|
Milletçe duruşumuzu sorgulamalıyız
New York– Savaşın çıktığı gün Amerika’ya gelmek varmış. Havaalanında güvenlik görevlilerine basın kartımı gösterirken “Haberin kaynağına gidiyorum.” dedim.
Okyanus ötesine gidince hep böyle oluyor. Dışarıdan, ötelerden meselelere daha geniş açıdan, daha soğukkanlı bakabiliyorsunuz.
Evet, tarihin en önemli dönemeçlerinden birini işaretleyen savaş başladı. ABD ve İngiltere’nin Irak’a yönelik bombardımanlarını, acıları, esaretin şaşkınlıklarını, çocukların hıçkırıklarını, kadınların çaresizliklerini şimdi televizyonlardan canlı yayınlarda bir film gibi izliyoruz. Kanın, gözyaşının gerçek olduğu bir film bu.
Bu savaşın pek çok yönü üzerinde durulabilir. Ancak tarihte hep söz kesen, mühür basan Türk milletinin şu savaştaki duruşunu, milli vicdanımızı sızlatsa da sorgulamalı değil miyiz? Gerçekten bizler Alparslan’ın, Fatih’in çocukları mıyız? Bizim haksızlıklara, adaletsizliklere karşı setler oluşturan, dik duruşumuzu haykıran ahlakımıza ne oldu? Kurt, gövdeye bu kadar girdi de, genlerimizle mi oynandı?
Bu savaş, bize tarih şuurumuzdan uzaklaşmanın sorgulanması gereğini hatırlatmalıdır. Millet olarak neden bu kadar deforme olmuşuz? Bizim genlerimizde “sıvışma ahlakı” yoktu. Neden o zaman vatan için koşma mecburiyeti doğarsa, sanki sıvışacakmış gibi iğreti duruyoruz?
Hayatlarımız neden bu kadar tatlı? Rahatımız, neden bu kadar vazgeçilmez?
Devir, hayatı neden bu kadar birinci gaye haline getirmiş? Keyifli yaşamak, lükse dalmak, daha iyi, daha iyi, daha iyi yaşamak arzusu bizi neden esir almış?
Çünki kendi değerlerimizden koparılmışız. Herkesin, her milletin kendisi olması asalet iken, biz taklidin horlanmışlığını çözüm sanmışız.
Çünki tarih şuurumuzdan uzaklaşmışız. Büyük devlet olma psikolojisinden uzaklaşmışız. Tevarüs ettiğimiz bir tarihimiz vardı. Onu da, itibarımızla birlikte kaybettik. Âlem–i İslam’ın şuuraltındaki itibarımızı kaybettik.
Yitirdiğimiz şeyler başka, ardından şuursuzca koştuğumuz şeyler başka...
Kendi değerlerimizi, özümüzü yitirmişiz yığınlar farkında değil. Farkında olsak yığınlar olmazdı.
Rahatlarımız bozulmasın tamam da, bu savaş Irak’la sınırlı kalmayacak ki... Suriye’ye, İran’a, Suudi Arabistan’a, Türkiye’ye gelmeyecek mi zannediliyor? Ya bulunduğu yerin, konulduğu yerin hakkını veremeyenler cezalandırılıyorsa?
Bizim boşlukta olmamızdan yararlanılıyorsa, bizim kendimizi sorgulamamız lazım değil mi?
Kendimizi sorgulamazsak, zihinlerde kadere taş atmalar başlar. Halbuki günahlar bizim; ama ağlamayı unutanlar da yine biziz.
Acaba kaç kişi, gece sabahlara kadar başını yere koymuş da, “ benim yüzümden ya Rabbi, benim yüzümden ya Rabbi...” diye gözyaşı dökmüş?
Savaşlardan korkmayalım. Kaybettiklerimizi bulamamaktan korkalım.
Millet olarak, özlediğimiz birliğimiz yok. Cehalet, fakirlik, cepheleşmeler, projesizlik, ufuksuzluk belimizi büküyor. Bunların düzeltilmesi için ne yaptık?
Bunların sorgulanması lazım. Bu sorgulama yapılmadıkça suçluyu bulamayacağız. Evet, kendimizi sorgulayıncaya kadar asıl suçluyu kesinlikle bulamayacağız...
Bu sorgulama; karamsarlık, umutsuzluk aşılamak için değil, milletimize sorumluluğunu hatırlatmak içindir.
27.03.2003
|