|
Seven Hill’in 25 yaşındaki patronu
“Öldüm, bittim” edebiyatı çare değil. Son beş yılda iki kriz, bir savaş atmosferinden geçmiş bir ülkenin insanı için, “dahası” önemli. Seven Hill markasını pek çoğumuz, yabancı bir marka olarak algılıyor. Şirketin başında 25 yaşında bir genç var: Hüseyin Özbek. Ablası ve kumaşçılıkla uğraşan babasının desteği ile uluslararası bir markanın doğuşunu hazırlıyorlar.
1998 yılında Seven olarak kurulan Seven Hill, “yedi” anlamı yerine, sevgi kökenli “seven” olarak algılanınca, yanına bir kelime ekleme ihtiyacı hissediyor. Seven Point yapıyorlar. Gerek “point” benzeri markalarla karışması, gerekse, patent konusunda zorluk çıkınca yeni arayışa geçiyorlar. Hill eki ondan sonra geliyor. “Yedi Tepe” anlamındaki Seven Hill’in gerek logosu, tasarımları yeni bir trend oluşturmuş durumda.
Beyaz Show’un sponsorluğu ile birlikte, ciddi atakları var. kendilerinin açtığı 9 mağaza dışında, 7-8 tane de franchising vermiş durumdalar. Ayrıca da 400’e yakın bayiye mal veriyorlar. Almanya - Stuttgart’ta ve Rusya- Moskova’da birer yurtdışı temsilciliği ile, yüzde 30 üretim kapasitelerini ihracata yönlendiriyorlar.
Kumaşçılıktan giyim markasına geçmek ve bu konuda iddialı bir konuma gelme yolunda, Türkiye’nin krizinde çıkış yapan bir şirketin karşılaşacağı pek çok bahane olacaktır. Hüseyin Özbek, “Eskiden anlatıyorlardı, şöyle yapardık, böyle kazanırdık. Ben şimdi hayretle dinliyorum. Biz 1998’de bu işe girdik. Yani tam kriz öncesi. Biz ibrenin, okun aşağıya düştüğü anda sektöre girdik. Allah’a şükür, krize girdik falan demiyoruz; ama deprem ve ekonomik kriz gibi iki önemli dönemi atlatarak büyümeye devam ediyoruz. Eski Sultanhamam tüccarlarını da dinleseniz, şunu diyeceklerdir: Abi nerde eski kazançlar?.. 1992-93’lerdeki işlerin yüzde 10’u yok bugün.” diyor.
Buna rağmen, ümidini kaybetmeden SARS virüsüyle ortaya çıkan fırsata dikkati çekiyor: “Bir de bizim önümüze fırsatlar çıkar, ama biz onu heba ederiz. Laleli’yi öyle yaptık. Mesela şu anda SARS virüsü çıktı. Bütün dünya gözlerini Çin’den Türkiye’ye çevirdi. Türkiye bu fırsatı nasıl değerlendirecek? Markaya ihtiyacımız var. Bugün dünyanın en iyi markalarına gidin, etiketine baktığınızda Made in China yazıyor. Bazı konuları aşmak lazım. Bugün dünyanın her yerinde, bir Türk markası yazmak da, satmak da mümkün, ama bunlar temelden başlar. Kapınızdan, girişinizden, şoförünüzden, tasarımınızdan, reklamınızdan başlar. Bunların hepsi birer halka. Bir tanesi kırık olunca anlamı yok.”
Levi’s’ın 150. yılını kutladığını hatırlatan Özbek, kendi yaşını ve şirketin kuruluş yılını belirterek, önlerinde geniş bir alanın ve uzun bir yolun olduğunu belirtiyor.
Geçmişe değil, ileriye bakmak hedefe ulaştırır.
İşadamlarının canını ne sıkıyor?
Dün bir arkadaşımla görüştüm. Uzun zamandır gitmediği Gaziantep’ten yeni gelmiş. Çok etkilenmiş. Sadece insanlarından mı? Hayır. Yaptıkları işlerden özellikle. Önceki gün, ben de Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Atilla Güner’le 5-10 dakika birlikte bir yolculuk yaptım.
Savaşı en çok hisseden şehirlerden olan Gaziantep’teki işadamlarının moraline hayranım. Güner de öyle. Aynı gün, bir gazetenin Abdülkadir Konukoğlu, hakkında ileri geri yorum yapmasına müthiş canı sıkılmıştı. Savaş bile onu bu kadar üzmemişti.
Olay şu: Gaziantepli sanayiciler bir araya gelerek bir sektörel dış ticaret şirketi kuruyor. Benzerleri her şehirde, her sektörde var neredeyse. 80 ortaklı bir şirket. İhracat yapıyor ve usulle ilgili bir dava açılıyor. Davanın mahkeme süreci devam ederken, “Vergi Barışı” affı (!) çıkıyor. Dava da bu kapsama girerek, muhtemel ceza affa uğruyor.
Davanın söz konusu olduğu miktar 200 milyar liralık bir vergi iadesi hakkı veriyor. Yani ihracatın hayalî olduğu kabul edilirse, sektörel dış ticaret şirketine 200 milyar lira ödenecek. Ve bu 200 milyar lira 80 ortak arasında paylaştırılacak. Yani Konukoğlu’nun kasasına burdan 3-4 milyar lira girmesi söz konusu olacak...
İşte Antepliyi kızdıran bu. Sanko Grubu, bu yıl toplam 171 trilyon vergi ödemiş durumda. Sadece KDV ödemeleri 50 trilyon lirayı geçiyor. Abdülkadir Konukoğlu ile de konuştum. “Bilgilenme hatası” diyor. “Moralimi kimse bozamaz.” diye de devam ediyor. Antep’in ağası, ipliğin kralı Abdülkadir Konukoğlu’nun şimdiki hedefi “Petkim’in özelleştirilmesi”. Herkesin gözü önünde yapılacak özelleştirmede, “kim daha iyi fiyat verirse, tesisler onun olacak”. “Eğer başkasına nasip olursa, hayırlı olsun der, yeni projelerimize bakarız.” diyor. “Bizde proje çoook...” sözünü de eklemeyi ihmal etmiyor.
17.04.2003
|