|
ABD’nin ayakları yere basarken...
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ani ziyaretiyle Türk–Amerikan ilişkilerinde yaşanan sıkıntıların giderilmesi için olumlu adımlar atılmış bulunuyor. Uzman yorumcular, “tamirat süreci” başladı diyorlar. Demek ki ilişkilerde tamir edilmesi gereken arızalar bulunuyor.
Şimdi halkımızın kafasında bir yığın soru var:
Türk–Amerikan ilişkileri neden böyle bir sürece girdi? Türkiye ile ABD gerçekten “stratejik ortak” mı? Tek taraflı stratejik ortaklık olur mu? Bu tamirat sürecinin başlamasında İsrail’in, Türk–Amerikan ilişkilerinin bozulmasında duyduğu rahatsızlığın rolü var mı?
Türk halkı ister istemez “Irak’ta bölüşülecek ganimet büyük olunca, Türkiye’nin dışlanması kaçınılmaz oluyor.” diye düşünüyor. Kabul etmeliyiz ki ABD’nin bölgemizdeki menfaatleri, bizim menfaatlerimizle çatıştığı her durumda Türkiye ikinci plana itiliveriyor. Acaba Amerika, Irak’a yönelik savaş başladığında Türkiye’nin gücendirilmeden ve güçlenmeden oyalanması gerektiğini mi hesaplıyor? Bu Batı’nın, yani Avrupa ve ABD’nin Türkiye ile ilgili değişmez politikası mıdır? Değilse, Avrupa Birliği’nin; “Kuzey Irak’a girerseniz AB’ye giremezsiniz” ültimatomunu başka türlü izah etmem mümkün müdür?
Powell ve Gül’ün ortak basın toplantısındaki açıklamalarından anlaşıldı ki, ABD kuzeyden bir cephe açma konusunda Türkiye’den yeni taleplerle bulunmayacak. Yani ülkemizde yabancı asker bulundurma konusunda Meclis’e bir yeni tezkere gelmesi söz konusu değil. Zaten televizyonlardaki sivil katliamının görüntülerinden sonra böyle bir tezkerenin Meclis’ten geçmesi imkansız hale gelmişti.
İlişkilerin tamiratı için bulunan yol şimdi şu oldu: Türkiye K.Irak’a girmeyecek. Göç, PKK terörü, Talabani ve Barzani birliklerinin Musul ve Kerkük’e girmemesi konularında ABD tarafı sağlam güvenceler verecek. Yakıt tedariki, gıda ve insani yardım konularında da Türkiye ABD’nin isteklerini yerine getirecek.
Gül’ün ifadesiyle Powell’ın ziyareti, ilişkilerin düzeltilmesi açısından tam zamanında yapılmış bir ziyaret.
İlişkiler yeniden eski düzeyine çıkabilir mi? Bu çok kolay değil. Çünkü her iki tarafın da karşılıklı hataları oldu. ABD’nin kamp yapmaya gelmediğini biliyorduk. Madem 2. tezkereyi çıkarmayacaktık, Meclis 1. tezkereye neden evet dedi?
İkinci yanlışlığımız (yani hükümetin yanlışlığı), kamuoyunu yeterince bilgilendiremedik. Bu da sanki ABD ile para pazarlığı yapılıyor, zikzak çiziliyor gibi bir görüntü verdi. Tam bu sırada ABD basınının yönlendirmeleri de devreye girince mesele özünden saptı, saptırıldı.
ABD’nin de iki önemli yanlışı oldu. Birincisi, belki kendilerine çok güvenden, belki de bizi çok küçümsediklerinden “her şeyi isteyip bir şey vermeme” uyanıklığında ısrarcı oldular.
İkinci yanlışları da; iki aşireti, 50 yıllık Türk dostluğuna tercih ettiler. Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek bunu çok net ifade etti. Bu öylesine büyük bir yanlış ki, bırakınız stratejik ortaklığı, böylesine bir güven sarsıcı tercih, her türlü ittifak anlayışını temelinden dinamitlemeye yeter...
Türk–Amerikan ilişkilerinin tamir edilmesi, evet her iki ülke için de doğru olanı yapmaktır. Ancak siyasette olanları, olmamış gibi farz ederek çözüm bulmak da kolay değil.
ABD, Türkiye’nin güvenini yeniden kazanmak için her şeyden önce fütursuzca davranışlardan ve tepeden bakma üslubundan vazgeçmelidir. Washington kendi hesap hatalarının faturasını Ankara’ya ödetmeye ise hiç kalkmamalıdır.
Savaş uzadıkça ABD’nin ayaklarının yere basacağını ve Türkiye’nin dostluğunun ve bölgedeki öneminin daha iyi anlaşılacağını göreceğiz.
03.04.2003
|