İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
03.04.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


İSKENDER PALA i.pala@zaman.com.tr
 

[TAVAN ARASI] Acılar kum olup esende

Ne zaman Hz. Hüseyin ve Kerbela söz konusu olsa Kazım Paşa’nın o ünlü mersiyesi hatırıma gelir ve özellikle şu bend dilime dolanıp kalır:


Yârân olup serâpâ mest–i mey–i şehâdet

Meydanda kaldı tenhâ ol mihr–i evc–i hâcet

Bu hâl olup adûya sermâye–i cesâret

Etrafın aldı birden ol kavm–i pür–dalâlet

Yetmiş iki yerinden mecrûh olup nihayet

Bundan ziyade harbe Hak vermeyip icâzet

Düştü Hüseyn atından sahrâ–yı Kerbelâ’ya

Cibrîl var haber ver sultân–ı enbiyâya

Fırat’ın yanı başında... Suyun akış sesini duyup dururken... Kuşatılmışlık içinde susuzluk çeken mazlum bir kafile... Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin ve yakınları... Kadınlar, kızanlar, çocuklar... Bir şiddet günü ki asırlardır yürek kanatır. Kazım Paşa yukarıdaki dizelerinde bu oyunun son sahnesini tasvir ediyor:

“Bütün dostları birer birer şehitlik şerbetiyle kendinden geçmişlerdi. Hacet göğünün güneşi (Hz. Hüseyin) savaş meydanında tek başına mücadele etmedeydi. Hasımları onun bu yalnızlığından cesaret alarak birden etrafına üşüşüp kılıç üşürmeye başladılar. Tam yetmiş iki yerinden yaralanmış, gücü kesilmişti. Allah, daha fazla vuruşmaya müsaade etmedi (ve sevgili kulunu çekti yanına)...

Cebrail!.. Var nebiler sultanına tez haber ulaştır ki Hüseyin, atından düştü, bedeni Kerbela toprağına bulandı...”

Yıllardan 680 idi, aylardan muharrem... Güneş, o gün bağrını yaka yaka karardı. Aylar ve yıllar geçtikçe daha çok yaktı bağırları Hz. Hüseyin’in aşkı. Ve onun kan damlalarıyla sulanan topraklarda insanlar mekan tutmaya başladılar. Çöller hayat buldu, Hüseyin aşkıyla yeşillendi, imar oldu. Çöl ile birlikte gönüllerdeki sevgi de çoğaldı ve Kerbela önce bir kasaba, sonra Hüseyin sevgisiyle ruh ve kültür oldu. O aşk ki Kerbela’nın taşına, tuğlasına şekil verdi, kubbesine yapısına estetik oldu. Meşhedü’l–Hüseyn’in münhanilerine Kanuni Süleyman’ın gür sesi yansıdı, Mimar Sinan ustanın çizgileri ve Matrakçı Nasuh’un da bakışı... Camisini Sultan III. Murat’ın valisi Ali Paşa yaptırdı, türbesini Necip Paşa eliyle Sultan Abdülmecid onarttı. “Kutlu sona erenlerin bahçesi” adıyla kitabını Fuzulî yazdı, ağıtını Kazım Paşa.... Gözyaşını kullar döktü ve kumlar kuruttu... Çarşılarında paraları, bahçelerinde çiçekleri, yollarında izleri ve bilgeler katında medeniyeti hep Türk kimliğiyle yaşadı.

Şimdi yıllardan 2003 ve aylardan yine muharrem... Kerbela’ya düşen bombalar Türk kimliğini yağmalıyor... Hüseyin’in aşkını kurşunluyor. Hille’de Fuzuli’nin torunları topluca katlediliyor... Şehriyar’ın ruhu şad olsun, hani diyordu ya:

Behiştimiz cehennem olmağdadır

Zilhiccemiz meherrem olmağdadır

Bır kıtap okudum

Müfîd ü Muhtasar, “öz ve yararlı” demek. Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi, mistik düşünce ve sufiyane hayata dair anlattığı öz ve yararlı bilgilerle dolu mesnevisine bu adı vermiş. Dinî tasavvufî altyapı üzerinde gelişen Osmanlı medeniyetinin satır aralarında gezinen bu mesnevi, okuyucuyu insan–ı kâmilin peşinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bir Bayramî–Melamî şeyhi olan İbrahim Efendi hakkında geniş bir biyografik araştırmanın da yer aldığı kitap önemli bir boşluğu doldurmakta üstelik. Keşke orijinal metnin günümüz okuyucusuna yönelik çevirisi de verilmiş olsaydı.

Berceste

Ab–ı ruy–ı Habib–i Ekrem için

Kerbela’da revan olan dem için

Bakma ya Rab bizim günahımıza

Nazar et, can u dilden âhımıza

Murad Hüdavendigar

Taalâ!... Sevgililer sevgilisinin yüzü suyu adına...

Kerbela’da akan kanlar adına...

Taalâ!... Bakma sen günahlarımıza...

Belki candan ve gönülden ettiğimiz âhlara göre değerlendir bizi.

Tarıhın Dıpnotlari:

Bağdat’ın en akıllı delisi Behlül bir gün açlığa tahammül edemeyecek hale gelmişti. Karnını doyurmak istiyordu. Manifaturacılar çarşısından geçerken kapısında oyuk açılmış bir dükkanın önünde bir kalabalık gördü. Onlara “Bunu kimin yaptığını biliyor musunuz?” diye sordu. Onlar “Hayır” deyince de “Ben biliyorum ama!” dedi. Kalabalıktan bazıları “Bu deli biri. Geceleri sokaklarda dolaşır. Ola ki hırsızları görmüştür. Ona iyi muamele edersek belki bize kim olduklarını haber verir” diye, “Söyle haydi, kim!?” dediler. Behlül, “Ben açım” dedi. Önüne güzel yemekler ve tatlılar koydular. Doyunca ayağa kalktı ve kapıya gelerek deliğe uzun uzun baktı. Herkes merak ile bekliyordu. Başını çevirip cevabını verdi:

– Bu iş hırsızların işi...

(Latifeler Kitabı’ndan)


03.04.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (27.03.2003) - [TAVAN ARASI] Elçilik mührünün yüzük kaşı

> (20.03.2003) - [TAVAN ARASI] Konan göçer ya!..

> (13.03.2003) - [TAVAN ARASI] Türkiye gündemini işgal eden bir kelime: Tezkere

> (06.03.2003) - [TAVAN ARASI] Bağdat... Bağdat...

> (20.02.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...

> (13.02.2003) - Bağdat... Bağdat...

> (06.02.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...

> (30.01.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...

> (23.01.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...

> (16.01.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR  



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.