İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
07.05.2003
Çarşamba
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

BM’nin Irak’taki başarısızlığı sonunu getirir mi?

Ramazan Gözen



Birleşmiş Milletler (BM) örgütü, ABD’nin Irak saldırısını ve işgalini önleyemedi. Böylece, kendisinin en önemli varlık nedeni olan konularda, yani devletlerin bağımsızlığına saygı, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ve savaşların önlenmesi bakımından işlevini yerine getiremedi. Bu başarısızlık nedeniyle BM’nin ve hatta bu süreçte benzeri bir başarısızlık gösteren NATO ve AB gibi örgütlerin gelecekleri sorgulanmaya başlandı. Fakat hemen belirtelim ki, Irak’ta olduğu gibi uluslararası savaşların önlenmesi görevi daha çok BM’nin kapsam alanına girer, NATO ve AB’nin değil. Bu başarısızlığın BM’nin sonunu getirip getirmeyeceğini söyleyebilmek için, öncelikle BM’nin doğasını iyi anlamak ve somut olarak ABD’nin Irak’a saldırısını niçin engellenemediğini iyi görmek gerekir.

BM’nin doğası

BM’nin temel amacı olan uluslararası savaşları önlemek ve barışı hakim kılmak ve korumak, sadece bir idealdir. Bu idealin gerçekleşebilmesi için, öncelikle tüm devletlerin bu ve benzeri diğer BM ideallerini benimsemesi ve uygun şekilde davranması beklenir. Fakat, uluslararası politika gerçeği, maalesef bu ideallere uygun şekilde işlemiyor; devletlerden bazıları saldırgan, savaşçı ve barış ve güvenliği bozucu eylemler içine girebiliyor. Şahsi devlet veya ulusal çıkarlarını, diğer devletler ve uluslararası toplumun geneline empoze etmeye çalışıyor; eğer bunu barışçı yollardan (diplomatik, ekonomik, siyasi araçlarla) gerçekleştiremezlerse, askeri yolları kullanıyorlar.

İşte bu noktada BM’nin devreye girmesi ve VII. Bölüm’de belirtilen “müşterek güvenlik sistemini” işleterek, saldırgan devlete karşı zorlayıcı tedbirler uygulaması gerekir. Diplomatik ilişkilerin kesilmesinden, ekonomik ambargoya, siyasi baskılara ve dışlamaya kadar pek çok tedbirler kullanarak, saldırganı “cezalandırma” adımları atması gerekir.

Fakat burada çok önemli bir sorun vardır: Saldırganın uluslararası politikadaki konumu ve gücü bu tür cezalandırma tedbirlerindeki etkinliği etkiler. Eğer saldırgan devlet zayıf ve büyük devletler tarafından önemsiz ve korumasız ise, BM’nin müşterek güvenlik sistemi kolaylıkla uygulanabiliyor ve olumlu sonuç alınabiliyor. BM Irak’a karşı 1990’lar boyunca uyguladığı politika bunun en çarpıcı örneğidir. Ama eğer saldırgan devlet küçük olmasına rağmen arkasında güçlü bir devlet varsa, bu tür bir devlete karşı zorlayıcı tedbirlerin uygulanması resmen olmasa da pratikte etkili olmuyor. BM’nin Sırbistan’a karşı kabul ettiği zorlayıcı tedbirlerin tam olarak uygulanmaması buna bir örnektir. Ve eğer saldırgan devlet, BM Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerden ve veto sahibi büyük ya da süper güçlerden birisi ise, bu durumda ne resmiyette ne de pratikte zorlayıcı tedbirlerin uygulanması kesinlikle mümkün değildir. Böyle durumlarda BM’nin işlevini devam ettirebilmesi de zaten düşünülemez. 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı ve şimdi ABD’nin Irak’ı işgali bu kapsamdaki örneklerdir.

Buradan çıkan sonuç şudur: İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin öncülüğünde ve İngiltere, Sovyetler Birliği, Çin ve Fransa’nın destekleriyle kurulan BM’nin barış idealini gerçekleştirebilmesi, ancak öncelikle bu devletlerin BM ideallerine uygun davranmasına; veya BM’nin ideallerini uygulamaya yetecek kadar bir uluslararası güç dengesinin ya da dağılımının oluşmasına bağlıdır. Eğer bu şart oluşmamışsa, BM’nin saldırganları durdurabilecek, savaşları önleyebilecek ve barışı hakim kılabilecek kadar güçlü bir ordusu, mahkemesi, ekonomik ve mali kaynakları ve hatta yürütme organı yoktur. Bütün bunlar özellikle büyük üye ülkelerin katkı ve destekleri ile gerçekleşir.

Irak’ta BM’nin başarısızlık nedenleri

Irak örneğinde başarısızlığın dört nedeni vardır: 1) ABD’nin uluslararası hukuku ve BM ilkelerini dışlayarak kendi çıkarlarına göre hareket etmek konusunda kararlı olması; 2) Fransa, Almanya, Rusya ve Çin’in askeri güçlerini etkili bir şekilde birleştirmemeleri, tam olarak uygulamaya koymamaları ve hatta bütün bunları gerçekleştirseler bile ABD’nin askeri ve siyasi gücünü etkisiz hale getirebilecek kadar güçlü bir askeri kapasiteye sahip olmamaları; 3) Saddam Hüseyin’in sabıkaları nedeniyle bu devletlerden hiçbirinin Irak’ı ABD’ye karşı savunma ve yardım etme niyetinde olmaması, Irak için kendilerini riske sokmak istememeleri; 4) Irak’ı savunarak kendilerini dolaylı da olsa ABD ile savaşan ülke görünümüne sokmak istememeleri. Dolayısıyla, ABD’nin örneğin bir Avrupa müttefikine veya Saddam Hüseyin gibi sabıkası olmayan bir ülkeye karşı aynı gerekçelerle savaş açması durumunda ortaya çıkacak resim daha farklı olabilecektir.

BM’nin geleceği

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi, BM ne tüm savaşları önleyebilecek kadar bir kapasiteye ve mekanizmaya sahiptir, ne de tarih boyunca gerçekten bu konuda başarılı olabilmiştir. BM, tarihi boyunca, 1990–1991 Irak Savaşı istisnası dışında, kendisinden beklenen derecede başarıyı gerçekleştirememiştir, çünkü özellikle Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği BM’yi tam olarak dikkate almamışlar ve uluslararası politikalarını BM dışında kotarmışlardır. BM’ye ancak ihtiyaç duyduklarında ve çıkarlarını gerçekleştirebilecekleri durumlarda müracaat etmişler ve dikkate almışlardır. Bu nedenle BM’nin Irak örneğinde başarılı olmaması, diğer veto ülkesi devletlerin beklenen güç dengesini oluşturamamaları nedeniyle, sürpriz olmamıştır.

Bundan sonra da, özellikle savaş–barış konularında, uluslararası politikanın mevcut gerçekleri devam ettiği sürece BM’nin yapısında büyük bir değişiklik olmadan devam edeceği görüşündeyim. Bu demek değildir ki, BM’de bazı değişiklikler olmaz. Örneğin, uluslararası ilişkilerde çok güçlü olmalarına rağmen BM’de etkinliği olmayan Almanya ve Japonya’nın da BM Güvenlik Konseyi’nde uygun bir şekilde veto sahibi olmaları tartışılıyor. Böyle bir değişiklik, Almanya’nın Irak olayında gösterdiği tavır nedeniyle şimdilik güçleşmiş olmakla birlikte, ABD’nin Almanya’yı da kendi yanına çekebilmek için bu yönde adım atması mümkündür. Her ne değişiklik yapılırsa yapılsın, BM, mevcut uluslararası güç yapısını yansıtmaya devam edecektir. Yani, ne ABD veya başka bir ülkenin “dünya hegemonyası ve hükümeti” projesinin BM’ye yansıması mümkündür; ne de bu ülkelerin BM’den ayrılarak “kendi işini kendin yap” ilkesine göre hareket etmesi beklenir. Zira, birinci alternatif, diğer ülkelerin ABD’nin kontrolü altına girmesi anlamına gelirken; ikinci alternatif, çok daha büyük bir dünya savaşının çıkmasına giden süreci başlatabilir.

Diğer yandan, BM’nin sürekliliğinde rol oynayan savaş–barış dışındaki birçok başka faaliyetlerini de dikkate almak gerekiyor. BM’nin sağlık, kültür, toplum, meteoroloji, hava ulaşımı ve daha birçok teknik işlevleri, tüm insanlığın yararına katkılarda bulunmaktadır. İnsanlığın bu alanlarda birbiriyle işbirliği ve yardımlaşma ihtiyacı olduğu ve BM bu alanlarda katkılar yapmaya devam ettiği sürece, BM veya BM benzeri bir örgütün bir evrensel insanlık birikimi olarak ayakta kalmaya devam edeceği kesindir.

Doç. Dr., Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

07.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> CHP ve Türk demokrasisi Gökhan Bacık (07.05.2003)

> Küresel harpler serisi ve savunmasız dünya Durmuş Hocaoğlu (06.05.2003)

> ABD siyasetinde iki ekol William Row (06.05.2003)

> Denktaş’ın yumurtası HERKÜL MİLLAS (05.05.2003)

> Savaşı görmek Naci Bostancı (04.05.2003)

> Türkiye örnek ülke olabilir mi? Cem Özdemir (04.05.2003)

> Yakınlaşma mı, yalnızlaşma mı? NİHAL BENGİSU KARACA (04.05.2003)

> Medeniyet ayinleri ve imaj denetimi Nazife Şişman (03.05.2003)

> Irak Savaşı’nda kazananlar ve kaybedenler Emir Tahiri (03.05.2003)

> Türkmenlerin savaş sonrası konumları Soner Çağaptay (02.05.2003)

> Reform başka şeydir, ‘Batılılaşma’ başka şey! ALEV ALATLI (02.05.2003)

> Siyasi krizler ve ekonomik maliyetleri Muhammet Akdiş (01.05.2003)

> Türkmenler ya da Kuzey Irak’ın yumuşak karnı Soner Çağaptay (01.05.2003)

> Türkiye’nin çıkmazı: Korkular ve tehdit algılaması Hakan Yavuz (30.04.2003)

> 23 Nisan, AKP ve AB ESER KARAKAŞ (30.04.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.