|
Gül ve Erdoğan
11 Mart, iki açıdan çok önemli bir tarih oldu. Başbakan Abdullah Gül, bizim demokrasi sürecimizde hiç alışık olmadığımız bir nezaket, olgunluk ve feragat örneği vererek görevinden ayrıldı.
Halbuki biz bugüne kadar Başbakanlık koltuğunu kolay kolay bırakılamayan, uğruna nice dostlukların, arkadaşlıkların bir kalemde çizildiği bir makam bilirdik. Meğerse o koltuk, bir hizmet yeri olurken vefanın da gösterilebildiği bir yer olabiliyormuş.
Ne demek istediğimi biraz daha açayım.
Sayın Gül, gerçekten Başbakanlık makamında başarılı bir sınav verdi. AK Parti’ye oy vermeyen kitlelerden, etkin çevrelerden de takdir aldı. Devlet makamlarının kendisini sempatik, güvenilir ve ehliyetli bulduğuna dair beyanlar, tavırlar gözlerden kaçmadı. Sayın Gül’ün şahsında Türkiye’nin bir “devlet adamı” kazandığı konusunda bir kanaat birliği oluştu. Demokratikleşme ve normalleşme sürecinde bu çok önemli ve müspet kazanımdı.
Ne var ki, halkın gönülden verdiği iktidar emanetini sırf bu destek AK Parti’ye verildiği için bir türlü hazmedemeyen dar bir çevre; içinden geçtiğimiz kritik ve zor günlere rağmen Sayın Gül’ün bu başarısını, AK Parti içinde bir ikilik çıkarmak için kullanmaya kalktı. Sayın Gül’ü överlerken, Sayın Erdoğan’ın, yani seçim başarısının gerçek mimarı ve liderinin ikinci plana itilmesi için bir kısım medya desteği ile bir denemeye girdiler. “Gül, gibi bir başbakanımız var ya... Erdoğan da biraz beklesin...” dediler.
İşte Sayın Gül, Başbakanlık’tan vakar ile feragat ederken, hem o koltuğun kendisini hiç değiştirmediğini anlattı, hem de işleri güçleri fitne fücur olanlara da tokat gibi bir karşılık verdi.
Demek, siyasetin değiştiremediği insanlar da olabiliyormuş. Demek, dostlukların baki, koltukların geçici olduğunu bilenler de varmış. Demek hakkı teslim etme adına makam koltuklarından, evdeki koltuklardan kalkar gibi kalkılabiliyormuş...
Sayın Gül demokrasimiz için örnek bir davranış sergilerken, aynı zamanda Sayın Erdoğan’la ilgili haksızlığın ve “demokrasi ayıbı”nın bir saat bile beklemeden düzeltilmesine fırsat vermiştir.11 Mart 2003 bir diğer açıdan da önemli bir tarihtir. Sayın Tayyip Erdoğan, toplum vicdanını sızlatan mağduriyetten nihayet kurtulmuş, milletvekili olmuş ve Sayın Cumhurbaşkanı’ndan 59. hükümeti kurma görevini almıştır.
İtiraf etmeliyiz ki Sayın Erdoğan; gösterdiği sabır, azim, kararlılık ve gerçek bir siyasi başarıya imza atma kabiliyetiyle pek çok kişiyi yanıltmıştır. Haklı çıkmış olmanın hazzını doyasıya yaşamak şimdi onun en tabii hakkıdır.
Siyasette lider kolay yetişmiyor. Devlet tecrübesi ise bambaşka bir şeydir. Söz ne güzeldir: Taçlanan baş akıllanır. Bu akıl, lider aklının feraset, basiret, geniş ufuklar, engin devlet tecrübesi ile donanmasıdır.
Sayın Erdoğan, “kaptan, fırtınalı denizde belli olur” sözüne imza atarak, kendisine olan güvenini hatırlatırken, zor günlerin içerisinde kafası iyice karışmış milletimize de umut vermiştir.
Deniz, kaptanın en zor sınavı için yeterince fırtınalıdır. Muhtemel Irak savaşı, Kuzey Irak’taki yeni oluşumlar, Kıbrıs, ekonomik sıkıntılar ve demokrasi yürüyüşümüzün önündeki engeller Sayın Erdoğan’ın liderlik kabiliyetlerini test edecektir.
Sayın Gül ve Sayın Erdoğan, nüfusunun büyük çoğunluğu genç olan ülkemizde siyasetteki gençleşmeyi ve yenilenmeyi sembolize ediyorlar. Bu da ülkemiz ve insanımız için hem yeni bir dinamik, hem de yeni bir umuttur. AK Parti, hem bu açıdan, hem de milletle devlet arasında son 8–10 yılda ortaya çıkan güven probleminin aşılması açısından tarihî bir konum yakalamıştır.
Türk milleti asırlık tecrübesi ve sağduyusu ile hem devleti yönetenlere hem de öz değerlerimize sahip çıkan evlatlarına bir uzlaşma, bir samimi buluşma teklif ediyor. Asırlardır örselenen, darbelenen bu büyük millet kendisine yakışanı yapıyor. Dileriz mesajının muhatapları kendilerinden beklenen olgunluğu ve sorumluluğu gösterebilsinler.
Sayın Erdoğan’ı tebrik ediyor, 59. hükümetin ülkemizde, bölgemizde ve dünyada barış ve esenlik için başarılı olmasını diliyoruz.
13.03.2003
|