|
Asker–hükümet geriliminde kıyamet senaryosu
Kıyamet senaryosu tabiri bize Irak Savaşı’ndan kaldı. Hatırlanacağı üzere, savaş öncesi çeşitli senaryolar vardı. En iyimser ihtimalden en korkunç felakete kadar meydana gelebilecek olaylar konuşuldu, en kötüsüne de kıyamet senaryosu dendi. Temelde kendimizi en kötü şartlara göre ayarlama arzusu vardı.
Neler vardı neler kıyamet senaryolarında. Güya her evin çatışında uçaksavarlar vardı, petrol kuyuları cayır cayır yakılacaktı, Amerika sokak sokak savaşmak zorunda kalacaktı, Türkiye bu kirli savaşın içine çekilecekti, ülkemize gelen binlerce Amerikan askeri bir daha asla gitmeyecekti...
Tabii ki ne ekonomik istikrar kalacaktı ne siyasi denge. Ve Türkiye’nin bu olaylara dayanacak gücü yoktu...
Şimdi savaşta silahlar sustu, korkulan başa gelmedi, tehlike –en azından şimdilik– atlatıldı.
Silahlar susar susmaz gözler, “iç tehditler” ekseninde yeni gerilim konularına çevrildi. Bu gerilimin merkezinde asker–hükümet çatışması görünüyor. Aslında ideolojik kavgalardan ticari ihtiraslara kadar pek çok sebep var olayların perde arkasında. Bakıyorum bazı çevreler gerilimin direkt tarafı görünen asker ve AKP üzerinde sürdürüyor kavgayı...
Peki bu gerilimin sonu nereye gider?
Kalem kağıdı alıp ihtimalleri alt alta yazmanın zamanıdır şimdi. Her ihtimalin karşısına tahmin edilen sonuçları da yazmak gerekiyor. Ekonomiye yansıyan sonuçlardan sosyal depremlere kadar her şeyi, evet her şeyi düşünmek zorunda Türkiye.
Çünkü gerilime çanak tutanlar var, kışkırtmalarla gaza gelip işi çatışmaya götürenler var...
Dilerseniz, en hafifinden en şiddetlisine kadar ihtimallere kabaca göz atalım:
Asker–hükümet tansiyonu pozitif adımlarla aşağıya çekilerek Türkiye iyi bir demokrasi sınavı verebilir. Biliyorum, bazıları için ütopik belki de komik bir alternatif bu; fakat neden olmasın? Bazı sermaye ve medya gruplarının güya devletçilik yaparak ‘halk ne derse desin seni başkasına yar etmem’ tarzındaki yaklaşımı, uzun zaman kabul görecek bir anlayış değil.
Diyelim ki gerilim had safhaya geldi ve kırılma noktasına varıldı. No’labilir? Adı üstünde “kıyamet senaryosu”.
28 Şubat’ta olduğu gibi iktidar baskıyla alaşağı edebilir, siyasi iktidar istifaya mecbur bırakılabilir. Peki ya sonra? Yeni bir seçim mi? Sonuç değişmez ki! MNP kapatılınca MSP, o kapatılınca Refah, o kapatılınca Fazilet, o kapatılınca AK Parti daha güçlü gelmedi mi Meclis’e? Ayrıca 27 Mayıs’tan sonra Demokrat Parti’nin daha büyük bir destekle halka mal olduğu da ortada.
Denebilir ki yeni bir hükümet formülü bulunabilir belki. Hatta bu alternatif siyasi rekabetin ‘gizli emelleri’ arasında fısıldanabilir. Fakat asker üzerinden hükümeti bertaraf edenleri, halk sandıkta bertaraf ediyor. Mesut Yılmaz’ın akıbeti ortadayken yılların politikacısı Deniz Baykal böyle bir stratejiden medet umabilir mi?
Daha ateşli bir kıyamet senaryosuna ne dersiniz? Ara formüller üzerine kurgulanmış “demokratik” çözümler bulunamadı diyelim. Öyle ya, ortada “post modern darbe”yi makul kılacak siyasi dengeler de görünmüyor; çünkü bu Meclis aritmetiğinden bir koalisyon da çıkmaz.
İşte kıyamet senaryosunun mahşer meydanı ile tanıştığı en kötü ihtimal burada başlar. Maazallah asker darbe yapar ve Türkiye demokrasiden –geçici süre için bile olsa– vazgeçer?
Dünyanın yüzüne nasıl bakar Türkiye? Zaten sabıkası var bu ülkenin. Kaldı ki 21. yüzyılda yaşıyoruz; hiçbir sebep, demokrasiye müdahaleyi makul gösteremez. Bırakın karşı karşıya geleceğimiz uluslararası sıkıntıları, Türkiye’de bile demokrasinin kesintiye uğraması izah edilemez. İzah edilebilseydi Evren Paşa hakkında sonradan onca ağır eleştiriler yapılmazdı...
Adı üstünde, kıyamet senaryosu! Hiçbir gerçekliği yok. Bu tür kâbuslara ne askerimizin gönlü el verir ne sivilimizin...
01.05.2003
|