İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
17.12.2002
Salı
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ŞAHİN ALPAY s.alpay@zaman.com.tr
 

Fırsat kaçtı; ama tükenmedi

AB’nin son Kopenhag Zirvesi, Soğuk Savaş’ın başlamasından yarım yüzyıl sonra Batı ve Orta Avrupa’nın birleşmesi yolunda tarihi bir adım attı.


Ancak ne Türkiye, ne de AB bu zirvede önlerine gelen “tarihi fırsat”ı değerlendirebildi. Ne Türkiye Kıbrıs sorununu çözmeye kararlı olduğunu ortaya koyarak gerçekten Avrupalı olduğunu gösterebildi; ne de AB üyelik müzakerelerine başlaması için Türkiye’ye tarih vererek bir “Hıristiyan kulübü” mü, yoksa “insan hakları ve demokrasi ilkeleri üzerinde bütünleşen Avrupa” mı olduğu konusundaki tartışmalara son verebildi.

Evet, “tarihi fırsat” kaçtı; ama fırsatlar henüz tükenmedi. Türkiye tarih alamadı; ama “tarih için tarih” aldı. Aralık 2004’teki zirvede AB, Türkiye ile müzakerelerin “geciktirilmeden” başlamasına karar verebilir. Türkiye’nin “uzun ve ince yolda” AB’ye yürüyüşü devam ediyor. Ancak, herhalde bir defa daha görülmüş olmalı ki kimse, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmeden ve AB ile arasındaki sorunları halletmeden de AB’ye üye olabileceği hayalini kurmamalı.

Evet, 1 Mayıs 2004’te AB’ye üyeliği kesinleşen Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sorunu çözmek için pek az hevesi kalmış olabilir. “Tarih” verilmemesi Ankara’nın çözüme yanaşmayan çevrelerini büsbütün rahatlatmış olabilir; ama ilgili bütün tarafların bunda çıkarı olduğuna göre, Kıbrıs sorunu belki yine de çözülebilir. Kopenhag Zirvesi sonuç bildirgesinde belirtildiği üzere, eğer taraflar 28 Şubat 2003’e kadar BM Genel Sekreteri’nin planı temelinde bir anlaşma sağlayabilirlerse, Kıbrıs hâlâ bir bütün olarak AB’ye girebilir.

Eğer AB, gerçekten Kıbrıs’ı sorunsuz ve bütün olarak üyeliğe almak istiyor ise, (Rum kamuoyundaki artan isteksizliği aşmak için) yapılacak referandumda çözüm ile üyeliğin birlikte oylanmasını şart koşabilir. Bunun için, tabii ki, öncelikle taraflar arasında anlaşma sağlanmalı. Bunda en büyük çıkarı olan kuşkusuz Türk tarafıdır; aksi takdirde Türkiye, Yunanistan’dan sonra Kıbrıs Rumlarının da AB’ye üye oluşuna seyirci kalmakla yetinebilir. Seyirci kalmak istemiyorsak, Türklerin de Kıbrıs üzerinde söz sahibi olmasını istiyorsak, artık kimse hükümetin elini tutmamalı.

Kopenhag Zirvesi’ne tarihi genişleme kadar Türkiye’nin üyeliği konusu da damgasını vurdu. Bunun sebebi, Türk hükümetinin “tarih” talebiyle ortaya çıkması yanında, AB anayasasını hazırlamakla görevli Konvansiyon’un başkanı, Fransa eski Başkanı Giscard d’Estaing’in geçen ay yaptığı “Türkiye’nin AB’de yeri olmadığı”na dair beyandı. Ne mutlu ki, Giscard’ın sözleri ters tepti ve Türkiye, AB yolunda bir adım daha attı. Giscard’a açık sözlülüğü nedeniyle teşekkür borçluyuz.

Türkiye’nin üyeliği konusu, gerçekten AB’nin geleceğini birinci derecede ilgilendiren bir soru. Bu, AB’nin bir “din birliği” mi, yoksa bir “değerler birliği” mi olacağı tartışmasından daha çok, AB’nin gelecekte federal mi, yoksa konfederal bir nitelik mi alacağına dair giderek hararetlenen tartışmayla ilgili.

Britanya’nın başını çektiği, çoğu güney ve kuzey Avrupa ülkelerinin de yakın durduğu perspektif, AB’nin bir konfederasyon, bir hükümetlerarası işbirliği olarak gelişip genişlemesi. Böyle “sulandırılmış” bir AB’de Türkiye’nin yer alması çok daha kolay görünüyor. Alman ve Fransız hükümetlerinin sözcülüğünü yaptığı öteki perspektif ise giderek derinleşen bütünleşmeyi, federal Avrupa Birleşik Devletleri’ni hedef alıyor. Türkiye bu ikinci perspektife kolay sığmıyor. Ancak denebilir ki güçlenen olasılık, AB bütünleşmesinin bu iki perspektifin bir sentezi olan “çok – vitesli” bir nitelik alması, yani AB üyelerinin siyasal bütünleşmeye değişik ölçü ve hızlarda katılmaları.

Tabii ki ABD, Kuzey Atlantik işbirliği ve ittifakı içinde kalacak, kendisine rakip bir güç olarak gelişmeyecek bir AB’yi yeğlediği için, konfederasyon perspektifine ve Türkiye’nin üyeliğine destek veriyor. Washington’un lehimize lobi yapmasının kısa vadeli amacı ise apaçık: Irak meselesinde Ankara’dan azami destek sağlanması. Ancak şurası muhakkak ki AB üyeliğinin yolu Washington’dan geçmiyor.


17.12.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (14.12.2002) - Başörtüsü ve Hindistan

> (10.12.2002) - Tarihî fırsat

> (07.12.2002) - Irak Politikasının Parametreleri

> (03.12.2002) - “4. Kuvvet” ve gazeteciler

> (30.11.2002) - Bülent Tanör’ün anısına

> (26.11.2002) - 58. hükümet ve medya

> (23.11.2002) - Türban ve “kamusal alan”

> (19.11.2002) - Başbakan Erdoğan

> (16.11.2002) - AKP, sözünü tut ve Kıbrıs’ı çöz!

> (12.11.2002) - CHP’ nin sırrı: Başarılı mı, değil mi?




GAZETE SAYFALARI


 


   BÜTÜN YAZARLAR  



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

RASİH YILMAZ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

ŞEREF OĞUZ

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.