|
[TAVAN ARASI] Konan göçer ya!..
Sultan III. Selim, Türk hükümdarları içindeki en sanatkâr ve en ince ruhlu padişahtır. Zarafet onun çağında imbikten geçip sanat olmuş sanılır.
O kadar ki bizzat kendisine ait görüş ve düşüncelerini, İlhamî mahlasıyla yazdığı şiirlerinde, bir sanat üslubuyla dillendirildiğine şahit oluruz. Aşağıdaki gazele, dünya saltanatı için başını vermiş bir hükümdarın dünya hakkındaki değerlendirmesi gözüyle bakmak bize, işte bu yüzden anlamlı geldi. Herkesin birbirini kırmaya, yok etmeye, aldatmaya ve coğrafyadan silmeye çalıştığı şu zamanda, söz konusu şiiri sizlerle paylaşmanın iyi olacağını düşündüm.
Okuyalım:
Gerçi kim ehl-i dile hoşça mekandır dünya
Gehi zevk ü tarab ü gâhi yamandır dünya
Kendi ahvâline bak âlemi ma’mûr sanma
Herkesin kavline aldanma yalandır dünya
Andelîb kûşe-i hırmende kalırmış nâlân
Zevkde zâğ u zağan turfe mekandır dünya
Münkesif şems ü kamer ebr-i mezâlim bürümüş
Dîde-i gayret ile girye-künândır dünya
Her gelen kondu vü göçdü bu cihan mülkünde
İsnâd eyleme İlhamî ki handur dünya
Şöyle demek olur:
Gerçi şu dünya, gönül ehli olanlara bir hoşça mekan; ama yine de bazan zevk ve neş’e, bazan yaman mı yaman, vesselam!..
Gönül ehli olanlar dünyanın zevkine de, hüznüne de itibar etmedikleri, yani dünyaya sırtlarını döndükleri için onlar burada kâr elde eder, gerçek Sevgili’ye yakınlık kazanırlar. Gönül ehli olanların dışındakiler için ise dünya, zorlu bir imtihan meydanıdır. Çünki onlar dünya ilgileri dolayısıyla hem acı çeker, hem yollarını kaybederler. Mallar, evlatlar ve dünya ile devamlı bir imtihan halini yaşadıklarının farkında olan gönül ehli kişilerdir ki gerçeklere ulaşır ve dünyayı bir kazanç yurduna dönüştürürler.
O halde sen kendi durumuna bak, dünyayı mamur (mutlu ve şen) sanma... Herkesin sözüne aldanma, (altı üstü bir) yalandır işte şu dünya!..
(O kadar yalan ki...) Bülbül, harman köşesinde inleyişler içinde; karga ile çaylak ise taze bahçelerde zevk sürmede...
Baharda yaşaması gereken bülbülü sonbahara (harman zamanına) atıp çaylak ile kargayı da baharın baş köşesine oturtan talihe yüzlerce sitem...
Güneş ve ay tutulmuş, çevrelerini zulmet (zalimlik) bulutları bürümüş. Gayret gözüyle bakılacak olsa (bu hâle) dünyanın da gözyaşı döktüğü görülür.
Bu cihan yurduna gelen herkes bir gün göçüp gitti... Ey İlhamî! Başka bir şeye yorma ki bu dünya bir handan ibarettir (konan, göçer).
Berceste
Sayın Tayyip Erdoğan’ın başbakan olması üzerine, Sultan III. Selim’in aşağıdaki beytini hatırladık. Tebrik ve teberrüken kaydediyoruz.
Kesb eder mi vuslatın yek yılda bir âşık anın
Meyl eder kim görse amma bîvefadır saltanat
İktidar, her görenin tutulduğu vefasız bir sevgilidir. Bu durumda gerçek âşıklar için onun vuslatını kaç yıllar beklemek gerekir!.. (Hemen öyle bir yılda ele girivermez; ama unutmamak gerekir ki vefasızdır.)
Bır kıtap okudum - Hasbihâl-i Safî
Yıllardır, Divan şiirinin toplum hayatıyla nasıl yakın durduğunu, halktan uzak düşüncesinin ne kadar hatalı olduğunu dillendirmeye çalıştık. XVI. yüzyıl şairlerinden Safî’’in Hasbihal adlı kitabı, bu düşüncemizde ne kadar haklı olduğumuzu göstermeye yeter delillerden bir yenisi olmak üzere yayınlandı. Osmanlı toplumunun hayatını, değer yargılarını, mesleklerini, tarihsel ve kültürel birikimini, toplumda görülen aksaklıkları, toplumun ve insanın geçirdiği değişimi, onların hayata bakışını, toplum eleştirisini, meslek tercih ve tavsiyelerini vs. pek çok açıdan inceleyen kitap günümüz diliyle ve Osmanlı Türkçesi ile yayınlanıp başına geniş tahliller de konulmuş. Sayın Batislam’ın bir sonraki adımda eserini sadeleştirerek yayınlamasını ve bilimsel çalışmasını kültürel okumalara da açmasını temenni ederiz.
Hasbihâl-i Safî
Hanefi Dilek Batislam
Kitabevi Yayınları
0 212 512 43 28
Tarıhın Dıpnotlari - Bir helva tarifi
Haysem oğlu Hayyan, Bağdat’ın delilerinden biriydi. Zaman zaman çok akıllıca sözler eder, insanlara ibret sahneleri gösterirdi. Aşağıdaki satırları Atâ Selemî anlatıyor:
“Bağdat’ın dışında arkadaşlarımdan birine uğradım. Yeminini yerine getirmem için bana yalvar yakar oldu. Bana şeker, yağ ve nişasta verip “Bunlardan bana helva yap!” dedi. Ben de bir yerde helva yaptırıp ona götürmek üzere elbisemin altına koydum. Yolda Hayyan ile karşılaştım. Hayyan sordu:
– Ne taşıyorsun öyle örtünün altında?
– Arkadaşlarımdan birisi için hazırladığım bir şey.
– Açsana üzerini.
Ben helvayı gösterince de atıldı:
– Kaldır onu, bizim nefislerimiz onu yemekten tiksinir.
– Peki sen ne istiyorsun?
– Ariflerin peltesini.
– Nedir o pelte?
– Sadakat balını, güzellik yağını, rıza safranını ve murakabe suyunu al, keder tenceresine dök, altında aşk odunlarını yak, haya kepçesiyle karıştır, şevk ateşinde sabır köpüğü atana kadar pişirip tevekkül köpüğü köpürene kadar pelteleştir. Sonra ünsiyet tabaklarının üzerine koy. Afiyet olsun.
– Eğer onu yersem?
– Kalbinin acıları çığlık atarak gider.”
(Akıllı Deliler Kitabı’ndan)
20.03.2003
|