|
Perakendecilerin gözü Unakıtan’da
Başta ABD olmak üzere Efficent Consumer Risponse (ECR) adlı bir sivil oluşum var. Bu oluşumun benzeri Türkiye’de Tüketiciye Etkin Yaklaşım Derneği olarak üç yıl önce kurulmuştu. ECR’nin öncelikli hedefleri:
1) Tüketici taleplerinin daha iyi anlaşılması ve karşılanması.
2) Perakende tedarik zincirinde değer katmayan maliyetlerin elimine edilmesi /azaltılması.
3) Ortak endüstri standartlarının tanımlanarak yaygınlaştırılması.
Ancak derneğin kurulmasıyla birlikte, “büyük mağazaların kurulmasının izne bağlanması” konusundaki kanun tasarısı gündeme gelince, dernek hedef ve misyonu içinde önceliği olmayan bir konuyla ilgilenmek durumunda kaldı. “Hipermarketlerin şehir dışına taşınmasıyla ilgili yasal düzenlemeler” konusu..
TÜSİAD’ın bu tasarıya yönelik bir raporu vardı. Raporda, benzeri uygulamanın 1988 yılında İngiltere’de uygulamaya konulduğu ancak, şehir dışındaki marketlerin tüketicilere yüzde 20 maliyet getirmesi sonucu uygulamadan vazgeçildiği üzerinde de duruluyor.
ECR yöneticilerinin önümüzdeki hafta, bir Ankara ziyaretleri olacaktı. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile görüşmeyi planlayan market ve büyük üreticilerin temsilcilerinden oluşan heyet, tanışma ve görüş alışverişinde bulunacaktı. Unakıtan’ın yurtdışı programı nedeniyle, randevu ileri bir tarihe ertelendi.
Muhtemelen görüşme esnasında, marketlerin şehir dışına taşınması meselesi de gündeme gelecekti. Görüşülecek konuların başında ise, kayıtdışının engellenmesi olduğu söyleniyor. Yani mahalle pazarlarındaki kayıtdışılığın önlenmesine yönelik, yeni müeyyidelerin konulması meselesi.
Çoğu kişi, marketlerin şehir dışına taşınması meselesinin rafa kaldırıldığını düşünüyordu ama, değilmiş demek.
Lipton hangi gruba ait?
Bazı yöneticiler hiç ortalıkta görünmez. “Low profile” deniliyor buna... Şirket veya yöneticinin medyatik olmaktan kaçınması ya da öyle bir strateji izlenmesi için kullanılıyor bu tanım. Buna göre, Lipton çok medyatik bir marka ama, yöneticileri ve grubu arka planda kalmayı tercih ediyor. Vehbi Koç böyle bir strateji izledi yıllarca. Ülker’in markaları önde olmasına karşılık, yöneticileri de bu tavrı sergiliyorlar.
Olumlu olumsuz yanları var haliyle...
Recep Tayip Erdoğan, son Davos zirvesine başbakan olarak değil AKP lideri olarak katılmıştı. Orada Unilever yöneticileriyle görüşen Erdoğan, Unilever’in dünya başkanına Lipton’un Unilever’in markası olduğunu bilmediğini itiraf ediyor. Malum Omo, Dove, Elidor, Knorr, Sana, Algida gibi markalar da Unilever’in...
Bunun anlamı şu: Unilever’in 50. yıl stratejisi içinde markalarıyla grubu birlikte lanse etmek ve grubun adını ve yöneticilerini biraz daha öne çıkarma gayreti olacak. Ancak verilecek olan esas mesaj şu olacak: “Bu ülkeye bağlıyız. Bu ülkenin insanına ve geleceğine güveniyoruz”...
İnşaat projeleri gündeme gelmeden...
17 Ocak 1995 yılında Japonya’nın Kobe şehrinde yaşanan depremle 1999’daki Kocaeli depremi arasında sürekli kıyaslamalar yapıldı. Kobe depremindeki hasarlar 90 milyar dolar harcanarak onarıldı. 250 bin bina yenilendi.
O zaman yeni bir mühendislik teknolojisi kabul edilen Sawa sistemiyle yapılan binaların depremden zarar görmedikleri gözleniyor. Hatta Dünya Kupası’nın oynandığı Yokohama ve Ulsan statlarında bu teknoloji uygulanmıştı.
Zeki Karahan, tekstilci bir ailenin oğlu. İnşaatı sevmesi, ailesi istememesine rağmen onu mühendislik okumaya yöneltti. Okulda ve iş hayatında sürekli yenilik aradı. Buldu da. Alacalı İnşaat olarak şimdiye kadar 360 civarında fabrika inşaatını gerçekleştirdi. 1999 depreminden önce de, Japonya’da Sawa sistemini buldu.
Bu teknolojinin Türkiye temsilciliğini almak isteyince, Japonlar vermiyorlar. Daha önce Kobe’ye vermişler, ancak uygulamalarda ve denetimlerde sorunlar çıkınca vazgeçmiş Japonlar. Karahan, kendi yaptığı çalışmalarla Japonları ikna ediyor ve sistemi Türkiye’ye getiriyor. Ala-Sawa olarak artık Türkiye’de bu sistem uygulanıyor. Yani depreme dayanıklı bina yapmak artık zor değil. Ancak, gerek Kocaeli’ndeki inşaatlarda gerekse depreme dayanıklılığın zorunlu olduğu binalarla ilgili kamu ihalelerine girmemesine çok şaşırdım. İşin iki boyutu olduğunu gördüm. Birincisi, devletin hâlâ bu ve benzeri sistemleri ihale şartnamesine koymamakta direnmesi. İkincisi ise, Karahan ailesinin devletle iş yapmama konusundaki prensipleri.
Ekonomide savaş sonrası birçok büyük projeler gündeme gelecek. İnşaat bunların başında. Mesele sadece projeyi konuşmak değil, çağdaş standartları taşıyan şartnamelerin de oluşturulması.
Depreme dayanıklı bu sistemden Türkiye’de sadece iki tane olduğu unutulmamalı.
24.04.2003
|