ABD’nin Irak’a saldırıp saldırmayacağı veya ne zaman ve nasıl saldıracağı konusunu anahtar iki tarih olan 8 Aralık ve 23 Aralık belirleyecek.
8 Aralık’ta Irak, kitle imha silahları, füzeler, nükleer bomba yapımı için kullanılan temel gereçler ve kimyasal veya biyolojik savaş kabiliyetine ilişkin sahip olduğunu iddia ettiği şeylerin listesini açıklayacak. Tahminen, Bağdat elinde hiçbir şeyin bulunmadığını iddia edecek. Çoğu gözlemci de bu açıklamayı inandırıcı bulmayacak.
Bu gelişmeyi müteakip, Bağdat’ın iddialarının yalan olduğunu ortaya koyan detaylı istihbarat bilgilerinin yanı sıra uydu ve casus uçak fotoğraflarının açıklandığı dramatik bir ABD basın toplantısı gerçekleşebilir. Başkan George W. Bush, bu durumun Irak’ın silah denetçileriyle işbirliği yapmaya niyeti olmadığını açıkça ortaya koyduğunu söyleyecektir.
Bununla birlikte, eğer Irak kitle imha silahlarının varlığını inkar ederse, silah denetçilerinin bir şey bulmasına nasıl engel olabilir? Bu nedenle, silah denetlemelerinin etkili bir şekilde yapılmaması için mümkün ve zaruri her şeyi yapmak zorunda kalacaktır.
Bu durumda ABD, muhtemelen, Irak’ın işbirliği yapma sözünde ‘maddi ihlal’ yaptığını ortaya koyan bir BM Güvenlik Konseyi kararı için başvuracaktır.
Dünyanın geri kalanının tepkisi? Muhtemelen, çoğu ülke iç çekecek ve ‘Başka ne beklenebilir? Bununla birlikte, silah denetçilerine bir şans daha verelim, ne bulabileceklerini görelim.’ diyecektir.
Irak’ın bu gerçekleri yansıtmayan raporu, bütün kitle imha silahlarının ortadan kaldırılmasında işbirliği yapma ve gerçeği söyleme taahhütlerinde büyük bir ihlal teşkil etmeyecek midir?
Açıkçası, evet. Ancak bunu kabul etmek BM’nin Irak ile savaşa girmesi veya en azından ABD, İngiltere, Kuveyt ve diğer ülkelerin bunu yapmalarına onay vermesi anlamına gelecektir.
Tabii ki Irak bazı kitle imha silahı gereçlerine sahip olduğunu kabul edebilir ve hızlı bir şekilde silah denetçilerine bunları tespit ve imha etmelerinde yardımcı olabilirdi. Bu durumda Irak, silahların oranına bakılmaksızın açık sözlülüğü ve işbirliği nedeniyle övgüye mazhar olurdu. Ancak, Iraklı yetkililer sürekli olarak kitle imha silahları kabiliyeti konusunu yalanladıkları için, tutumlarında bir değişiklik yapacaklarına inanmak zor.
23 Aralık tarihine gelince. Bu tarihte, BM silah denetleme ajansı Irak’ta yaptığı kitle imha silahı denetlemesinin yeni bölümüne ilişkin ilk raporunu sunacak. Muhtemelen bu, henüz fazla bir şey olmadığı, hiçbir şey tespit edilemediği ve Irak yönetiminin kendileriyle makul derecede işbirliği yapmakta olduğu yönünde bir rapor olacaktır. Savaşı önlemek için mücadele eden BM ülkeleri bu raporu büyük alkışla karşılayacaktır. Bu durumda, ABD’nin Irak’a karşı bir savaşı meşrulaştırması oldukça güçleşecektir.
Gelinen noktada, Bush’un sorunu sadece dünyanın önemli güçlerinin Irak’a karşı bir saldırıya katılmak istememeleri değil, bu ülkelerin böylesi bir savaşı eleştirmeleri ve buna karşı aktif muhalefet etmeleri olacaktır. ABD, sadece tek yanlı hareket ediyor olmayacak, yalıtılmış bir pozisyonda kalacaktır. Bu kararlı bir Amerikan başkanı için bile zor.
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, denetlemelerin büyük çapta sabote edilmesi, gizlenmiş önemli miktarda kitle imha silahı materyali stokunun bulunması veya bazı saldırgan askeri hareketlere girişmesi gibi dünya kamuoyunu muhalefet etmeye zorlayacak dramatik adımlar atmaması halinde, ABD’yi idare etme konusunda oldukça başarılı olabilir. Elbette Bush uluslararası duruma aldırış etmeksizin tek başına daha ileri gidip Irak’a saldırabilirdi; fakat bunu yapma ihtimali hızlı bir şekilde azalacaktır. Burada kilit konumda olan öğe takvimdir. Eğer, ABD’nin Irak’ın uzun ve sıcak yaz döneminde savaşmayı tercih etmeyeceği doğru ise bir saldırının başlama tarihi hızlı bir şekilde yaklaşıyor demektir.
Bölgedeki Amerikan birliklerinin yeterli sayı ve teçhizattan yoksun oldukları gerçeği göz önüne alındığında şu an itibarıyla savaşın 15 Ocak’tan önce başlayamayacağı söylenebilir. Eğer yaz döneminde savaşmama fikri sürdürülürse, harekat 1 Mart’tan önce başlamak zorunda olacaktır. Bu çok dar bir çerçeve ve günler çok çabuk geçecek. Diğer önemli ve sır mesele, Amerikan yönetiminin sonbaharda bir harekat tarihi düşünüp düşünmeyeceğidir. Örneğin, eylül ayı civarında, silah denetçileri daha fazla gizli şey ortaya çıkarmış olabilir. Saddam da her şeye burnunu sokan bu sinir bozucu yabancılar karşısında iyi adam olma konusunda sabrının sınırını tüketme noktasına gelebilir. Belki de bazı muhalifler, on yıl önce olduğu gibi baklayı ağzından çıkarır ve çok sayıda kitle imha silahının bulunduğu yeri ifşa eder.
Ancak Bush, başkanlık seçimlerine çok yakın bir dönemde savaşta olmak istemiyor. Savaş, Aralık 2003’te başlaması halinde Kasım 2004’te sona erebilir. Nasıl bir tutum takınacağı ona kalmış bir şey. Kendisi ne savaşla politika yapmak istiyor, ne de öyle yapıyor görünmek. Buna rağmen bir sonbahar savaşı mümkün olabilir.
Bu durumda, ABD’nin zafer ilan etmesi için üç ihtimal bulunuyor. Elbette birincisi, Saddam’ı devirecek bir askeri harekat.
İkincisi, çok konuşulan bir seçenek olmasına karşın pek mümkün görülmeyen, Saddam’ın bir iç darbe ile devrilmesi.
Üçüncüsü, ABD’nin, uluslararası toplumun dikkatlerinin Irak üzerine çevrilmesini sağlamak, ambargoyu devam ettirmek ve silah denetlemelerini yeniden başlatmak suretiyle Irak liderini kontrol altına aldığını açıklamasıdır. Eksiklikleri ne olursa olsun, bu tedbirler kesinlikle Irak’ın kitle imha silahı edinme kabiliyetini birkaç yıl yavaşlatacaktır.
Bush, ikinci bir görev süresinde yarım kalan işini bitirme vaadiyle başkanlık seçimlerinde yeniden aday bile olabilir. Bazıları Saddam’ın iktidarda olduğu bir dönemde Bush’un başkanlık seçimini kazanamayacağını söylemiş durumda.
Bu tamamen yanlış görünüyor. Yine de, çoğu insan Bush’un kendini frenlemesinden memnun olacak ve Demokratlar, Başkan’a savaşa gitmeyerek çok yumuşak davrandığı suçlaması yapamayacak. Diğer yandan Demokratlar Bush’u eleştirmek için kullanabilecekleri bir malzemeyi de yitirmiş olacak. Bu durumda, elbette Bush başka meselelerle yargılanacak. Ancak, Bush’un babasının savaşı kazandığı halde seçimi kaybettiği unutulmamalıdır.
Uluslararası İlişkiler Merkezi, Global Araştırma Direktörü. (Jerusalem Post, 3 Aralık 2002)
06.12.2002
|