|
Varalım kûy–ı dilârâya
Özi Kalesi’nin düştüğü haberini aldığı sırada bu acıya dayanamayıp kalp sektesinden vefat eden Sultan I. Mahmud’un Sebkatî (“geçip giden, geçici” veya “önde olan, öne geçen”) mahlasıyla şiirler yazdığını biliyoruz.
Daha sonra bestelenmiş de olan şu dörtlükte onun şiir gücünü görmek, şiir sanatında anlam katmanlarını nasıl istiflediğine şahit olmak, sözü nasıl da süsleyerek söylediğine parmak ısırmak mümkündür:
Varalım kûy–ı dilârâya gönül Hû diyerek
Kokalım güllerini gonca–i hoş–bû diyerek
Şerbet–i la’li hayali bizi öldürdü meded
Gidelim kûyuna yârin bir içim su diyerek
Günümüz diliyle şöyle demek olur:
Ey gönül! Gel “Huu!” diyerek sevgilinin yurduna varalım ve “Ne hoş kokulu bir gonca bu!” diyerek bağındaki gülleri koklayalım.
Yetişin dostlar, sevgilinin dudağındaki lezzetin hayali bizi (hasret ile) öldürdü... Çare ve şifa aramak üzere gelin artık sevgilinin kapısına “Bir içim su!” diye dilenerek varalım.
Sultan, özellikle kelimelerin birkaç anlamını istihdam ederek sanat yapmakta ve bunda da başarılı olmaktadır. Sözgelimi ilk dizede “Hû” demek üç anlamdadır. İlk planda bize dervişlerin Hû diye zikrettiklerini hatırlatır. Böylece kendisi de tasavvufa ilgi duyan sultan, sevgilinin yurdu demekle tekkeyi ön plana çıkarmakta ve oraya “Hu!” diyerek gidildiğini anlatmaktadır. Öte yandan bu sözün “o” zamirini karşıladığını hatırlatarak sanki bir âşıkın “O, ah o, ah o!” diye sevgiliyi sayıklaya sayıklaya dolaşmasını gözler önüne getirmektedir. Üçüncü anlam katmanında da, eskilerin, vardıkları bir yere “(Evde) kimse var mı?” anlamında “Huu! (İçerden birisi ses versin)” şeklindeki hitabını hatırlatır. Bu dizeye her üç anlamın da uygun düşmesi, şairin kudretindendir...
İkinci dizede “gonca–i hoş–bu” tamlaması da yine iki anlamdadır: Evvela “Hoş kokulu gonca” demeye gelir ki “hoş–bû” kelimesi bir tamlama biçiminde okunabilir. Eğer ayrı kelimelermiş gibi (hoş bu) okunursa, o vakit, “Güzel (hoş) gonca, işte budur!” anlamını taşır. Dizenin başındaki “Kokalım... (koklayalım)” eylemine yine her iki anlam da uygun düşer.
Üçüncü dizede şair sevgilinin dudağının hayalinin âşıkı öldürdüğünü söylemektedir ki mükemmel bir hayal, ustaca bir mübalağadır. Öyle ki âşık sevgiliye değil, onun dudağına değil, ancak o dudağın hayaline erişmeye cesaret bulabilmekte, ötesine geçememektedir. Sanki ötesini hayal etse yanacak, yok olacaktır. Nitekim bu hayal bile onun içini öylesine yakmaktadır ki bir sonraki dizede sevgilinin mahallesine gidip “Bir içimlik su, bir yudum su!” diye yalvaracaktır. Tabii bu son dizedeki “bir içim su” ifadesi, hem “Allah rızası için bir yudumcuk su!” diye dilenen bir susamışın (belki aşk serabına tutulmuş âşıkın) halini, hem de sevgilinin “bir içim su” denecek kadar güzel olduğunu göstermektedir.
Tarihin dipnotları
Temmam b. Cafer’in öyküsü
Temmam, cimriliğiyle ünlü bir adamdı. Bağdat’ta onun bu huyunu bilmeyen yoktu. Ekmeğini yiyene söylemedik laf bırakmazdı. Hatta sofrasından bir lokma alana “soyguncu” veya “katil” dediği bile oluyordu. Bir arkadaşı ona “Yeryüzünde benim kadar çok gezen ve benim gibi hızlı kişi yoktur.” dese, ona, “On kişinin yediğini yiyorsun, o kadarcık da olsun, ayakları taşıyan karın değil mi?! Bu halinle senden razı olandan Allah razı olmasın!” derdi. Yok eğer arkadaşı “Vallahi hiç gezemiyorum; otuz adım yürüsem nefes nefese kalıyor, tıkanıyorum” dese, o bu sefer de, “Nasıl gezeceksin, karnında yirmi hamalın taşıyacağı kadar yük var. Hareket etmek için az yemek gerekir. Bu göbeğine doldurduklarınla sen elbette kımıldayamazsın! Karnı yemekle tıka basa olan rüku ve secdeden bile aciz kalırken uzun süre yürüyemez elbette.” derdi. Arkadaşı, “Dün gece dişimin ağrısından uyuyamadım!” diyecek olsa, o “Bütün dişlerinin ağrımadığına şaşırdım. Hangi diş bu kadar öğütmeye dayanabilir. Vallahi Suriye değirmeni bile eskiyor. Kendine nazik davran, nezakette uğur vardır. Kendine ahmak davranma çünki ahmaklık uğursuzluk getirir (Nezakette uğur, ahmaklıkta uğursuzluk vardır – Hadis–i Şerif–) Arkadaşı, “Kendimi bildim bileli ne bir dişim ağrıdı, ne de yerinden oynadı!” dese, bu sefer de “A delim! Çok çiğnemek dişleri ve diş etlerini güçlendirirse de dişleri zaman zaman çiğnemeden muaf tutmak gerekir. Bu onları dinlendirip daha güçlü yapar. Tıpkı insan bedeni gibi.” demekten geri durmazdı. Arkadaşı suya kanmadığını söylese “Fırat ve Dicle’yi bile içse yetmeyeceğini, çünki çok yediğini” söyler, eğer o hiç susamadığını anlatsa yine çok yemesinden şikayetle “karnında su içmek için yer bırakmadığı”nı ileri sürerdi.
Allah kimseyi Temmam’a misafir etmesin!..
(Cimriler Kitabı’ndan)
Berceste
Var fenâ deştin temâşâ et açıp ibret gözün
Nice İskender türâb olmuş nice Dârâ yatar
Ey insan! İbret gözünü açıp yokluk çölüne bir bak hele! Orada nice İskenderlerin toprak olduğunu, nice Daryüslerin uzanıp kımıldamadan yattıklarını göreceksin.
01.05.2003
|