Planlama Müdürü Richard Haass, ülkesinin İslam ülkelerinde demokrasinin gelişmesine yeterince öncelik vermeme hatası işlediğini söyledi. Washington, aa
06.12.2002
‘Bush, Erdoğan’ı Irak için davet etti’
ABD Başkanı George W. Bush’un, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, Irak’a yönelik muhtemel bir askeri harekat konusunda destek istemek amacıyla Washington’a davet ettiği ve bu konuda baskı yapacağı öne sürüldü.
Amerikalı yetkililere dayanan New York Times gazetesi, haberi, “Bush, Türk liderine, Irak’a karşı askeri harekata destek konusunda baskı yapacak” başlığıyla verdi. Amerikalı yetkililer, Bush–Erdoğan buluşmasının bir hafta içinde gerçekleşeceğini de belirttiler. Haberde, “İslami kökenli bir partinin başkanına yapılan davetin, Bush yönetiminin, Saddam Hüseyin’i işbaşından uzaklaştırmak amacıyla girişilecek askeri harekatla ilgili tüm taşları yerine koyma konusundaki kararlılığını sergilediği” de ifade edildi.
Haberde, “Amerikalı yetkililerin, Irak operasyonunda ABD’nin yanında açıkça yer alma konusunda çekingen davranan yardımcılarına karşı Erdoğan’a güvendikleri” hususu da yer aldı. Gazete, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın, çok sayıda Amerikan askerinin Türk topraklarında konuşlandırılmasının kamuoyuna izah edilemeyeceği ve Irak’a karşı güç kullanabilmek için BM Güvenlik Konseyi’nden ikinci bir karar daha çıkartılması gerektiği konusundaki açıklamalarının, “ABD’nin askeri planlamalarını ciddi biçimde zora soktuğuna” da dikkati çekti.
Türkiye’nin talep ettiği şekilde Güvenlik Konseyi’nden ikinci bir karar çıkartılmasının gerekli olup olmadığı konusuna değinen ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, “bu önemli sorunun, her iki hükümetin en üst düzey yetkilileri arasında açıklığa kavuşturulması gerektiğini” belirtti. Wolfowitz, “Bu, Erdoğan’ın Washington’a gelmesini istememizin nedenlerinden biri.” şeklinde konuştu. Washington, aa
06.12.2002
Erdoğan: Avrupa, adam adama markaj istiyor
AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği sürecinde bugüne kadar lobi çalışması yapılmadığını belirterek, “AB çok ciddi lobi, adam adama markaj istiyor.” dedi.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı restoranında kahvaltının ardından yaptığı konuşmada, “Asıl önemli olan şu; Türkiye dünya gündemine oturdu. Birkaç tane başbakanın ifadesi aynen şu; ’bizi çok sıkıştırdınız’ diyorlar. Hani var ya, ’artık ben düşünmeyeceğim sen düşün’ meselesi. Bu noktaya getirdik.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan dün Yunan gazetelerinde yer alan demecinde de Kıbrıs’ın AB üyeliği ve Türkiye–AB ilişkilerinde eşzamanlılık faktörünün gözetilmesi gerektiğini vurguladı. Erdoğan, bundan kastının, Kıbrıs’ın üyeliğiyle ilgili karar alınırken, Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi, böylece de Kıbrıs ile Türkiye’nin eşzamanlı olarak AB’ye ilerlemesi olduğunu söyledi. Dış Haberler Servisi
06.12.2002
Tarık Aziz: ABD’nin savaş çıkarmaması mucize olur
Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, ABD’ nin Irak’ta Amerikalı bir generalin liderliğinde hükümet kurmayı planladığını ileri sürerek, “savaş çıkmamasının mucize olacağını” söyledi.
Aziz, Amerikan ABC televizyonuna verdiği demeçte, “Amerikan yönetimi savaşa hazırlanıyor. Savaş çıkmaması mucize olur. Kitle imha silahına sahip değiliz. Kimyasal, biyolojik ya da nükleer silahımız yok.” dedi.
Aziz, ‘ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ya da yardımcısı Paul Wolfowitz gibi kişilerin düşündüğü gibi, Irak’a yönelik ABD saldırısının eğlence partisi olmayacağı’nı da kaydetti. Amerikalıların Irak’ı istila ettikten sonra bir Amerikan generalinin liderliğinde hükümet kurmayı planladıklarını ileri süren Aziz, bunun ardından Amerikan petrol şirketlerinin Irak petrolünden yararlanmaya başlayacaklarını savundu. Irak Başbakan Yardımcısı Aziz, “Washington yönetimi, İsrail’i bir imparatorluk haline getirmek için, bölge ülkelerini birbirleriyle çatışan, küçük zayıf devletler olarak bölmeyi planlıyor.” diye konuştu.
Bu arada, bayram nedeniyle dün bir konuşma yapan Irak lideri Saddam Hüseyin, BM silah denetçileri hakkında çalışmaya başlamalarından bu yana ilk defa bir yorumda bulunarak, Irak’ın kitle imha silahına sahip olmadığını kanıtlamaları için denetçilere bir şans vereceğini açıkladı. Washington, Bağdat, aa
06.12.2002
Makedonya fahri Konsolosluğu saldırıya uğradı: 3 ölü
Pakistan’ın Karaçi kentinde Makedonya fahri başkonsolosunun ofisine giren kimliği belirsiz kişiler, ofisin bekçisinin de içinde bulunduğu üç kişiyi, boğazlarını keserek öldürdü.
Saldırganlar, işledikleri cinayetlerin ardından olay yerine bir de bomba bıraktı. Bu bombanın patlaması sonucu ofiste ağır hasar meydana geldi. Görgü şahitleri, oldukça şiddetli bir patlamanın yaşandığını, ölülere ait el, kol ve ayakların çevreye dağıldığını belirtti.
Sindh Eyaleti Emniyet Müdürü Kemal Şah olayın terörist bir saldırı olduğunu düşündüklerini söyledi. Şah, 3 kişinin boğazlarını keserek öldüren saldırganların, tahrip gücü oldukça yüksek bir bomba kullandıklarını kaydetti..
Bazı polis yetkilileri ise, bombalama sonucu enkaz haline gelen binanın yıkıntılarında, El Kaide imzalı bildiriler bulduklarını açıkladı. Enkaz duvarlarında ise, El Kaide’ye ait sloganlara rastlandığı bildirildi. Polis, olayın arkasında El Kaide elemanlarının olabileceğini ileri sürüyor.
06.12.2002
Türkiye’de halkın yüzde 83’ü Irak’ta savaşa karşı
ABD PEW Araştırma Merkezi’nin düzenlediği kamuoyu araştırması sonucunda, Türk halkının ezici çoğunluğunun Irak’ta savaşa karşı çıktığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) en gözde kurum olduğu ortaya çıktı.
Kuruluşun 1005 kişiyi kapsayan ve 21 Temmuz – 9 Ağustos tarihleri arasında yapılan ankette, Türk halkının yüzde 83’ünün Irak’ta savaşa ve ABD’ye Irak için üs sağlanmasına karşı olduğu belirtildi. Ankete katılanların sadece yüzde 13’lük bir grup ABD’ye, Irak’a karşı destek verilmesinden yana görüş bildirdi. Ankara, aa
06.12.2002
Ankara, Atina’dan ‘çerçeve anlaşması’nın metnini bekliyor
Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Kıbrıs sorununun çözümü için “çerçeve planı” fikrinin Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu tarafından ortaya atıldığını, plan hakkında kendilerinde henüz bilgi olmadığını söyledi.
Avrupa’nın geleceğinin tartışıldığı bir platform olan Avrupa Konvansiyonu’nun aylık olağan toplantılarına katılmak üzere Belçika’ya hareketi öncesi açıklama yapan Yakış, “Biz de bu çerçevenin ne olduğunu görmek istiyoruz. Yunan tarafına, bir metin gönderirseniz, bu çerçevenin ne olduğunu öğrendiğimiz takdirde buna cevap veririz dedik.” diye konuştu. BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından önerilen yeni Kıbrıs ortaklık devletinin AB’ye girmesi konusunda yürütülmesi gereken müzakerelerin 12 Aralık tarihine kadar bitmemesi halinde, müzakerelerin kapatılmasını arzu etmediklerini vurgulayan Dışişleri Bakanı Yakış, “Dolayısıyla böyle bir şey anlaşılıyorsa o zaman Yunanistan ile otururuz, müzakere ederiz. Fakat bunun dışında bir şey öneriyorlarsa onu da ayrıca değerlendirmemiz lazım. Şu anda o metni görmeden Yunanistan tarafının tam ne kastettiğini şimdiden kestiremiyoruz.” şeklinde konuştu. Atina’dan söz konusu metni beklediklerini belirten Yakış, ”Kendilerinin makamlarıyla görüştükten sonra bunu yapacağını tahmin ediyorum.” dedi. Ankara, Zaman
06.12.2002
Denktaş 10 sayfalık mektubu teslim etti; BM incelemede
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çözüm planıyla ilgili görüşlerini içeren belge, dün BM yetkililerine teslim edildi. Belgeyi, KKTC New York Temsilcisi Reşat Çağlar ilgili BM yetkililerine iletti.
Belgenin 10 sayfa civarında olduğu öğrenildi. Türk tarafının cevabı gecikince, Rum lider Glafkos Klerides de, önceki akşam BM’ye ilettiği mektubu dün sabah geri çekti. Klerides’in cevabı daha sonra Türk tarafıyla aynı saatlerde BM Kıbrıs Temsilcisi Alvaro De Soto’ya teslim edildi. Yunan Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas, Denktaş’ın mektubu geciktirmesini, “Türk tarafının oyalama politikasını sürdürdüğü” şeklinde yorumladı.
Annan ve ekibinin, Denktaş ve Klerides’in çekincelerini karşılaştırarak orijinal plana yeni bir şekil vermelerinin en az 2–3 gün süreceği ifade edildi. BM, teslim edilen metinler üzerindeki incelemelerini yaptıktan sonra, belgeyi incelenmek üzere karşı tarafa da iletecek.
Denktaş’ın, yarın son kez doktor kontrolünden geçeceği ve sorun çıkmadığı takdirde New York’tan Kıbrıs’a hareket edeceği açıklandı. Dış Haberler Servisi
06.12.2002
AB: Kriterleri tamamlayın, 2005 yılında müzakereleri başlatalım
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın önceki günkü zirvelerinin ardından, “Kopenhag Kriterleri yerine getirilirse” Türkiye’ye 2005’te AB üyeliği müzakerelerine başlama tarihi verilmesi görüşü ağır basmaya başladı.
Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, ‘şartlı tarih’ ile ‘tarih için tarih’ arası bir formül olarak nitelenen yeni yaklaşıma sert tepki gösterdi.
Chirac, AB Dönem Başkanı Danimarka’nın Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'le görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, “2004 Aralık ayına kadar Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmesini bekleyeceklerini, yerine getirilirse 2005 Temmuz’unda üyelik müzakerelerinin başlamasını istediklerini söyledi. Chirac, Schröder'le görüşmesinde, Türkiye konusunda ‘çok hararetli’ tartıştıklarını da belirtti. Rasmussen ise tüm görüşleri dinledikten sonra Türkiye ile ilgili adil bir öneri sunacağını belirterek, “kriterler ne zaman yerine getirilirse müzakerelerin o zaman başlayacağını” savundu.
İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio da, Bakan Yakış ile görüşmesinin ardından İspanya, Almanya ve Fransa’nın Türkiye’ye tarih verilmesi konusunda uzlaştıklarını ve bu tarihin muhtemelen 2004 ya da 2005 olabileceğini söyledi.
Palacio’nun açıklamaları Alman ve Fransız uzlaşmasının AB’de kabul görmeye başladığı şeklinde yorumlandı. İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar, Prag’da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e, Türkiye’ye tarih verilmesine tam destek verdiğini söylemişti. Gözler, Türkiye’ye ilişkin kararın daha da netleşmesi beklenen pazartesi günü yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısına çevrildi.
Yakış: Çifte standart
Fransa ve Almanya arasındaki uzlaşma sonucu ortaya çıktığı iddia edilen Türkiye planında, ‘şartlı tarih’ ile ‘tarih için tarih’ formülleri bir araya getiriliyor. 2004’te yayınlanacak İlerleme Raporu’nda “Türkiye’nin gerekli adımları attığına AB kanaat getirirse” üyelik müzakerelerine 1 Temmuz 2005’te başlanacak.
Avrupa Kurultayı’na katılmak üzere Brüksel’e gelen Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, bu formülün kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyledi. Yakış, Fransa ve Almanya uzlaşmasının ellerine ulaşmadığını vurgulayarak “Eğer Kopenhag’da Türkiye’ye tarih verilmezse bu çifte standart olur” dedi. Almanya ve Fransa arasında uzlaşmaya varıldığı iddia edilen formülün doğru çıkması durumunda bunun Türk kamuoyuna anlatılamayacağına işaret eden Yakış, “Eğer bunlar doğru ise Türkiye’nin adaylığına ilişkin hiçbir ilerleme kaydedilmemiş demektir. Bu hiçbir anlam ifade etmez” dedi. ‘Bütün çabalara rağmen Kopenhag’dan tarih çıkmazsa Türkiye’nin tepkisi ne olur?’ sorusuna Yakış gülümseyerek, “Savaş açacak halimiz yok herhalde.” şeklinde cevap verdi.
Yabancı basının ilgi odağı olan Yakış, birçok soruya İngilizce ve Fransızca cevaplar verdi. Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’dan örnekler veren Yakış, 2004’te üye olması beklenen birçok aday ülkenin müzakerelere başladıktan sonra Kopenhag Kriterleri’ne uyumlu hale geldiklerine dikkat çekti. Avrupalıların ısrarla Kıbrıs ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası gibi sorunlarda çözüm istediklerini belirten Yakış, “biz de o zaman bize tarih verin ki daha seyyal olabilelim diyoruz” yorumunu yaptı. Yakış bugün Almanya, Fransa ve Belçika dışişleri bakanları ile birer ikili görüşme yapacak.
Türkiye için düşünülen ‘ara formül’ dün Fransız basını ile Alman DPA ajansının haberlerine de yansırken, Fransa’da yayımlanan Le Monde gazetesi, “bugün yayınlanacak nüshasında” , “tarih için tarih” formülünün ağır bastığını iddia etti. Gazeteye açıklama yapan bir Fransız diplomat, “tarih için tarih”in AB içinde uzlaşılan tek formül olduğunu söyledi. Gazeteye konuşan Chirac’a yakın kaynaklar ise, “reformların 2004’te değerlendirilmesinden sonra, müzakere takvimi verilebileceğini” söyledi.
Avrupa Kurultayı Başkanı Valery Giscard d’Estaing’in 28 Ekim’de açıkladığı Avrupa Birliği (AB) anayasa taslağının ardından dün de AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Komisyon’un anayasa teklifini kamuoyuna açıkladı.
17 sayfalık taslakta Prodi, Komisyon’un yetkilerinin artırılmasını ve Komisyon başkanının atama yoluyla değil, Avrupa Parlamentosu tarafından seçilmesini önerdi. AB için federal bir anayasa taslağı sunan Prodi’nin teklifi Almanya ve küçük üye ülkeler tarafından desteklenirken İngiltere, Fransa ve İspanya gibi ülkeler öneriye karşı çıkıyorlar. Teklifin yeni tartışmalara yol açacağı belirtiliyor.
Avrupa Parlamentosu’na (AP) taslakla ilgili bilgi veren Prodi “Dünyanın ilk ulus üstü (supranational) demokrasisini kurmalıyız.” dedi. AB için bir dışişleri bakanlığı makamı teklif eden Prodi, AB’nin süper bir güç olması gerektiğini savundu ve AB’de tek sesliliğin çok önemli olduğunu vurguladı.
Savunma dışındaki bütün konularda oy çokluğu ile karar alınmasını isteyen Prodi, yakın geçmişte AB’nin karanlık anlarının hep “oybirliği” kuralı yüzünden yaşandığına dikkat çekti. Prodi, Komisyon başkanının, AP’de gizli oylamayla ve üçte iki çoğunlukla seçilmesini, Komisyon üyelerinin AB Konseyi’nde, devlet ve hükümet başkanları tarafından belirlenmesini, oluşacak Komisyon’un AP’nin onayıyla göreve başlamasını teklif etti.
“Türkiye’nin Avrupa projesinde yeri var mı?” sorusuna, “Türkiye aday ülkedir” şeklinde ‘net olmayan’ bir cevap veren Prodi, Türkiye’ye diğer adaylardan farklı davranmadıklarını savunarak, Ankara’nın atması gereken adımlar olduğunu belirtti.
Selçuk Gültaşlı, Brüksel
06.12.2002
D’Estaing, yanlış anlaşıldığını iddia etti
Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin, birliğin sonu olacağını öne süren Avrupa Kurultayı Başkanı Valery Giscard D’Estaing, “yanlış anlaşıldığını” iddia etti.
Avrupa Kurultayı toplantısı sırasında Türkiye’nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp ile bir araya gelen D’Estaing, Le Monde gazetesinin sözlerini çarpıttığını ima etti. Mülakatı 4 ayrı Avrupa gazetesine verdiğine işaret eden D’Estaing, Türkiye’ye ilişkin söylediği iddia edilen sözlerin sadece Le Monde’da çıktığına işaret etti. D’Estaing, Demiralp’a “Beni yanlış anlamayın. Amacım sadece AB’nin genişlemesine yönelik tartışma başlatmaktı” dedi. Ancak, D’Estaing’in iddia ettiği gibi sözlerinin çarpıtılması üzerine Le Monde gazetesine neden tekzip göndermediği sorusu ise cevapsız kaldı.
Demiralp da cevaben Türkiye’nin şu aşamada AB’den üyelik müzakerelerine başlama tarihi istediğini, bu talebin karşılanması durumunda Türkiye’nin kulübe üye olacağı anlamına gelmeyeceğine vurgu yaptı. Bu durumun Avrupa kamuoyuna Türkiye’nin üye olacakmış gibi aktarılmasının çok yanlış olduğunu vurgulayan Demiralp, bu tür mesajların verilmemesi konusunda dikkatli davranılması gerektiğini belirtti.
Türkiye karşıtı görüşleri ile tanınan d’Estaing, 8 Kasım’da Le Monde’da çıkan mülakatında Türkiye’nin Avrupalı bir ülke olmadığını, üyeliği durumunda AB’nin sonu olacağını iddia etmişti. Büyükelçi Demiralp da aynı gün D’Estaing’e gönderdiği mektupta Türkiye’nin 10 asırdır Avrupa’nın bir parçası olduğunu vurgulamış ve D’Estaing’i görüşmeye davet etmişti.
Avrupa’da bugünlerde Türkiye odaklı yoğun bir tartışma yaşanıyor. Bu tartışmanın sebepleri açık: Ankara’da siyasi alandaki değişiklik ve bu değişikliğin ürettiği beklentiler; Kıbrıs sorununun çözümü için Kofi Annan tarafından sunulan tarihi fırsat; ve önümüzdeki hafta Kopenhag’da yapılacak Avrupa Konseyi toplantısında AB genişlemesinin ileriki safhalarına ilişkin alınacak kararlar.
Bu tartışma AB’nin halktan kopuk bir kurum; yani vatandaşlarının karar alma mekanizmalarına ulaşamadığı, vatandaşlarını dışlayan bir kurum olduğunu söyleyenlerle çelişiyor. Bu tartışma önemli; ancak yanlış anlaşılmalara ve anlamsız tartışmalara yol açmaması konusunda dikkatli olmalıyız.
Türkiye, Avrupa’daki yerini şimdiden ayırtmış durumda. Aralık 1999’da Avrupa Konseyi, Türkiye’nin tam adaylık statüsünü kabul etti. Buna 15 Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanı oybirliği ile karar verdi. Hiç kimse bu karara itiraz etmedi. Bugün de coğrafya bahane edilerek kimse bu karara itiraz edemez. Bu karara karşı çıkmak genişleme sürecini ve bu sürecin temeli olan kapsayıcılık ilkesini tehlikeye sokar. Burada gündemde olan AB’nin temelinde yatan esas ilkedir. Bu, geleceğimizi şekillendirmeye devam etmesi gereken ve Avrupalıların kendileri ile özdeşleştirdikleri bir inançtır.
Eğer Türkiye Avrupa’daki yerini almak istiyorsa, diğer bütün adaylar gibi hedefine varmak için bir plan yapmak zorundadır. 2 hayati soruya sadece Türkiye cevap verebilir: Türkiye Avrupa’ya giden yola girebilecek midir? Ve bu yola girmek istemekte midir?
İlk soruya cevap olarak; Türkiye öncelikle üyelik müzakerelerinin ilk safhası için gerekli kriterleri yerine getirmelidir. Ankara hükümetinin kendisi henüz bu noktaya varmadığını itiraf ediyor. Bu, Ankara hükümetinin geçen yaz atılan son derece cesur adımların ardından Meclis’e yeni bir paket sunma hazırlığında olmasından da anlaşılıyor. Söz konusu yeni reformlar Türkiye’nin başarma azminin bir göstergesi. Bu hamleler 1993’te diğer aday ülkeler için Kopenhag’da tanımlanan kriterleri yerine getirmek ve gerekli zemini oluşturmak için yeterli olacak mı? Bu temel reformlar önümüzdeki Avrupa Konseyi toplantısına kadar kabul edilip uygulanabilecek mi? 12 Aralık’ta bu konuyu tartışıyor olacağız. Bu andan zirveye kadar geçecek sürede top Türkiye’nin sahasında.
Türkiye Avrupa’daki yerini almak istiyor mu? Bu soruya sadece ve sadece Türkiye cevap verebilir. 11 Kasım’da Kofi Annan tarafından teklif edilen Kıbrıs planı Türkiye’ye uzun süredir bölünmüş olan ada tarihinde yeni bir bölüm yazma fırsatı veriyor. Ankara’ya geçtiğimiz günlerde yaptığım ziyarette bazıları 40 yıllık sorunu 4 haftada çözmeye çalışmanın tehlikeli olacağını söylediler. Bu görüş sahipleri yanılıyorlar. Kofi Annan’ın planı Kopenhag’daki tarihe yetiştirilmek üzere fırsatçı bir yaklaşımı sergilemiyor. Mezkur plan yıllardır süren milletlerarası çabaların ve mekik diplomasisinin cesur ve istekli bir sonucu. Kıbrıs’taki her iki kesim de planı kabul etmeli ve uygulamasına geçmeli. Kim birleşmiş bir Kıbrıs yerine bölünmüş bir adayı AB’ye almayı tercih edebilir? Kıbrıs’ın sakinleri mi? Türkiye mi? Ben bunu kimsenin isteyeceğine ihtimal vermiyorum.
Avrupa’nın geleceği esas olarak savunmasına bağlı. Eğer Türkiye Avrupa’daki yerini almak istiyorsa, Avrupa savunma projesindeki sorumluluğunu üstlenmelidir. Eğer Türkiye bunu idrak ve kabul ederse, NATO ve AB arasındaki sürekli askeri düzenlemelerin tanımına katkıda bulunabilir. Türkiye’nin Avrupa’daki yeri sahibini bekliyor. Bu hedefe giden yol Kofi Annan planında da görüldüğü gibi berrak. Şimdi sözlerin icraatlarla desteklenme zamanı.
Türkiye Kopenhag’da kendisine tevcih edilen bu sorulara cevap verme fırsatını elde edecek. İnanıyorum ki, Türkiye, AB ve ortaklarımızla birlikte bu yolculuğun sonuçlandırılması ve Türkiye’nin AB’deki yerini alması için hep beraber gayret gösterebiliriz.