|
Mezarlık mühim değil, eli boş gitmemek mühimdir
Bekleyen soruları ve cevaplarını sırayla arz ediyorum. 1– Hanımların muayyen halleri devam ederken diş doldurtma ve kaplatma gibi tedavilerini yaptırmalarının caiz olup olmayacağı konusunda söylentiler var. Sizin tespitleriniz nasıldır?
– Muayyen halde iken diş dolgu ve kaplatmalarını yaptırmalarına yasak getirilmemiştir. Bu halin devamı sırasında da diş tedavilerini yaptırabilirler. Bu dolgu ve kaplamadan sonra yapılacak gusle bunlar mani olmaz, guslün sıhhatini önlemezler. Böyle bir vesveseye kapılmaya gerek yoktur. Ancak bu tedavileri, muayyen halin bitiminden sonra yaptırmalarında ise (mecburiyet olmasa da) efdaliyet vardır. İlgili kitaplarda bunun daha huzur verici olacağına işaret olunmuştur...
2– Hanımların kabir ziyaretine izin olmadığı konusunda söylentiler var. Muayyen halde iken kabir ziyareti yapamazlar mı?
– Hanımların kabir ziyaretini yasaklayan bir emir yoktur. Ancak muayyen halde iken Kur’an okuyamazlar, sadece dua okumakla yetinirler. Bir fitne ve dedikoduya sebep olmayacak ziyaretlere engel olunmaz.
Hemen ilave de etmeliyim ki, ölmüşlerimize yardım etmek ille de mezarlığa kadar gitmekle olur da değildir. Her insan, nerede olursa olsun dualarıyla ölmüşlerine yardım edebilir, manevi hediyelerini bulunduğu yerden gönderebilir. Nitekim Peygamberimiz (sas)’e dünyanın her yanından gönderilen salavatlarla, Medine’nin içinden gönderilen salavatlar arasında hiç fark yoktur. Uzaklık yakınlık bizim dünyamızdadır. Ruhani âlemlerde mesafe mefhumu mevcut değildir. Anında yerini ve hedefini bulur.
3– Bazı kimseler yer satın alıp mezarlarını daha ölmeden hazırlıyorlar. Böyle mezar yeri satın alıp mezar hazırlamak caiz midir?
– Mezar yerlerinin daraldığı zamanımızda önceden tedbir alıp yer tespit etmekte mahzur yok, belki maslahat da vardır. Ancak, hepsinden önce insan mezarı kendine değil, kendini mezara hazırlamalıdır. Zira ayette, insanın nerede öleceğini ancak Allah’ın bileceği bildirilmektedir. Kendine burada mezar hazırlayan insan, Allah nasip eder de hacda vefat ederse, elbette kendini buraya getirtecek değildir. Orada kalmayı tercih edecektir. Zaten insan nerede ölürse en makbulü en yakın yere defin yapılmasıdır. Mutlaka kendi memleketine, köyüne götürülmesi gerekir, diye bir mecburiyet yoktur. Hatta, Almanya’da ölenlerin de bir sürü masrafa ve meşguliyete girip de kendi köylerine getirilmesi mecburiyeti yoktur. Yeter ki orada hazırladıkları bir Müslüman mezarlığına definleri yapılsın.
İnsanı, gömüldüğü mezarlık kurtarmaz. Yanında götürdüğü ameli, iyi ahlak ve İslami hizmetleri kurtarır. Bunlardan mahrum insan, hangi mezarlığa giderse gitsin boş giden insan demektir... Boş gitmek ise ne mühim konudur. Düşünülecek mesele budur.
Nitekim caminin avlusundaki musalla taşında bekleyen bir cenazenin bomboş gittiğini anlayan avludaki deli görüntülü meczuplardan biri, tabutun başına gelir:
–Yuh olsun sana ey koca ihtiyar! diye bir yuh çeker.
Cenazenin ötede bekleyen oğlu da bu deli görüntüsündeki meczup adama içerleyerek mırıldanır:
– Yarın sen de geleceksin bu musalla taşına... O zaman ben de sana bir yuh çeker, intikamımı alırım, der. Gerçekten de bir müddet sonra meczubun cenazesini de musallaya koyarlar.
Fırsatı kaçırmayan oğul tabutun başına eğilerek seslenir:
– Sana da yuh olsun ey koca meczup!
Bu sırada tabutta bir kıpırdama olur. Başını hafifçe kaldıran meczuptan şöyle bir ses duyulur:
– Baban gibi bomboş gidiyorsam bana da yuh olsun!
Evet mezarlık mühim değil. Yuh çekilecek bir hayat yaşayarak bomboş gitmemek mühimdir.
30.04.2003
|