İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
08.05.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

YAZARLAR


AHMED ŞAHİN a.sahin@zaman.com.tr http://www.ahmetsahin.org
 

Sünnetleri bırakıp yerine kaza kılmak caiz olmaz mı?

Sık sorulan sorulardan birini bir daha sohbet konusu ediyoruz bugün. Deniyor ki:


– Vaktiyle kılamadığımız birçok namaz borcumuz vardır. Geçmişte gaflet içindeydik. Namazın boynumuzun borcu olduğunu pek bilemiyor, kılmadıktan sonra borçtan kurtulmanın imkansız olduğunun idrakinde olamıyorduk. Şimdi ise aklımız başımıza geldi, kılamadığımız geçmişteki namazlarımızın borcumuz olarak zimmetimizde durduğunun farkına vardık. Bu defa da tek tek bunları kaza ederek kılma yerine sünnetlerin yerine kılmayı düşündük. Beş vakit farzların önünde ve sonunda kıldığımız sünnetleri kılmasak da, bunların yerine kaza namazı kılsak, nasıl olur? Yani sünnet yerine, kılamadığımız geçmiş namazlarımızı kılarak borçtan kurtulsak caiz olmaz mı?

Bizim cevabımız bu konuda zor değil, kolaydır. Hem de çok kolay. Sünnetleri kılmayıp da yerine kaza namazı kılmak neden caiz olmasın? Elbette olur?.. İnsan kıldığı namazın borcundan kurtulur. Kılmadığı namazın da sevabından mahrum kalır. Bundan daha tabii ve makul ne olabilir?..

Demek ki sünnetleri bırakıp da yerine kaza namazı kılmayı tercih eden bir Hanefi, bir kazanır bir de kaybeder. Kazandığı bellidir. Kıldığı kaza namazı. Kaybettiği de bellidir. O da kılmadığı sünnet namazları.

Mesele bu kadar açık ve nettir. Hem de bir kazanırken bir de kaybetmek kadar açık ve nettir. İnsan kıldığı namazın sevabını alır, kılmadığının da sevabından mahrum kalır...

Şafii’de durum farklıdır. Çünkü onlarda kaza namazı borcu olanların, bir an önce bu borçtan kurtulmak için, acilen sünnetleri bırakıp olanca azimleriyle kaza kılmaları gerekir...

Ancak Hanefi’de durum öyle değildir. Sünnetler sünnet olarak kılınmalıdır. Zimmette borç olarak bekleyen kaza namazları da ayrıca kaza olarak kılınmalı, böylece bir kazanırken bir de kaybetmek gibi bir sonuçla karşı karşıya kalınmamalıdır.

Bu konuda Hanefi alimlerinin tavsiye şeklinde verdikleri ölçüleri şudur: Kılınmaları hakkında hadis bulunan sünnetler, kaza namazı kılmak için terk edilmemelidirler. Madem Efendimiz bunları emretmiş, ihmal edilmemelidir. Buna göre, kuşluk namazı, akşamdan sonra kılınan evvabin namazı, geceleri kılınan teheccüd namazları kaza namazı için terk edilmemelidir. Çünkü bunların kılınması hakkında sıhhatli hadisler vardır. Bunların dışındaki nafile namazlar yerine kaza kılınmasında isabet olduğu kesindir.

Mesela, herhangi bir müsait vakitte iki rekat nafile namaz kılmak gayet güzel ve sevaplı bir ibadettir. Ancak bunun yerine kaza kılmak ondan daha güzel ve sevaplı bir ibadettir. Bunda herhangi bir tereddüt söz konusu değildir. Burada netleşmesi gereken mühim bir soru daha vardır. O da bir namazı iki niyetle kılma meselesi... Sünnetleri kılacakken, baştan hem kazaya hem de sünnete niyetlensek, böylece hem sünnetleri kılmış oluruz, hem de kaza namazımızı kılarak ikisini birden yerine getirmiş sayılırız. Meşhur ifadesiyle bir taşla iki kuş vurmuş duruma geliriz. Başka bir ifadeyle de, niyetimiz sebebiyle kılmadığımız namazı da kılmış hale geliriz...

Burada insanın kılmadığı namazın sevabını alması gibi bir durum söz konusu oluyor. Birileri sünnetleri asla terk etmiyor, kılıyorlar. Siz ise kılmıyor, terk ediyorsunuz. Bununla beraber siz kılanlarla eşit sayılıyor, onların kılarak aldıkları sevabı siz kılmayarak alıyorsunuz. Niyetiniz sebebiyle. Burada bir adaletsizlik de söz konusu oluyor.

Ayrıca niyette tereddüt caiz değildir. Namaza başlarken ya sünnete niyet edilir ya da farza... Bir namaza, iki namaza birden niyet ederek başlamak sahih olmayacağından, hangi namazı kıldığınız da kesin şekilde belli olmamakta, böylece bir çıkmaz da bu niyet meselesinde meydana gelmektedir.

En sağlamı, sünneti sünnet, kazayı da ayrıca kaza olarak kılmalıdır. Geçmişte farzı kılmayan nefsimize şimdi bir de sünnetleri kılmama primi vermemelidir. Sözün özü budur.


08.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (07.05.2003) - Peygamberimizin yanında kadının hatırı nasıldır bakın!

> (06.05.2003) - ‘Nemalar faiz sayılır, alınmaz’ diyorlar, doğru mu?

> (01.05.2003) - Kimliğimizi mi kaybediyoruz?

> (30.04.2003) - Mezarlık mühim değil, eli boş gitmemek mühimdir

> (29.04.2003) - Çalışan adama Resûlüllah ne dedi?

> (24.04.2003) - Moral FM radyosunda doğum kontrol konuşması

> (23.04.2003) - Peygamberimiz ve adam yetiştirmek

> (22.04.2003) - Peygamberimiz ve hastalık tedbirleri

> (17.04.2003) - Sabah namazı neden dünya ve içindekinden hayırlıdır?

> (16.04.2003) - Gönenli ile Diyanet İşleri Başkanı akşam nasıl tartıştı, sabaha karşı nasıl kucaklaştı?




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.