İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
06.05.2003
Salı
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


AHMET SELİM a.selim@zaman.com.tr
 

[SERBEST VURUŞ] Hüzünlü Kanarya

Birkaç yıl şampiyon olmamak, bir maçta GS’yi yenmek, sanıldığı kadar önemli değil. Sırf denge bozmaya yönelik şov polemikleriyle bir yere varılmaz. Derin grupsal fokurdamaların hiçbir işe yarayası yok.


Üç büyükler diye bilinen takımların şöyle bir özelliği var: Şehir takımları homojen bir taraftar kitlesine sahiptir. Bursalı Bursaspor’u, Diyarbakır’lı Diyarbakırspor’u, Elazığ’lı Elazığspor’u, Trabzon’lu Trabzonspor’u tutar. Bütün aileleriyle tutar. İki şehir takımı arasındaki bir müsabakada ortayı bulmak oldukça zordur. Ama, her ailede bir Galatasaray’lı, bir Fenerbahçe’li, bir Beşiktaş’lı olabilir. Yanlış hatırlamıyorsam, Turgay Şeren’in oğlu bile Fenerbahçeliymiş. Bu bir şanstır. İyi değerlendirilirse, çok faydalı sonuçların doğmasına vesile olabilecek bir yapı özelliğidir.

Hiç unutmuyorum. Çocukken bir akrabamız beni bir GS–Vefa maçına götürmüştü. Lisesini bitirdiği için Vefa’yı tutuyordu ve heyecandan elleri dudakları titriyordu. Kendisini çok seviyordum ve "inşallah bizim GS kazanamaz" diye dua etmeye başlamıştım! Bir ailenin bireylerini düşününüz; biri GS’lı diğeri Fenerbahçe’li yahut Beşiktaş’lı ise husumetli bir rekabet içinde bulunmaları mümkün müdür? Yine de çok şeylerin olduğu doğrudur; fakat bu şansımız olmasaydı daha da üzücü gelişmelerle karşılaşırdık. Üç büyüklerin rekabeti, bir "tamamlanma" gerçeğine sımsıkı bağlıdır ve bu gerçek görülmedikçe, kısır çekişmelerle futbolumuzun bir yere varması kabil değildir.

Son 10–15 yıldır, Piontec, Derwall, Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenes Erzik gibi isimler etrafında şekillenen bir değişimin yaşandığı, GS’ın Avrupa şampiyonluğu ve Türkiye’nin dünya üçüncülüğü gibi müstesna başarılarından da açıkça anlaşılabilir.

Ne yazık ki, aynı yıllarda Fenerbahçe’nin bu değişimi yok sayan bir ters tepkisellik içinde kalması, o değişimin devamını imkânsızlaştırıyor. Son başarısızlıkların gerçek sebebi, bir süreç halinde FB’nin uyumsuzluk göstermesidir.

Uzun yıllar görüşemediğimiz bir çocukluk arkadaşım, şöyle bir mesaj göndermiş: "(Rekabetin ardındaki tamamlanma gerçeğini görmediğin ve görmemekte inat ettiğin için seninle futbol konuşmam artık) demiştin ve onca yıl da konuşmadın. O günlerin her şeyini olduğu gibi futbol konuşmalarını da bilsen ne kadar özledim. Ama yazmak herkesle konuşmaktır ve futbolla ilgili yazılarınla karşılaştığımdan dolayı şimdi çok mutluyum. Bizim hüznümüzü (Fenerbahçe’nin demek istiyor) de yazarsan daha da mutlu olacağım". Tamamlanma ihtiyacı tek taraflı değil ki, Fenerbahçe’siz futbol olmaz ve Fenerbahçe, sempati duyduğu takım hangisi olursa olsun, Türk futboluna ilgi duyan herkesi ilgilendirir. Tamamlanma gerçeği bu demektir.

* * *

Fenerbahçe’nin eski futbolcu olan bazı yazarlarına bakıyorum. Hiç tahammüllü değiller, bundan dolayı da işe yarayan ve dişe dokunan bir analiz yapamıyorlar. Oyuncu kültürü, teknik direktör kültürü, yönetici kültürü, yorumcu–yazar kültürü, birbirinden farklı şeylerdir. Metin Oktay benim çocukluk kahramanlarımdandı, hâlâ övüyorum. Ama başarılı bir teknik direktör olamadı ve olamazdı. Ağabeyliğiyle, kaabiliyetli bir genci özel olarak ilgilenip çok zenginleştirebilirdi. Fakat, takımının bütününe bir objektif disiplin iradesiyle yön vermek onun işi değildi. Metin Oktay, duygulu ve sanatkâr bir ruha sahipti, didaktik ve otoriter olamazdı. "Topa vururken kaleye bakar mısınız?" sorusuna verdiği cevap şu: "Vururken bakmam ama, birkaç saniye önce ışınlarım!" O bu kadar söyler; tafsilini ben, hem de sayfalar dolusu yapabilirim. İcracılardan ne öğreneceksiniz, seyrederek öğrenebilirsiniz. Meselenin öbür yönünü de başarmaları mümkündür ama, zaruri değildir. Ayrı bir faslın gerçekleşmesine bağlıdır.

Fenerbahçe, kısa paslı bol çalımlı gösteri futbolunu seven bir takım karakterine sahiptir ki; bu, sokaktaki çocuğun da oyun dünyasına tekabül eder. Kadrolar değişir, bu karakteristik vasıf pek değişmez. Ayrıca; iyi havayı, bol tezahüratı, güçlü propaganda rüzgarlarını ve şöhret motivasyonunu sever. Sabrı azdır, o yılı düşünür... Bütün bunların, bazı değişimlere uğraması gerekliydi. Yurt dışında başarılı olmak düşünülüyorsa, Türk futbolunun kaydettiği gelişmeye ayak uydurup katkıda bulunmak ihtiyacından uzak durulmayacaksa, o değişim mutlaka yaşanmalıydı. Daha rasyonel, daha dirençli, daha ufuklu bir değişim hamlesinin soluğu mutlaka kazanılmalıydı. Bunu talep etmek seyirciye düşmez, hatta bu türlü hedefleri seyirciye rağmen gerçekleştirmek gerekli olabilir. Tribünlerin heyecanlı gençlerini taraftarın bütünü gibi gösteren Ali Şen’in insiyatifi Fenerbahçe’yi içine kapattı, adeta kilitledi. Birkaç yıl şampiyon olmamak, bir maçta GS’yı yenmek sanıldığı kadar önemli değil. Sırf denge bozmaya yönelik şov polemikleriyle bir yere varılmaz. Derin grupsal fokurdamaların hiçbir işe yarayası yok.

* * *

... “O gelsin öteki gitsin” meselesi değil Fenerbahçe’nin derdi. Fenerbahçe’nin bilinip de itiraf edilemeyen, özlenip de yaşanamayan bir yeni doğuşa ihtiyacı var. Taraftar, tribün seyircisinden ibâret değil; tribün amigoları hiç değil. Fenerbahçelilik, hemen her evde her ailede var olan bir sevgi bütünlüğüdür ve bu bütünlük iyi şeyleri hem anlar, hem de sahiplenmek kadirşinaslığını gösterir.

Fenerbahçe’yi, bazı seçkin evlatları, sevgiyle akılla ve şefkatle elinden tutup o aşılması mümkün olmayan inat duvarının önünden almalı, özlediği bahçesine, ışıklı cıvıltılı ufuklu bahçesine yöneltmeli.


06.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (04.05.2003) - Birey, sorumluluk, sistem

> (01.05.2003) - Hayata dönün, hayata!

> (01.05.2003) - Solak Galatasaray

> (27.04.2003) - Gerginlik değil, üreten uzlaşmacılık

> (24.04.2003) - Aydınlar ve siyaset

> (22.04.2003) - [SERBEST VURUŞ] Sergen ve Fenerbahçe

> (20.04.2003) - Peki bu meşru mudur?

> (17.04.2003) - Bir hicran hikâyesi

> (15.04.2003) - [SERBEST VURUŞ] Kadri Aytaç’ları hatırlamak

> (13.04.2003) - Birilerine hiç tesir etmez!




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.