|
Bush’un taahhütleri
Pazartesi günü basın toplantısı vesilesiyle Watergate Swissotel’in lobisinde buluştuğumuz emekli Büyükelçi Özdem Sanberk selam verir vermez ‘Vaziyeti nasıl görüyorsun?’ diye sordu.
Belli ki tecrübeli diplomat, Washington’daki nabız turuna önce biz Türk gazetecilerin nabzını tutarak başlamak istiyordu.
Bush yönetimini savaşa kararlı gördüğümü söylediğimde masada duran cumhuriyetçilere yakın gazete Wall Street Journal’ı açtı ve bir grup cumhuriyetçi tarafından verilmiş tam sayfa bir savaş karşıtı ilanı gösterdi. Diğer meslekdaşlarımızın da sökün etmesiyle Sanberk’le sohbetimiz yarıda kaldı. Ona o gün söyleyemediğimi, burada söyleyeyim. Bence savaşın gerçekleşip gerçekleşmemesi, savaş karşıtı hareketlerden ve hatta belki ABD’nin dış siyasi hesaplarından ziyade, Bush yönetiminin iç siyasi angajmanlarına bağlı. Ve o açıdan Başkan Bush, dönüşü olmayan bir noktada.
Enteresandır, perşembe günü muhalefetteki demokratlara yakınlığıyla bilinen ve savaşa biraz şüpheyle yaklaşan Washington Post’a göz atarken, bu kez savaş yanlısı bir ilan gördüm. İlanı veren 52 Amerikan Musevi örgütünü şemsiyesi altında toplayan ‘Başkanlar Konferansı’ idi. (Conference of Presidents of Major American Jewish Organizations). Başkan Bush ve Kongre üyelerine hitaben yazılmış metinde, ABD ve İsrail’in uluslararası terörizmden çektikleri anlatılıyor ve global terörizme yardım ve yataklık eden Irak gibi ülkelerden ‘hesap sorma taahhüdünü yenileme’nin gereği ifade ediliyordu. Musevi lobisinin İsrail’deki Likudçu ekole yakınlığıyla bilinen en zengin ve siyaseten etkin damarının imzası bulunan bir metinde ‘taahhüt’ ve ‘hesap sorma’ gibi kelimeleri yan yana görmek bilmem sizde de bendeki gibi çağrışımlar yaptı mı? Acaba Musevi lobisi, Başkan Bush’un ve Kongre’nin Irak rejimini bir zamanlar Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’in ifade ettiği gibi ‘sona erdirme’ taahhüdünde bir zaaf mı hissetmeye başlamıştı ki, ‘tecdid–i iman’a davet ediyordu? Yoksa gerek uluslararası camiadan, gerekse Amerikan halkından ve aydınlarından Bush yönetimine artarak yönelen savaş karşıtı baskının tesiri mi kırılmak isteniyordu? Maddi bağış güçleri, medyadaki etkinlikleri ve Florida gibi bazı kritik eyaletlerde sonucu değiştirebilen nüfus yoğunluklarıyla seçimlerde kritik rol oynayan Musevi lobisi, acaba hem Beyaz Saray’daki hem de Kongre’deki siyasetçilere aba altından sopa mı gösteriyordu?
Amerikalı Musevi örgütlerin Bush ve Kongre’ye mektubu, ‘dualarımız ve en iyi dileklerimiz sizinle’ cümlesiyle bitiyordu. Bu savaşın gerçekleşmesi için dua eden ‘nefesi güçlü’ bir başka önemli grup da şüphesiz ‘dinci’ Baptist lobisi. Peygamberimiz’e ve İslam’a hakareti âdet haline getiren Pat Robertson, Jerry Falwell, Franklin Graham gibi sağcı fundamentalist Hıristiyan liderlerin önderliğindeki bu lobi, tüm gücüyle savaş çığırtkanlığı yapıyor. Sayıları 15 milyonu bulan Güneyli Baptistler başı çekiyor. Mevcut İsrail devletini İncil’in beşaretlerinin gerçekleşmesinin delili sayan bu etkili grup, İsrail’in güvenliği ve hatta topraklarını Filistin’in tamamını içine alacak şekilde genişletmesi için Amerika’nın seferber olmasını istiyor. Irak rejiminin ortadan kaldırılmasını bunun önemli bir adımı olarak görüyorlar. Başkan Bush, hem dindarlığı hasebiyle bu lobiye manevi bir yakınlık hissediyor, hem de oy ve para desteklerini kaybetmemek arzusuyla onların taleplerini önemsiyor. New York Review of Books dergisinin 5 Aralık 2002 tarihli sayısında gazeteci Elizabeth Drew, Bush’un baş siyasi danışmanı Karl Rove’un ‘en büyük derdi’nin şu anda Cumhuriyetçi Parti’nin tabanını oluşturan Hıristiyan sağcıları tutmak olduğunu yazdı.
Hıristiyan ‘dinci’ sağcılarla yolları İsrail kavşağında ve Amerikan milliyetçiliğinde kesişen bir başka etkili grup ise, tabii ki ‘neocon’lar (yeni–muhafazakârlar). Bir zamanlar ‘demokrat’ iken sonraları ‘cumhuriyetçiliğe’ ihtida eden ve Musevilerin pek güçlü olmadığı Cumhuriyetçi Parti’ye katılan bu ideolojik akımın temsilcileri, İsrail’e duygusal ve çoğunlukla neseben de bağlı kimseler. Siz onları ‘şahinler’ diye tanıyorsunuz. Ve Bush döneminde devletin, özellikle de Pentagon’un kilit makamlarına nasıl yerleştiklerini bu sütundan takip ediyorsunuz.
Cumhuriyetçi Parti’ye büyük paralar akıtan silah ve petrol lobilerinin savaş arzusunu da eklediğinizde, Başkan Bush’un ne türr siyasi angajmanlar içinde olduğu görülür. Kamuoyunda giderek artan soru işaretleri, savaş ihtimalini düşürmek şöyle dursun, halk desteği daha fazla yitirilmeden işin bir an evvel bitirilmesi senaryosunu ön plana çıkarıyor.
ABD’nin önde gelen Ortadoğu uzmanlarından Richard Augustos Norton, Current History dergisinin ocak sayısındaki makalesinde Bağdat’ta darbe olması, Saddam’ın aniden işbirliği yapması ya da ölmesi gibi çok olağandışı bir gelişme hariç, ABD’nin Irak’ı kesin istila edeceğini öne sürüyor. Aksi halde, halen Ortadoğu’ya büyük bir askeri güç yığmış olan ABD’nin savaş yolundan çekilmesinin George Bush için ‘dramatik bir siyasi yenilgi’ olacağını söylüyor.
Norton, Başkan Bush’u eleştirdiği Ortadoğu politikasında ‘siyasetçi’ kimliğiyle ‘devlet adamlığı’ arasında tercih yapmaya davet ediyor. Bence Bush, uzun vadede halkın ve devletin çıkarlarını riske de soksa, iç siyasi ‘taahhüt’lerini çiğnemeyecek; İsrail’i, silah ticaretini, petrol gelirlerini ve imparatorluğu seven destekçilerini memnun edecektir. Oy ve para gelecek yerden, savaş esirgenmez...
19.01.2003
|