|
Milli Görüş, terörizm, hukuk
Günlerdir Milli Görüş üzerine koparılan fırtınayı acı bir tebessümle izliyorum. Acı bir tebessüm diyorum; çünkü hadisenin o kadar çok ironik yönü var ki. Türkiye’nin etrafı alev alev yanıyor. Türkiye her geçen gün yalnızlaşıyor, kendi ayakları üzerinde sağlam duramıyor, yanı başında meydana gelecek olaylar sonunda bölünme sürecine girme kâbusuyla yaşıyor... Ne önemi olabilir bunların!
Bazıları için ülke içinde polemik olacak her şey, siyasi iktidarı sarsacak her olay, başlı başına yeni bir cephedir ve oradan geriye dönüş yoktur. Ülke içindeki psikolojik harp, Irak harbinden de önemlidir bu insanlar için. Soğuk savaş döneminin külleri üzerine yakalanan 28 Şubat rüzgarı hâlâ bazılarına ilham kaynağı.
Kimilerine göre Almanya ile Türkiye arasında imzalanan terör ve organize suç örgütleri anlaşmasının gerekçesinde Milli Görüş’ün de zikredilmesi bir bürokrat hatası. Konuya bu noktadan yaklaşanlar AKP’nin arkadan hançerlendiğini düşünüyor. O yüzden iktidar ile Dışişleri bürokratları arasında gerginlik yaşanıyor. Diğer bir görüş, ortada herhangi bir hata olmadığını Milli Görüş ile ilgili gerekçede geçen ifadelerin devletin görüşü olduğunu savunuyor.
Her iki durumda da konu izah edilebilir değil. Bir grubun ‘terörist’ yaftası yemesi bu kadar kolay olmamalı. Devletin bazı birimleri hadiseleri ve kişileri aşırı bir kuşkuyla mercek altına alabilir; hatta bunu bazı kayıtlara da geçirebilir. Fakat bunlar, hukuki dayanaklara oturmuyorsa o kişiler hakkında mutlak bir hüküm verilemez. Devletin bir zamanlar tutanaklara geçirdiği kayıtlara bakarak insanlar hakkında kesin hüküm verilebilseydi bugün ne siyasetçi kalırdı sahnede ne gazeteci. Türkiye’nin olağanüstü hallerden geçtiği dönemleri gençlik ateşiyle yaşayanlar arasında yolu adliye ve emniyete uğramayan insan var mıdır bu ülkede?
Terör büyük bir insanlık suçu! Dolayısıyla bir kişi, ya da bir grup için bundan daha ağır bir suçlama olamaz. ‘Devletin kayıtlarında böyle geçiyor’ demek yeterli bir mazeret değil. Ne çabuk unuttuk bir grup gazetecinin savcılık ifadelerinde adı geçiyor diyerek adeta linç edilmelerini. Sonradan anlaşıldı ki o gazetecilerin ismi bile geçmiyor tutanaklarda. Ne var ki o günlerde şubat rüzgarları sert esiyor ve gazete patronları telefonun ucundaki muktedir sese ‘hayır’ diyemiyordu.
En temel soru şu olmalı: Madem Milli Görüş hakkında böyle bir suçlama var, nerede bunun belgesi? Madem terörist oldukları düşünülüyor nerede bombalar, nerede silahlar, nerede kanlı eylemler?..
Bir kısım duyumlar, şüpheler yeterli bir gerekçe değil.
Asla unutmam bir lise hatıramı. 12 Eylül öncesi bazı arkadaşlara ‘Maskeli Beşler’ diye isim takmış, epey gülmüştük. O dönemin meşhur bir filmiydi Maskeli Beşler. Yakıştırmayı ilk defa kimin yaptığını hatırlamıyorum ama sürekli beraber gezen beş arkadaşa bir hayli takılma fırsatı bulmuştuk. Bir zaman sonra ihtilal oldu. Korku kol geziyordu sokaklarda; tabii bir de jurnalciler. Bir şakanın nasıl bir felakete dönüştüğüne koca bir şehir tanık oldu. Günlerce işkence gören bir grup gence soruldu: ‘Maskeli Beşler hangi eylemleri yaptı?’ Sanırım hâlâ mahkeme tutanaklarında vardır böyle bir örgüt...
Terörizm korkunç bir suçtur; öyle birkaç ‘işgüzar bürokrat’ ya da istihbaratçının kuşkularına bina edilemeyecek kadar da ciddi ve hukuki boyutu vardır. Fakat bu ülkede terörün ciddi bir tanımı hâlâ yapılmış değil. Hatta fikir özgürlüğü ile terör arasındaki sınır bile belli değildir. Bir meydanda halka yapılan bir seçim konuşması bile ‘terör kapsamı’nda değerlendirilebiliyor. Hele bir adamın telefonu dinleniyorsa ve dinlenen konuşmalar uç uca ekleniyor bir suç delili haline getiriliyorsa vay bu insanların haline. Çünkü en masum cümleler bile ‘örgüt ilişkilerini açığa çıkaran kanıtlar’ arasına girebilir.
Neyse, hükümet, TBMM Başkanlığı’na gönderilen tasarının gerekçesinde zikredilen ‘Milli Görüş’ ifadesini dün metinden çıkardı. Böylece Milli Görüş alnına ‘terörist’ yaftası yemekten son anda kurtuldu. İktidarda AKP değil de bir başka parti olsaydı sonuç tam tersi de olabilirdi. ‘Terörist’ sayılmak bu kadar kolay olmamalı.
10.04.2003
|