| |
Teşvikçiyiz hepimiz!..
İngiltere maçı geride kaldı; ama tartışması hâlâ bitmedi. Bir de ligimizdeki mevsim hastalığı yine nüksetti. Ta 1987'lere kadar giden habercilik! heyecanımız teşvik primini yeniden gündeme getirdi. Ha unutuyordum bir de Fenerbahçemizin içinde bulunduğu durum.
Yanlış anlamayın, eğer bu Sarı–Lacivert renkler olmasa bab–ı alide bir çok isim işsiz, aşsız ve ekmeksiz kalır. Birçok ünlü isim! de unutulur gider.
Efendim şimdi, yukarıda birer cümleyle sıraladıklarımı birazcık açayım. Aslında ülke gündemini İngiltere maçı hiç alakadar etmedi. Gülen gazeteci ve ekürisi İngiltere'nin Türkiye'ye rakip bile olamayacağını iddia etmiş. Etmiş diyorum biz takımla birlikteydik. Bir grup ise, Haluk Ulusoy'un paylaşımcı ve kadirşinas tavrını! kaleme alıp, İngiltere maçına götürülen 93 kişiyi diline doladı. Ki bu 'Kanat'lı sülalesi milletin parasının peşkeş çekildiğini üstüne basa basa, altını çize çize her zaman dile getirir. Bankayı çarpan, milletin cebini, devletin kasasını hortumlayan patronlarının kirli çamaşırlarını da cesurca! yazarlarken Ulusoy'u es geçmeleri beklenemezdi. Çünkü bu durum İngiltere maçından daha önemliydi. Takımla birlikte olanların serencamesini ise bizi takip edenlere daha önce aktarmıştım. Çekilen hatıra fotografı ve yapılan mükemmel röportajları yani. İngiltere'ye yenildik, zaten bu iş Şenol Güneş'le olmazdı. Dünya üçüncülüğü de zaten hiçbir Avrupalı ile oynamadan alınan bir sonuçtu. İngiltere maçını, kamp için İngiltere'nin tercih edilmesindeki yanlışlığı, oynatılmayan Hakan Şükür'ü, oynayamayan İlhan, Okan, Emre, Nihat'ı masaya yatıracak değilim, çünkü bu yiğitler medya tarafından maça hazırlanmadılar ki, maç sonrasının hesabını soralım.
Efendim teşvik primi dalgalanması aldı başını gidiyor. Yönetici olduğunu iddia edenlerin söylemlerini burada tekrar dile getirmek istemiyorum. Taa 1987'deki Malatya–Beşiktaş maçına kadar işler gidiyorsa söylenecek fazla söz bulamıyorum. Bu hastalığımız her sezonun son 5–6 haftasında gündeme getirildiği için samimi de bulmuyorum. Fakat Beşiktaş yönetiminin 3 cephede final ve kupa deyip elde kala kala Türkiye Ligi kalınca, onun da kalan 9 maçın zorluğunu göz önüne alıp kaybetme ihtimalinin daha fazla olduğu görmeleri yüzünden cazgırlık yaptıkları kanaatindeyim. Ne Denizlispor çalıştırıcısı Rıza Çalımbay'ın Galatasaray galibiyeti sonrasında yaptıklarının bir mahsuru var, ne de Denizlispor'un Beşiktaş'a yenilmesinde bir anormallik var. Fakat, iki sakatlık sonrasında Beşiktaş yönetiminin, teşvik primi söylemleri biraz tuhaf geliyor. Denizli Başkanı Mustafa Baysal'ın bir sorusuna ise Beşiktaş'tan cevap gelmedi. Galatasaray'ı yenmeleri için Denizlispor'a Beşiktaş yönetimi ne kadar teşvik gönderdi acaba? Bir de 'bize aslan kesiliyorlar' aymazlığı. Rakibine tükürüp suratını dağıtan Nouma'yı, Adanalı İbrahim'in ayak bileğine kırmacasına basan Pancu'yu, El–Saka'ya tekme atan Zago'yu, Murat'ı biçen Ronaldo'yu, Göztepe maçında rakibiyle karakucağa tutuşan ve markajındaki Pancu serbest kaldığı için gol yiyen Göztepe'yi unutan Beşiktaş, İbrahim'den özür dilemek isteyen Ali Tandoğan'ı uçaktan indirtmiş. Oh ne güzel, seneye Denizlispor seyircisi hem yönetimden hem de İbrahim'den özür dileyecek demek ki.
Ve her günün flaşı Fenerbahçe. Aziz Yıldırım, Otto Bariç ile başladığı teknik adam furyasına Tamer Güney'le devam ediyor. Sezon bitmeden kaliteli! bir yabancı gelecekmiş. Bariç–Güney arasında 7 isim eskitildi. Bununla kalmayan Yıldırım, Fenerbahçe'nin değerlerini de bitirdi. Rıdvan Dilmen, Turan Sofuoğlu, Oğuz Çetin gibi değerler teknik adamlık kariyerlerinin daha ilk basamağında Fenerbahçe defterlerini kapattılar. Fenerbahçe nereye koşuyor diye sorup, reçeteler sunacak değilim. Çünkü bu işi yapan yeterince uzman var zaten. Fakat, Aziz Yıldırım'ın sağlığına mal olan bu koltuk sevdasının perde arkasını da merak etmiyor değilim doğrusu.
10.04.2003
|