İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
10.04.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


İSKENDER PALA i.pala@zaman.com.tr
 

[TAVAN ARASI] Bağdat; sembol şehir

Bağdat’ı “Barış kenti” adıyla kuran (762–?) Halife Mansur oranın neredeyse yarım asırda bir savaşlara maruz kalacağını kestiremezdi. Kurduğu bu kentin bu kadar güzel olacağını ve bir sevgili gibi herkesin onu isteyeceğini de bilemezdi. Çünki kendisi cimri bir adamdı ve Bağdat, onun hayallerinin ötesinde bir gelişmeye hazırlanıyordu. Bu gelişmenin önünü açan ise daha sonraları, Harun Reşid olacaktı.


Harun Reşid geleceği şekillendirmek isteyen bir halifeydi ve kendisi gibi düşünen bir veziri olduğu için de çok şanslıydı: Cafer Bermekî. İkisi Abbasi devletinin gücünü her yana yaymak istiyorlardı. Bunun için bilim, sanat ve estetik alanda ilerleme gerektiğinin de bilincindeydiler. Önce Bağdat’a bilginleri davet ettiler. Orada her alim istediği gibi özgürce bilim üretebilir, istediği laboratuvarları hazır bulur, kütüphanelerinden de istediği kitapları elde ederdi. Sonra sanatçılar akın akın geldi şehre. Çok geçmeden Bağdat sokaklarında irfan ve marifet satılmaya başlandı, kabanın yerini zarif, özensizin yerini rafine olan almaya başladı. Estetik bakış açıları zihinlere ve gönüllere yansıyınca Bağdat birdenbire Mansur’un hayalleri dışında bir kent oluverdi. Artık Dicle kıyılarında şairler söyleşiyor, sarayların bahçelerinde nedimeler musikî icra ediyor, nakkaşların çekiç darbeleri ahenk oluyordu.

Harun Reşid’in attığı bu bilimsel ve kültürel temeller üzerinde yüz yıl içinde kentte öylesine sağlam bir yapı yükseldi ki, Bağdatlı bilim adamları bütün Grek ilmine sahip ve hakim, birinci sınıf bilginler oldular. Müspet bilimlerde öyle zekalar parlamaya başladı ki çoktan aştıkları Grek hocalar artık onların çömezleri bile olamazlardı. Sabırlı ve eleştirel araştırmaları sayesinde İslam bilimi Hıristiyan Batı’ya birkaç yüzyıl fark attı ve bilim Bağdat’ta yeniden harmanlanmaya başladı. Amerika henüz yokken ve Avrupa da ortaçağ karanlığında vahşi bir hayat yaşarken Bağdat medeniyet demekti. Nitekim daha sonra Rönesans ve Reform hareketlerinde Bağdat kaynaklı bilim ve düşüncenin çok büyük etkisi olacaktır.

Harun Reşid devrinde Bağdat uçan halıların masallar kentine dönüşmeye başladığında, halkın düşünce ve anlayışında da bir yükselme görülmüştü. Şehrin nüfusu iki milyona yaklaşmıştı. Her ırktan, her dinden, her kültürden insandı bunlar ve Medinetü’s–selam (barış kenti) olan Bağdat’ı yaşıyorlar ve yaşatıyorlardı. Bu, iki milyon insanın eliyle ve kafasıyla Bağdat’ı örnek bir şehir olarak dünya mirasına sunmak demekti. Yirmi beş yılda yirmi beş misli büyüyen bu şehir aynı zamanda yirmi beş bin yıllık bir mirasın da üstünde temellendirilmiş, eski toplumların yurtları üzerinde İslam sancağını öylece açmıştı.

İşte bu yüzden Bağdat, Bush ve onun akıl hocaları için İslam’ın bir zafer sembolüdür ve harap edilmesi gerekir.

İki çeşmeli bir kapı

Servet, atalet ve durağanlık getirir diyenler yalan söylemiştir. Servet, ruha cila verir ve cilalı ruhlarda atalet (pas, kir, toz) kalmaz. Zengin, Allah’ı unutur diyenler de yalancıdır. Bilakis insan zenginliğine her an şükrederse, sadakasını ve zekatını verirse kulluk etmiş olur. Üstelik zenginlik ilimle, sanatla, estetikle buluşunca hayat anlam kazanır. İşte size örnek; Şifa b. Hanzale anlatıyor:

Harun Reşid zamanında Bağdat’ın en zengin kumaş tüccarlarından İshak b. Murgab’ın kaşanesine gittim. Kapının iki yanında, sokağa bakan iki mermer çeşme vardı. Lüleleri gül ağacı kütüğünden yapılmıştı. Birinin üzerinde şu şiir yazılıydı:

“Bir zaman gelecek biz dünyada bulunmayacağız. Fakat bu dünya bütün nimetleri ile yine var olacaktır. Ey bağrı yanık yolcu! Kurnayı açıp şu hurma şarabından (şıra) iç. Sonra da mahmurlaşan gözlerinle şu kaşaneye bak. Eğer biliyorsan gel bana söyle; bizden bu dünyada kalacak olan nam ve nişan nedir?”

Öteki çeşmeden bal şerbeti sebil edilmişti ve üzerinde şu şiir yer alıyordu:

“Ömür bir nefesten ibarettir. Ömrünün yılları sayısız da olsa tutarı tek bir saatten farksızdır. Gel şu bal şerbetinden iç ve Allah’a şükret ki şu anda hayattasın.”

İbn Murgab’ın kaşanesinin adı “Kavs (Yay)” idi. Cephesi hilal şeklinde olduğu için böyle ad konulmuştu. Bahçesinde tarh tarh çiçekler yetiştirilirdi. Geceleri de görünsün diye çiçeklerin arasına gümüş şamdanlar konulmuş, ağaçlara gümüş kandiller asılmıştı. İbn Murgab her sene malının zekatı olarak iki milyon dinar dağıtırdı (O yıllarda bir dinar, bir ailenin bir haftalık geçimine bedeldi). Çocuğu olmamıştı. Sungur adında harikulade güzel bir Türk çocuğunu kölelikten azad edip evlatlık ve varis edinmişti. Benim gördüğüm zaman Sungur on beş yaşlarındaydı. Tahsil ve terbiyesiyle meşgul yirmi kadar hocası vardı. Zeka ve gayreti ile babalığını memnun eden delikanlı askerliğe karşı büyük bir heves besliyordu. Türk kanı taşıdığı için bilhassa ata karşı çok düşkündü. İshak, Harun Reşid’den izin almış, Sungur’un yaşıtı kırk azadlı köleden bir süvari kıtası teşkil etmişti. Özenle seçilmiş bu yiğit delikanlıların hepsi Türk idi. Bindikleri atlar siyah, esvapları süt mavisi idi ve başlarına siyah serpuş sararlardı. Bağdat halkı, Harun Reşid’in cuma alaylarında bu bölüğün yalın kılıç merasime katılmasını zevk ve sürur ile seyrederlerdi.

[Tarıhın dıpnotlari] Bir günlük cömertlik

Harun Reşid bir gün, Yahya b. Halit, Katip Halid, İshak b. Brahim el–Mavsılî ve Ebu Nuvas ile birlikte hepsi halk kıyafeti giymiş oldukları halde tebdil üzre Bağdat sokaklarına çıktılar. Halka karışmak için Dicle üzerinde yabancı bir kayıkçının kayığına bindiler. Kayığa altıncı yolcu olarak halktan birisi de bindi. Ancak Harun bu adamdan kısa sürede sıkıldı ve onu kayıktan çıkartmaya niyetlendi. Ebu Nuvas “Bu işi bana bırakınız efendim, ona hiçbir kötülük yapmadan kayıktan çıkartırım.” Dedi. Ebu Nüvas biraz sonra ortaya bir laf attı:

–Bir gün boyunca bütün yiyecekleriniz benden!

Harun Reşid bu söze germiyet vermek için ardını getirdi:

–Bir gün boyunca içeceklerinizi de ben tekeffül ediyorum.

Sonra sırasıyla Yahya:

–Bir gün boyunca kokularınıza ben kefilim, dedi.

Halit de,

–Bir gün boyunca çerezlerinizi ben karşılayacağım ne kadar yerseniz yeyin, dedi.

Sıra İshak’taydı:

–Bir gün boyunca ben de sizi zengin edeyim, malımdan ne isterseniz vereyim, dedi.

Ebu Nuvas bu sefer adama döndü ve “Sen bize ne yapacaksın, neyi üstleniyorsun?” diye sordu. Adamın bu masraftan kaçınıp gitmesini bekleyenler şaşırtıcı bir cevapla karşılaştılar:

–Bir gün boyunca sizden ayrılmamak da benden olsun.

(Latifeler Kitabı’ndan)


10.04.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (03.04.2003) - [TAVAN ARASI] Acılar kum olup esende

> (27.03.2003) - [TAVAN ARASI] Elçilik mührünün yüzük kaşı

> (20.03.2003) - [TAVAN ARASI] Konan göçer ya!..

> (13.03.2003) - [TAVAN ARASI] Türkiye gündemini işgal eden bir kelime: Tezkere

> (06.03.2003) - [TAVAN ARASI] Bağdat... Bağdat...

> (20.02.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...

> (13.02.2003) - Bağdat... Bağdat...

> (06.02.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...

> (30.01.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...

> (23.01.2003) - TAVAN ARASI - Bağdat... Bağdat...




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR  


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.