|
Kime inanacağız?
Yetkili veya yetkisiz kişilerin spekülatif amaçlı kamuoyunu yanlış bilgilendirmeleri, tutarsız açıklamaları ekonominin daha doğrusu piyasaların negatif etkilenmesini artırıyor.
Çıkartılan bu söylentiler ve yabancı yatırımcıların portföylerini boşaltarak piyasadan çıkma eğilimine yönelmesi ile borsa 10 bin puanın altına düşüyor. Dolar 1 milyon 700 binin üzerine fırlıyor. Faiz oranları bileşikte yüzde 60’lar seviyesinin üzerini görüyor.
Aslında ekonomiyi bu kadar derinden etkileyecek derecede bir yapı söz konusu değil. Ayrıntıda kalan küçük anlaşmazlıklara rağmen IMF ile uygulanan program devam ediyor. Türkiye, TBMM’de görüşmeye açtığı bütçeyi, ABD’den beklenen ekonomik yardımı hesaplara dahil etmeden hazırlamış. Merkez Bankası para politikası uygulamalarını aksatmadan yürütüyor. Net kullanılabilir döviz rezervlerinde bir sıkıntı yok. Geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında, gerek bankaların gerekse piyasaların döviz veya TL bazında açık pozisyonlarının tedirginlik verecek düzeyde olmadığı bir gerçek. Hazine, her ne kadar yüksek borçlanma ihtiyacı içinde olsa da, piyasalardan borçlanabiliyor. Borçlarını rahatlıkla çevirebiliyor. Yani, ekonominin temel göstergelerinde hiçbir problem olmadığı açık. Tek sorun, ekonominin reel gerçeklerini bir tarafa iten ve tezkere karşılığı ABD’den gelmesi söz konusu olan ekonomik yardımın peşine takılan piyasaların bu beklentisinin boşa çıkması gösterilebilir.
Fakat, bu da gerçek durumla bire-bir örtüşmüyor. Çünkü, orta yerde Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı ile Hükümet Sözcüsü bakanın açıklamaları var.
Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı hafta başındaki açıklamasında, ABD ile görüşmelerin sürdüğünü ve Kongre ekonomik yardım paketini onaylayıncaya kadar, ABD Hükümeti’nin Türkiye’ye kısa vadeli program adı altında geçici olarak 8,5 milyar dolar kredi kullandıracağını açıklıyor. Kongre’den karar çıktıktan sonra ise, bu kredinin kullanılan kısmının geri ödeneceğini ve 2 milyar doları askeri amaçlı hibe ve 4 milyar doları ise ekonomik yardım olmak üzere toplam 6 milyar dolarlık ekonomik paketin devreye gireceğini net bir biçimde ifade ediyor. 4 milyarlık bölümün ise 1’e 5, 1’e 6 kat sayı uygulaması ile 20-24 milyar dolara kadar uzun vadeli düşük faizli ABD Hazine kredisine dönüştürülmesinin söz konusu olduğunu tüm içtenliği ile söylüyor.
Ama, aynı saatlerde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Türkiye’nin artık 6 milyar dolar olarak belirlenen yardımdan faydalandırılmasının gündem dışı olduğunu açıklıyor. Şimdi, doğruyu söyleyen kim? Powell mı? Yoksa, Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı mı? Hükümetin bakanının açıklamalarına güvenmeyeceğiz, sözlerinin doğruluğundan şüphe edeceğiz de, kimin sözlerine inanacağız?
Özellikle borç sorununu yeniden yapılandırılmasını ABD’nin açacağı ekonomik yardım paketine endeksleyen piyasalar, Powell’ın açıklamasını doğru kabul ediyor. Ekonominin reel gerçeklerini bir yana itiyor. ABD’den mali yardımın gelme ihtimalinin zora girdiği endişesi ile paniğe kapılıyor. Bu konudaki beklentilerin kısa zamanda gerçekleşmemesi üzerine, Türkiye’nin kredibilitesinin azaldığı, dolayısıyla risk priminin yükseldiği, uygulanan programın uzun vadede neler getireceğinin belirsiz olduğu havası piyasaları etkisi altına alıyor.
Hükümet kanadından gelen açıklamalar da artık piyasalar için doyurucu olmuyor. Hükümetin açıklamaları soğukkanlılığını yitiren piyasalar tarafından ciddiye alınmıyor...
Bu yapı zaten sığ ve derinlikten yoksun olan piyasalara anlamsız bir panik havasının hakim olmasına yol açıyor. Aslında, bu gibi zamanlarda paniğe kapılmanın bir getirisi olmadığı, tam tersi böyle dönemlerde en doğru yöntemin, her zamankinden daha fazla soğukkanlılığın muhafazası olduğu bilinen bir gerçek. Bu başarılamadığı takdirde, yakın geçmişimizde gösterilen tüm fedakarlığa rağmen hâlâ yaralarını saramadığımız ekonomi bugünkünden çok daha zora girebilir. İçinden çıkılması daha güç bir yapı ekonomiyi etkisi altına alabilir...
20.03.2003
|