|
Gücün sınırlarını bilmek...
23 Nisan resepsiyonuna Meclis Başkanı Sayın Arınç’ın eşinin de katılması ihtimalinin doğurduğu gerilim yumuşasa da, AK Parti iktidarının altıncı ayında gelinen noktayı yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Yaşanan gerilim bir “türban meselesi” değildir. TBMM’nin kuruluş yıldönümlerinde Meclis Başkanı ve eşinin verdiği davet bir Cumhuriyet geleneğidir. Ne var ki, Sayın Arınç’ın eşi başörtülüdür. Böyle olunca da bir açmaza giriliyor. Laiklik konusundaki hassasiyetlerini “türban meselesi” ile gündemde tutan çevrelerin temsilcileri tavır koyarak resepsiyona katılmayacaklarını ilan ediyorlar.
Konuya özgürlükler ve Türk insanının geleneksel yaşam tarzına horlamaksızın bakanlar ise sapla samanın karıştırıldığı inancındadır. Zira Sayın Arınç’ın eşi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı milyonlarca kadın gibi dinî ya da geleneksel olarak başını örtmektedir ve sırf başının örtüsü yüzünden TBMM’nin kuruluş yıldönümünün bir protesto gösterisi ile gölgelenmesinin hiçbir anlamı yoktur.
Açmazın büyüklüğünü şöyle anlatalım: AK Parti iktidarının başbakanının, bakanlarının ve milletvekillerinin büyük çoğunluğunun eşleri başörtülüdür. 23 Nisan resepsiyonuna tümü eşleri ile geldiğinde Meclis çatısı altındaki görüntü bazılarınca tahammül edilecek gibi değildir. Onlara göre bu görüntü, 28 Şubat öncesi Sayın Erbakan’ın Başbakanlık’taki iftarının görüntülerinden bile daha fazla rahatsız edicidir.
Pekiyi ama 3 Kasım’da seçimlerde millet bu AK Parti milletvekillerini, aile yapılarını, yaşam tarzlarını bilmeden mi seçti? “Ortada bir kabahat varsa milletin kabahati, seçmeyecekti arkadaş!” diyebilir misiniz?
Pekiyi yine, “millet seçse bile Meclis Başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, bakanlar, milletvekilleri eşlerinin başlarını açtırsınlar, 23 Nisan resepsiyonuna öyle gelinsin kardeşim!” diyebilir misiniz?
Daha neler değil mi?
Öyleyse ne yapmalı? Başörtülü milyonlarca kadını toplumdan dışlamalı mı?
Başta da ifade ettiğimiz gibi konu “türban meselesi” değildir. Türkiye demokratikleşme bakımından normalleşemiyor. 28 Şubat 1997’de ortaya çıkan post modern müdahale, “rahatsızlık”larla, “yakından izleme”lerle, tavır koymalarla aynen devam ediyor. Gerilimin özü budur.
365 milletvekili ile tek başına iktidarda olan AK Parti yöneticilerinin önünde şimdi iki yol var.
Ya Türkiye’nin ve dünyanın gerçeklerini doğru okuyup siyasî iktidarlarının ömrünü uzatacaklar. Ya da “biz iktidarız” deyip kendilerince gereğini yapacaklar.
İkinci şık risk almak demektir. Cesaretle yürünürse demokrasi adına sonuç da alınabilir. Ancak cevaplanması gereken sorular var:
1. ABD ve AB ne kadar size destek verecektir?
2. Medya yanınızda olur mu?
3. Ekonomik yapı bu cesur çıkışa dayanabilir mi?
4. Meclis grubunuz sonuna kadar dik durur mu?
Birinci şık ise halk desteğinin daha da artacağı ekonomik ve sosyal politikalarla vatandaşa hizmet için gerilimi azaltmaktır. Onun için de bütün Türkiye’yi kucaklayan anlayışı kuvvetlendirmek gerekir.
Ttoplumda yeni tartışmalar doğuracak, ülkeyi boşu boşuna meşgul edecek konuları gündeme getirmenin gerçekten bir yararı var mı?
Hükümet koltukları birer emanettir. Bulunulan yerin hakkı verilemezse emanetler hep geri alınmıştır. Halen halkın büyük çoğunluğunun desteği hükümetin yanındadır. Ve bu hükümetin devamı için dua eden milyonlarca insan var.
Siyasetin çok önemli iki kuralı var: 1. Gücün sınırlarını bilmek: Önce, kendi gücünüzün sınırlarını bileceksiniz. Sonra da karşıtlarınızın gücünün sınırlarını bileceksiniz. 2. Öncelikleri doğru tespit etmek.
AK Parti yöneticileri birinci kuralla ilgili ne derece doğru tespitlere sahip bilmiyorum. Ama ikinci kural için şunu söyleyebilirim. Bu hükümetin önceliği, ekonomik sıkıntıların giderilmesi, piyasaların rahatlatılması ve demokratikleşme yolunda hızlı davranmasıdır.
24.04.2003
|