|
[TAVAN ARASI] Türkiye gündemini işgal eden bir kelime: Tezkere
Tezkere, “anma, hatırlama, bildirme, bahis konusu etme” gibi anlamlara gelen “zikr” mastarından türemiş olup doğrusu “tezkire”, halk arasında kullanılan biçimi de “teskere”dir.
Sözlükler tezkere için “bir şeyi hatırlatmaya veya bir haberi bildirmeye yarayan kısa pusula, küçük mektup, varaka” karşılığını veriyorlar. Çoğulu “tezâkir” olup Cevdet Paşa’nın bu isimle ünlü bir eseri vardır. Tezkere kelimesinin dilimizdeki tarih geçmişi tezkirecilik mesleğiyle alakalıdır. Eskiden yazışmaları yürütenlere tezkireci ve bu yazışmalar geneline de tezkire denilirdi. Fatih kanunnamesinde tezkirecinin protokoldeki yeri tespit edilmiş olup o tarihten itibaren reisülküttap (yazıcıların reisi) emrinde çalışmışlardır. Yakın zamana kadar resmi dairelerdeki “Gelen Evrak” bölümü tezkirecinin işini yapar, sadrazamların ve vezirlerin özel kalem müdürleri de bu adla anılır, hatta adlî kurumlarda davaların özetini yazıp karar defterine kaydeden kişilere de tezkereci denirdi. Tezkere kelimesinin en yaygın kullanımı, Tezkire–i Osmanî tamlamasında görülür. Tezkire–i Osmanî, atalarımızın nüfus hüviyet cüzdanı, vatandaşlık kimlik kartı olarak taşıdıkları belgenin adıdır. Daha sonra buna nüfus teskeresi denilmiş, ondan ilham ile mazeret teskeresi, izin teskeresi gibi kullanımlar doğmuştur.
Şimdi bütün bu anlamlara bakarak hükümet üyelerini meşgul etmekte olan “tezkere”nin ne menem şey olduğunu anlamak, daha doğrusu bu anlama kesinlik kazandırmak oldukça zordur. Bu noktada da karşımıza tezkerenin ıstılah (terminolojik) anlamları çıkar ki aşağıdaki gibi sıralanır:
1. Bir ilim ve fenne ait kısa bilgileri içine alan küçük kitapçık, risale, broşür, ajanda. Tezkire–i coğrafiyye, tezkire–i cebir vs.
2. Resmi daireler arasındaki yazışma pusulası, resmi evrak. Genellikle aynı şehir sınırları içindeki asayiş ve idari konulara ilişkin evrak hakkında kullanılır. Bunun şehirler arasında kullanılan şekli tahrirat (yazışma) adıyla bilinir. Celp tezkeresi, şahitlik tezkeresi veya müdürlük tezkeresi, mebusluk tezkeresi vs. Eskiden resmi dairelerde gelen evrak–giden evrak şubesine bakan memurlara tezkireci, bu şubeye de tezkire–i divan, tezkire–i şıkk–ı evvel vs. adlar verilirdi.
3. Askerin terhis olduğunu bildiren veya askerlik görevini bitirdiğini tebliğ eden belge. Esmeray’ın “Gel teskere gel teskere bitsin bu hasret” diye başlayan şarkısındaki gibi.
4. Mazeret veya izin bildirir belge, rapor. Öğrencilerin derse geciktikleri zaman yetkililerden aldıkları derse giriş iznini havi belgeler gibi. Bizim zamanımızda buna geç tezkeresi veya mazeret kağıdı denirdi. Eskiden pasaportlara da mürur (geçiş) tezkeresi adı verilmişti.
5. Tezkere, mecaz yoluyla “ölmek” kelimesini karşılamıştır. Aşık Hüseyin’in aşağıdaki kıtasında bu anlam vardır:
Nişanlanıp gitmiş idim askere
Ne deyim Allah’ım emrine şükür
Ben almadan o yar almış teskere
Ne deyim Allah’ım emrine şükür
6. Herhangi bir iş için izin verildiğini bildirmek üzere hükümetten alınan belge. İşte Amerika’nın kaç zamandır peşinde olduğu tezkere budur.
Tezkere kelimesinin yedinci ve en yaygın anlamı edebiyat alanında kullanılmıştır. Buna göre eskiden belli bir meslekte tanınmış kişilerin, özellikle de şairlerin hayatlarıyla eserlerinden bahseden eserlere tezkire denir. Buna tercüme–i hal künye yazıcılığı diyebiliriz. Atalarımız kendi çağlarının maddi ve manevi kültürünü yükselten insanların meslekleriyle ilgili ayrı tezkireler yazmışlar, bu tezkireler sayesinde bize medeniyet birikimlerini ulaştırmaya çalışmışlardır. Velilerin (Tezkiretü’l–Evliya), hattatların (Tezkiretü’l–Hattatân), mimar ve musıkî ustalarının (Tezkiretü’l–Bünyân) vs. hayat hikayeleri bunlardandır. Modern çağlara ait biyografik eserlerinin atası sayılan tezkirelerin en yaygın olanları şairlerin hayat hikayelerini konu alır ve tezkire–i şuarâ yahut tezkiretü’ş–şuarâ genel adıyla bilinirler. Bazıları özel adlarla da anılan şuarâ tezkirelerinin sayısı otuzun üzerindedir ve pek çoğu günümüz diliyle de yayınlanmıştır.
Tarıhın dıpnotlari:
Bağdat’ın ünlü delilerinden Semnun ile halife arasında şöyle bir konuşma geçer. Halife:
– Ya Semnun, Allah’a nasıl ulaştın?
– Ancak sekiz şeyi yaptıktan sonra O’na ulaşabildim: Diri olanı öldürdüm; o nefistir. Ölü olanı dirilttim; o kalptir. Gâib olanı gördüm; o ahirettir. Göz önündekini gaib eyledim; o dünyadır. Faniyi bakiye döndürdüm; o istenilendir. Bakîyi fanileştirdim; o heva ve hevestir. Sizin teselli bulduğunuzdan kaçındım. Sizin kaçındığınız şeylerle teselli buldum.
– Ya Semnun! Güzel söyledin. Sana teşekkür etmem vacip oldu. Zaman senin yardımcın olsun, dostun sana acısın. Sevincin senden ayrılmasın ve üzüntülerin senden uzaklaşsın.
Berceste
Çarhın ki ne sa’dinde, ne nahsinde beka var
Dehrin ki ne hâsında ne ‘âmında vefa var
Bağdatlı Ruhi
Feleğin ne kutluluğunda ne kutsuzluğunda (yıldızların ve burçların dönüşünde) devamlılık var (hep dönek tavırlar..)!.. Çağımızın ne seçkinlerinde, ne de sıradan insanlarında vefa kalmış (yazık..)!..
13.03.2003
|