|
[TAVAN ARASI] Elçilik mührünün yüzük kaşı
– Elini ver, bey’at edelim! – Beni bırakınız, başkasını arayınız. Önünüze bir iş çıkacak ki onun akıllar almaz, gönüller tahammül etmez renkleri ve şekilleri vardır. Vezir olmak, emir olmaktan evlâdır. Siz kimi seçerseniz, ben de ona uyayım ve herkesten çok itaat edeyim.
* * *
Ertesi gün yine söylediler:
– Elini ver bey’at edelim!
– Bu iş sizindir; onda kimsenin hakkı yoktur. Siz kimi isterseniz halife o olur. Dünkü düşüncemdeyim ben.
– Biz de dünkü karar üzereyiz ey kutlu kişi!..
– Şahid ol ya Rab!..
Bu son cümleyi üç defa tekrarlayan mütebessim dudaklar Hz. Ali’ye aitti. Hani Hazret–i Osman’dan sonra halife seçilen o mübarek insan... Hani Efendiler Efendisi katında Musa’ya göre Harun olan... Bir insanda olabilecek bütün güzel sıfatları taşıyan yiğit hani!.. Hani ilmin kapısı olan ve döne döne savaşan cengaver. Değirmi çehreli, iri ela gözlü, hafif esmerce ve geniş omuzlu, çelik pençeli Ali... Yüzünü hiç küfre döndürmeyen Ali... Çocukluğundan nurlu Ali... Zülfekar’ın keskin yüzü, Düldül’ün tetikliği... Düşmana heybet, dosta güven... Ali... Toprağın babası... ve Allah’ın aslanı Ali... Seçilmiş kul Ali...
* * *
Necef’e bombalar düşüyor... Meşhed–i Ali’ye ateş yağıyor. Yüzyıllardır yaşayan efsanelerimiz alev alev... Kesikbaş destanı da, Kan Kalesi Cengi de; Kıssa–i Kahkaha ve Ejderha Destanı da yanıyor... Uhud hatırası Zülfekar, yeniden ak korlara düşüyor şimdi Necef’te, bağırlarda köz köz Ali tütüyor... Elif Elif uzayıp “ba”nın altındaki noktanın sırrı duman duman çekiliyor göklere... Necef’te yıldız yıldız tutuşuyor felekler, inci inci dökülmek için yerlere... Necef, sadefindeki inciye yas tutuyor, ve başına toprak da saçıyor her nerede varsa can kuşları!.. Kapımızı çalan sihirli bir âsâdır şimdi keder; her gece yarısında Necef’te yeniden saplanır kömürleşmiş ucu toprağa, ve her seher taze bir meyve verir; acı mı acı...
* * *
Meşhed–i Ali’ye sıçrayacak bir kıvılcım bütün ayak izlerini silecek Ali sevgisinin... Eşiklerde biriken gözyaşları alıp başını gidecek uzaklara ve Fırat başını taştan taşa vuracak; Dicle kendini kederlere salacak... Çinilerin mavi laleleri kan ağlayacak, kızıl gülleri kömür karasına çalacak... Zarafetin damıtıldığı duvarlara gülle izleri karışacak ve modern yüzyıllara meydan okuyan bir vahşeti resmedecek... Zaman ki tanıktır, bunları saklayacak ve Kevser sakîsine, Kevser havuzu başında bir bir şikayet edecek...
Taala! Muhteşem miskinliğimiz yüzünden, o gün bizi de sorumlular arasında tutma...
Taala! Ya yeni yağmış karlara yüklenen dualarla serinlet Meşhed–i Ali’yi; ya İbrahim’in hissesine düşen ateşleyin serin ve selamet eyle bahçesini...
Taala! Habibin’in dediğince “Ali’ye düşmanlık edene Sen düşman ol!”
Tarıhın dıpnotlari
Delinin Sevgisi
Cüneyd Bağdadî şöyle anlatır:
Mısır’da tımarhaneye girdim. Orada bir ihtiyar gördüm. Bana dik dik bakıp sordu:
– Adın ne senin?
– Cüneyt.
– Bağdatlı mısın?
– Evet.
– Sevgi nedir?
– Sevdiğini her şeye tercih etmektir.
– İki tür sevgi vardır: Birincisi, bir sebepten dolayı sevmektir; diğeri ise bir sebep olmadan sevmektir. Bir sebep üzerine sevmek, ihsana ulaşmak içindir. Nedensiz sevmek ise, onu, sevilmeye layık olduğu için sevmektir.
Adam sonra şu dizeleri okudu:
Seni iki tür sevgiyle seviyorum. Birincisi aşk yüzünden, ikincisi de sen sevgiye layık olduğun için. Aşk, yalnızca senin zikrinle meşgul olmamı sağlıyor. Sevgiye layık oluşuna gelince, seni görmemi engelleyen perdeleri benim için kaldırman yüzündendir. Her iki sevgiden dolayı bana bir övgü yoktur, fakat her ikisi için de sana bir övgü elbette vardır.
(Akıllı Deliler Kitabı’ndan)
Berceste
Bağdâd sadeftir, güheri dürr–i Necef’tir
Yanında onun dürr ü güher seng ü hazeftir
Ruhî-i Bağdadî
Bağdad bir sadef (istiridye), Necef (Hz. Ali) de onun incisidir. Hem öyle bir inci ki gerçek inciler ve mücevherler onun yanında taş kırığı, çömlek parçasıdır...
27.03.2003
|