|
Faiz dışı fazlanın önemi...
Derinlemesine analiz edildiğinde, ekonominin kriz ortamından tüm çabalara rağmen çıkamamasının altında yatan gerçeğin, devletin uzun yıllardan beri devam eden gelirlerinden fazla harcama uygulaması olduğu anlaşılır.
Kamu harcamalarının sonucu ortaya çıkan büyük miktarlardaki mali açık finansal ve ekonomik istikrarı temelinden sarsmıştır. Çünkü, iç ve dış piyasalardan yüksek bedel ödenerek bu açığın kapatılması arayışı kamu kesimi borçlarının sürekli katlanarak artmasını beraberinde getirmiştir.
Bugün itibarıyla kamunun dış borçları uygun faiz ve vade yapısı dolayısıyla sorunlu görünmüyor. Ancak, iç borçlar konusunda durum hiç de parlak değil. Aynı iyimser yaklaşımın gösterilmesi mümkün değil.
Toplam büyüklüğü 163 katrilyon TL’ye ulaşan iç borçların yüzde 28’i sabit, yüzde 42’si değişken faizli, yüzde 30’u ise döviz cinsinden.
İç borcun yarısı piyasaya. Bunun da; yüzde 20’si vatandaşa, yüzde 25’i bankalara ve geri kalan yüzde 5’i yabancılara. Bu kesimlerin yeniden borç vermesi ancak yüksek faiz getirisi elde etmeleri ile sağlanabiliyor. Aksi takdirde borsa ve döviz başta olmak üzere alternatif yatırım araçlarına gitmeleri engellenemiyor. Daha da önemlisi böyle bir durumda kamunun borçlarını çevirmesi tehlikeye giriyor. Bu yolun önü bir noktada yüksek reel faiz getirisi sağlama yöntemiyle kesiliyor. Reel faizlerin çok istenmesine rağmen bir türlü düşürülememesinin altında yatan temel gerçek işte bu...
Diğer taraftan reel faizlerin düşürülememesi iç borçların artmasına yol açıyor. Demek ki, iç borç miktarının artmasının önünün kesilmesi aynı zamanda reel faizlerin düşmesine bağlı...
Gelirlerini artıramayan kamunun harcamalarını kısamaması aynı zamanda iç borçların artışına yol açan bir diğer etken. Kamu borçlanma gereğini düşürmeye dönük çözüm üretilmedikçe, bu yapısal bozukluğa bağlı, borçların şişmesi devam edecektir.
Gerek yüksek reel faizler gerekse mali açığa çözüm üretilememesinin sebep olduğu kamu borçlarının artışındaki bu süreklilik, mali açıdan borçların sürdürülebilirliğini de zamanla zora sokuyor. En azından borçların sürdürülebilirliğinin sağlanması için bütçenin faiz dışı harcama kalemlerinde fazla verme uygulaması önem kazanıyor.
Ancak, borçların sabit tutulması ve zamanla azaltılması hedeflerine ulaşılması, sürdürülebilir olmasından daha da önemli. Borçların sabit tutulması, sorumlu mali politikaların yürütülmesi yolu ile kamu borçlanma ihtiyacını doğuran reformlarla kapatılarak kontrol altına alınmasını gerektiriyor.
Azaltılması ise hem merkezi ve yerel idare harcamalarının disiplin altına alınmasına hem de borçlanma faiz oranlarının düşürülmesine ve ekonominin istikrar içinde büyümesine bağlı.
Gelir artırıcı, gider kısıcı uygulamalarla mali zayıflıkla mücadele edilmesi, verimsiz kamu işletmelerinin özelleştirilmesi, bankacılık sisteminin güçlendirilmesi, sermaye piyasalarının düzenlenmesi gibi reformlar ekonomik gelişme için kaçınılmaz önlemler olarak kendilerini dışa vuruyor.
Kuşkusuz, IMF destekli uygulanan ekonomik programla bu hususlarda reform niteliğinde kabul edilebilecek ciddi adımlar atıldı. İş başındaki hükümet de başlatılan reformları aksatmadan sürdürmeye devam ediyor. Hatta, kendisinden önceki hükümetten çok daha kararlı bir biçimde, ekonomik programın arkasına politik desteğini koyuyor. Ama, henüz tam manasıyla inandırıcılık noktasına işi taşımada sorunlar yaşadığı da bir gerçek...
Sonuç itibarıyla; sıkı mali politika uygulamalarının hayata geçirilmesi ile kamu borçlanma ihtiyaçlarının disiplin altına alınması ve hükümetin uygulanan ekonomik programı uygulamadaki kararlılığını göstererek alacaklılar ile piyasalara güven vermesi şimdi daha da fazla öneme sahip...
01.05.2003
|