İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
25.12.2002
Çarşamba
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

İdam yolunda AB

Taşkın Tuna



27 Mayıs 1960 darbesinden hemen sonra başta zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun, Korg. Namık Argüç başta olmak üzere bütün bakanlar, bütün Demokrat Parti milletvekilleri, yüksek rütbeli subaylar, bazı vali ve emniyet müdürleri ile, bazı üst düzey bürokratlar, Yassıada’ya tutuklu olarak getirildiler ve ismine ‘Yassıada Mahkemeleri’ adı verilen ‘özel’ bir mahkemede yargılandılar.

Genellikle isnat edilen suç, ‘Anayasayı ihlal, tağyir ve iptal’ olarak ifade edildi. Başsavcı Altay Ömer Egesel ve yardımcıları, önce Celal Bayar’ı ‘köpek davası’ ile suçladılar. Celal Bayar, Afgan Kralı’nın kendisine hediye ettiği bir köpeği niçin zamanında hayvanat bahçesine vermemişmiş. Hemen ardından sanık sandalyesine oturan Adnan Menderes de, ‘bebek davası’ olarak adlandırılan son derecede komik bir iddia ile Yassıada Mahkemeleri’nin unutulmaz hâkimi Salim Başol tarafından sorguya çekildi.

Adnan Menderes, opera sanatçısı Ayhan Aydan Hanım’dan olacak bebeği kürtajla aldırmak için niçin teşebbüs etmiş? Dava sonuçlandı ve Adnan Menderes suçlu bulunmadı. Suçlu bulunmadı; ama diğer davalardan suçu ‘sabit’ görüldüğünden, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile birlikte idam cezasına çarptırıldı. Yalnız bu üç devlet adamı değil, aralarında Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın da bulunduğu TBMM Başkanı Refik Koraltan ve bazı bakanlarla milletvekilleri de idama mahkûm oldular. Ölüm cezasına çarptırılan siyasilerin sayısı 15’i buluyordu. Celal Bayar’ın yaşı 65’in üstünde olduğu için, Milli Birlik Komitesi, bu cezayı ömür boyu hapse çevirdi. Geriye kalan, 14 suçlunun idam cezaları ‘oy çokluğu’ ile alındığından ve sadece Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun cezaları, oybirliği ile alındığından, 14 suçludan 11’inin cezaları ömür boyu hapse çevrildi. Yassıada Mahkemeleri 14 Ekim 1960 günü, yani ihtilalden 5 ay sonra açıldı ve yaklaşık bir yıl sonra bitti. Mahkeme Başkanı Salim Başol, buz gibi bir sesle ölüm cezalarını açıkladığı zaman salonda sanık sandalyesinde oturanlar, artık bundan böyle ‘suçlu’ muamelesi görecekler ve cezalar vakit geçirilmeden infaz edilecekti.

Adnan Menderes, mahkeme kararlarının açıklandığı 15 Eylül 1961 gününden bir gün önce, doktorların kendisine verdikleri müsekkin ilaçlarını biriktirip 14 tanesini bir hamlede içmiş ve ertesi sabah uyanmadığını görenler, derhal doktorlara haber vermişler; İstanbul Tıp Fakültesi’nden Yassıada’ya getirtilen biri profesör olan uzmanlar heyeti, Menderes’i tekrar hayata döndürmüşlerdi. Yani, adamcağızı ölüme götürmek için hayata geçirmişlerdi.

Adnan Menderes, bilindiği gibi, 14 Mayıs 1950’den 27 Mayıs 1960’a kadar Türkiye’nin Başbakanı ve Demokrat Parti’nin lideri olarak birçok yeniliğe imza atmış; ülke olağanüstü bir kalkınma hamlesi ile demokrat, özgür ve müreffeh bir çizgide başarı ile yol almıştı. Türkiye onun zamanında, NATO’ya kabul edilmiş; OECD’ye onun zamanında üye olmuş, eski ismi ‘Bağdat Paktı’ olan ve sonradan CENTO olarak değiştirilen Türkiye– İran– Irak– Pakistan ve İngiltere’nin iştiraki ile kurulan bir savunma teşkilatının ilk tohumlarını o atmıştı. Kuşkusuz onun dış politikadaki en büyük başarısı, Londra ve Zürih antlaşmalarının mimarı olmasıdır. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun da üstün gayret ve katkıları ile Türkiye, bu antlaşmaların 3. maddesi ile ‘garantör devlet’ olma statüsünü kazanmıştı. Menderes’in karşısında o zamanlar, İngiltere’de Başbakan olan kurt politikacı McMillan ve Yunanistan Başbakanı Karamanlis vardı. Menderes ‘uzağı görmüş’ ve ‘ne olur ne olmaz’ düşüncesiyle antlaşmalarda, Türkiye’nin kritik bir durumda, Kıbrıs’a çıkma kararını karşısındakilere kabul ettirmeyi başarmıştı.

Adnan Menderes, daima ‘dışa açılma’ siyaseti gütmüş; siyasî, kültürel, malî ve iktisadî açılardan dünya ile birlikte olmayı ve bütünleşmeyi hedef olarak seçmişti.

27 Mayıs darbesinden birkaç ay önce, Fatin Rüştü Zorlu, Başbakanlık’ta Menderes’le bizzat görüşecek ve o zamanlar ismi ‘Ortak Pazar’ olan ve bazı Avrupa devletlerinin kuracağı bir birliğe, Türkiye’nin de üye olması konusunu enine boyuna tartışacaklardır. Menderes, dışa açılma siyasetinin çok önemli bir parçası olarak gördüğü bu projeyi benimsemiş ve Zorlu’ya gerekli talimatı vererek birliğe üye olma sürecini başlatmıştı. Konu daha sonra Bakanlar Kurulu’nda görüşülmüş; Cumhurbaşkanı Bayar’a da gerekli bilgi verilmişti.

Yassıada kararlarından hemen sonra, aynı gün Menderes dışındaki bütün idamlıklarla müebbet hapis cezasına çarptırılanlar, hücumbotlarla Yassıada’dan İmralı adasına götürüldüler. Cezalar orada infaz edilecekti. Hücumbot, güzel bir eylül günü öğleden sonra, Marmara Denizi’nde hızla yol alırken, Celal Bayar, son derecede soğukkanlı bir tarzda kabine üyelerini çevresinde toplayacak ve sanki olağan bir Bakanlar Kurulu’na başkanlık edermiş gibi, Ortak Pazar konusunu gündeme getirecektir. Zorlu’dan bakanlara bu konuda bilgi vermesini rica eden Bayar’dan sonra, Fatin Rüştü Zorlu, sanki birkaç saat sonra idam edilecek kendisi değilmiş gibi, Ortak Pazar konusunda geniş açıklamalar yapacak, Menderes’in bu konudaki duyarlılığını anlatarak, bakanların sorduğu soruları açıklıkla cevaplayacaktır. İki saat süren yolculuk, olağan bir hükümet toplantısı sonunda nihayete erecektir. Bayar’ın bu önerisini önceleri biraz hayretle, daha sonraları alışılmış bir Bakanlar Kurulu toplantısı gibi değerlendiren bakanlardan bazıları, sonradan yayımladıkları anılarında bu olayı biraz hüzün, biraz da ibretle anlatırlar. Ömür boyu hapse mahkûm olanlar, sonradan Kayseri Cezaevi’ne götürüldüler. Aradan bir iki yıl geçtikten sonra da hepsi birden af edilerek salıverildiler!

Olan bu üç vatan evladına oldu!

Eğer Adnan Menderes yaşasaydı, Türkiye çoktan AB’ye girmişti..

Araştırmacı–Yazar

25.12.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> AKP ve Kopenhag sonrası ESER KARAKAŞ (25.12.2002)

> Gizli anti-sosyaller ve televole kültürü Kemal Sayar (25.12.2002)

> AB ve yeni söylem Herkül Millas (24.12.2002)

> Gereksiz bir erteleme Hüseyin Hakkani (24.12.2002)

> Fransız genel eğitiminde özel okullar Ahmet KAVAS (24.12.2002)

> CHP’nin duruşu Naci Bostancı (23.12.2002)

> Rachel, Mehmet’e; Ally McBeal, Seğmen’e... NİHAL BENGİSU KARACA (22.12.2002)

> Şeb–i yelda, ankilozan spondilit Mustafa Ünal (22.12.2002)

> Petrol zengini, fikir yoksulu... Hüseyin Hakkani (22.12.2002)

> Kitleleri teyakkuz haline getirmek kolay olmayacak! Ömer Çaha (21.12.2002)

> Kıbrıs’ın bölünmesine müsaade edilmemeli Carl Bildt (21.12.2002)

> Kontrollü gerilim stratejisi ve psikolojik harp (20.12.2002)

> Güvenlik (20.12.2002)

> Osmanlı-Türk seçkinciliğinin unutulan kuramcısı M.Şükrü Hanioğlu (19.12.2002)

> ‘İslam devletine’ karşın imanlı laiklik Salahaddin El Cevreşi (19.12.2002)







GAZETE SAYFALARI


 


   BÜTÜN YAZARLAR  



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.