İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
01.05.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


AHMED ŞAHİN a.sahin@zaman.com.tr http://www.ahmetsahin.org
 

Kimliğimizi mi kaybediyoruz?

Bana öyle geliyor ki bir ölçüde kimlik bunalımı yaşıyoruz. İçimizi boşaltmışlar, dışımızı süslemekle meşgul oluyoruz. Sanki iç boşluğumuzu gizleme çaresini düşünüyoruz dışımızı süsleyip görüntü güzelliği için çırpınmakla. Bence şahsiyetini kazanmış, kimliğini şekillendirmiş kimseler iç olgunluk ve güzelliği esas alırlar, dış görünüşle gereğinden fazla meşgul olmazlar.


Bilirler ki esas olan iç olgunluk, fikir ve ruhta mükemmelliktir. Komplekslerden kurtulmaktır. İsterseniz bu konuyu ehlinden okumuş olmak için İrşad Ekseni’nden yapacağımız alıntı üzerinde birlikte tefekkür edelim. Bakalım şahsiyetini bulmuş, kimliğini kazanmış kimselerde ne türlü bir sadelik ve samimilik göze çarpmaktadır? Esas olan, aşırı bir dış görünüş müdür, yoksa sağlam bir iç oluş mudur?

Muhterem müellif diyor ki:

Samimi ve halis bir mü’minin en çarpıcı vasfı, onun tevazuu ve alçakgönüllülüğüdür. Onun, hayatı gayet sadedir. Gönlü gözü hep sadelikle doludur. Evi barkı ve muhiti yine bu manzara ile çevrilidir. Bu güzel vasfı o, Kur’an’dan ve Resülullah (sas)’ın eşsiz hayatından almıştır. Zira; Efendiler Efendisi (sas) hep böyle davranmış ve hep böyle yaşamıştır.

O, Mekke’de ilk tebliğe başladığı gün nasıl tevazu içindedir; Medine’de hazırladığı ordu ile, sekiz sene evvel çıkarıldığı Mekke’ye fatih bir kumandan olarak girdiği gün de yine aynı tevazu içindedir. Mekke’ye girerken bindiği hayvanın yelesine değen başı, O’nun mahviyette, gün geçtikçe daha da derinleştiğinin en güzel örneğidir. Susamıştır, bir bardak su ister. Zemzem kuyusunun etrafında herkesin kullanması için bardaklar vardır. Orada herkes bu bardakları kullanmaktadır. Sahabi, en yakın evlerden birine koşmaya ve temiz bir su kabı getirmeye çalışır. Hemen Allah Resûlü (sas) onu durdurur ve herkesin kullandığı bardaktan su içmek istediğini söyler. Evet, O, hiçbir zaman insanlardan ayrıcalıklı olmak istememiş ve şöyle buyurmuştur: “Ben de insanlardan bir insanım. Herkesin içtiği kaptan içmeliyim.”

Zaten O, hayatını hurma lifinden bir hasır üzerinde geçirmişti. Ukbaya hicretini de yine o hasır üzerinde yaptı. Üzerinde yattığı hasırı kaldırdılar ve O’nu o hasırın altına gömdüler. Ve bizler için cennetten daha mukaddes, O’nun ravzası işte bu hasırın mekan tuttuğu yerden ibarettir. O’nun hayatında hiç zikzak yoktu; tebliğ yolu da bence böyle olmalıdır. Hz. Ömer (ra) halife olduğunda genişliği bugünkü Türkiye’nin altı–yedi katı bir ülkeyi idare ediyordu. Buna rağmen o da, İslâm’a girdikten sonra başlattığı hayat ritmini asla değiştirmemişti; değiştirmemişti ve halife olduğunda Medine’nin en fakiri olduğu gibi, vefat ederken de yine en fakiriydi.

Üzerindeki elbisede –rivayete nazaran– otuzdan fazla yama vardı. Onu arayanlar ekseriyetle “Baki–i Garkat”ta başını bir mezar taşına yaslamış, öyle düşünüyor bulurlardı.

Krallara taç giydiren ve kralları tacından eden koca halifenin hiç değişmeyen hayat tarzı işte buydu!.. Ve bu onun aynı zamanda en tesirli tarafıydı. Buna, hâl dilinin gücü ve tesiri de diyebiliriz. Evet, onlar işte böyleydiler? Ya biz neyleyiz acaba?


01.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (30.04.2003) - Mezarlık mühim değil, eli boş gitmemek mühimdir

> (29.04.2003) - Çalışan adama Resûlüllah ne dedi?

> (24.04.2003) - Moral FM radyosunda doğum kontrol konuşması

> (23.04.2003) - Peygamberimiz ve adam yetiştirmek

> (22.04.2003) - Peygamberimiz ve hastalık tedbirleri

> (17.04.2003) - Sabah namazı neden dünya ve içindekinden hayırlıdır?

> (16.04.2003) - Gönenli ile Diyanet İşleri Başkanı akşam nasıl tartıştı, sabaha karşı nasıl kucaklaştı?

> (15.04.2003) - Yeni Aile İlmihali çıktı bitti! İkinci baskısı da yapıldı

> (10.04.2003) - Zulüm insanlardadır. Kaderde zulüm yok, adalet vardır...

> (09.04.2003) - Yılanın yaptığı da yanına kalmaz!




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.