|
Solak Galatasaray
Tuhaf şeyler söylemelerine alıştığımız bazı kişilerin arada birçok isabetli yorumlar yapması doğrusu hoş oluyor. Bunlardan biri de Erman Toroğlu.
Galatasaray maçı için söylediklerine bakın:
1) “Ergün, Baliç, K.Hakan hep soldan bindirdiler. Sağ tarafın kullanılmaması, rakip savunmanın sola göre bloklanmasına ve düzen tutmasına yol açtı. Sağdan gelenler de olsaydı, savunma dağılacaktı.”
2) “Adana’nın kalecisi, bazı önemli ve özellikli pozisyonlarda topu tutmaya değil, (tek yumruk dahil) def etmeye çalıştı ve çok doğru bir iş yaptı.”
3) “Emre bu takımda da milli takımda da oynar. Köreltildi. Kerem, yaptığı hatalardan çok, endişe aşılayan duruşuyla ve tutumuyla zarar veriyor.”
Bunlar çok doğru tespitler.
Hayli zamandan beri GS, solak bir takım hüviyetinde. Birkaç defa yazmıştım, yine söyleyeyim. Önce Fatih’in sonra Perez’in (daha da önce Okan’ın hatta Filipescu’nun) gidişinden beri, sağda çok açık bir sıkıntı var. Ama Terim, işe ortadan başladı her nedense. Emre gibi birini, ite–kaka unutturdu. Yerine denediği kimselerin hiçbiri yok, ama Emre de yok! Davala bir türlü kıvam bulmadı. Genç Suat’tan erken vazgeçildi. Pinto, aynı pıtpıtçı gidip gelmelerle, topu evirip çeviren bir kabiliyetten mahrum haliyle yerinde sayıyor. Arif, “santrfor”luk yakıştırmasıyla ortaya sıkıştırılarak kullanıldığı için matlaştı... Ve işte sağ taraf mefluç bir halde, K.Hakan, Baliç, Ergün Hasan hepsi solcu!
Bu hal, GS’nin tarihinde hiç görülmemiş bir şeydir. Tam tersine GS, sol kanatta adam sıkıntısı çekmiştir... “İsfendiyar, Suat, Metin, Kadri” forvetinin sol açığı yoktu mesela! İlk ciddi sol açık. Uğur Köken’dir. Turgay’lar, Coşkun’lar bunu hatırlayacaklardır, sonra da öyle devam etti sayılır. GS hiçbir zaman solak olmadı! İsfendiyar, Metin Kurt, Yılmaz, Okan, Arif ve şu an ismini hatırlayamadığım niceleri, sağ tarafı hep işlek tutmuşlardır... Esasen, solaklık genele göre istisnai bir durum sayılır.
Hemen bir ok çıkarayım: Metin Oktay’ın sol ayağı ile sağı arasında hiç fark yoktu. Ve aslında, büyük golcüler ve büyük denge adamları böyle olur. Buna dayanarak söylenebilecek olan şey şudur: Bir takım önce sağından ortasından kurulur, sonra solu tamamlanır!
Belki şaşırtıcı şeyler söylüyormuşum gibi gelebilir. Yaptığım sadece, herkesçe bilinen doğruları, farklı perspektiften vermektir.
Serbest yazmak gerekirse, Ergün’le Volkan’dan başkası, bu formlarıyla yahut seviyeleriyle, GS gibi bir takımda oynayabilecek durumda değiller.
Dar açıdan topa vuruyor adam. Bunu denediğine göre, bir meziyetine güvenmesi gerekir. Çok sert mi vuracaksın? Yoksa, derin bir falsoyla, uzak köşeye mi kavislendireceksin? Hiçbiri yok, dan diye vuruyor! “Görevi yaptı” desinler diye vuruyor.
Gol atmak zor değildir; zor olan, gol pozisyonu bulmaktır. Geneldeki kural budur. Gol atmayı beceremeyen adamların, pozisyon bulmaları hiçbir şey ifade etmez. Yağmur gibi gol pozisyonu var, gol yok! Biz “şans”ın ne olduğunu da bilmiyoruz. Şansın yahut şanssızlığın... Sergen vuruyor, sol köşeden (sanki bacadan girmiş gibi) önce yükselip kalecinin elini aştıktan sonra içeriye düşüyor. Burada şans payı var. Ama o şans payını Sergen’ler yakalar. Topu barajdan aşırarak o köşeye Sergen’in ustalığı yolluyor; şans payı da ona ekleniyor. Baliç’in vuruşlarına eklenebilecek bir şans payı düşünülebilir mi? Sadece Baliç’in de değil, diğerleri de ondan çok farklı bir durumda bulunmuyor.
Hakan Şükür’ün yurtdışında attığı iki gol, santrforluk açısından analizlik gollerdir. En kısa çizgilerle birbirine eklenmiş iki üç hareketi sanki otomatik olarak yapıyor. Santrforu yok Galatasaray’ın.
Şu satırları yazarken Fatih Terim’in bir itirafını dinledim ve samimiyetini çok takdir ettim: “Bir hatam oldu. Pinto yerine Arif’i süreklilik düzeninde oynatmak gerekirdi.” Ama, “santrfor” yakıştırmasıyla ortaya sıkıştırarak değil, sağdan başlayan ve çapraz koşulara da açılan aslî hüviyetiyle.
... Esasların ışığında ayrıntılar kolay önemli ve aydınlık meselelerdir. Ama esasları atlayan için; o ayrıntılar, önemli olduğu kabul edilen fakat mahiyeti seçilemeyen ve habire kurcalansa da düzenlenmesi mümkün olmayan gölge hareketleri gibidir. Gölge hareketlerini yönetmeye çalışan teknik direktörler de o gölgelerden biri haline gelir. Bu izah, futbol literatüründe yer almaz ama yeşil sahalarda çokça yaşanır! Fatih Terim durumu fark etmeye başladı, Lucescu zaten fark etmişti, Ersun Yanal ise son demeçleriyle henüz uzaklarda olduğunu ortaya koydu.
“Solak Galatasaray” gerçeğini de kapsayan bir zihniyet devrimi yaşanmadıkça yerimizde saymaktan kurtulamayız. Ayrıntılarla esaslar arasındaki ilişki, her türlü sahada geçerli olan fizik kanunları kadar kesindir çünkü!
01.05.2003
|